Basın Duyurusu No: BB 46/16
27.12.2016

HAKKANİYETE UYGUN VE MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKLARINA İLİŞKİN YUSUF KARAKUŞ VE DİĞERLERİ KARARI
BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 8/12/2016 tarihinde Yusuf Karakuş ve diğerleri tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2014/12002), Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

İstanbul Emniyet Müdürlüğü 17/1/2000 tarihinde, Hizbullah terör örgütüne yönelik operasyonlar düzenlemiştir. Emniyet görevlilerinin bir eve yaptığı operasyonda örgüt lideri ölü ele geçirilmiştir. Evde yapılan aramada, örgüt hakkında bilgiler içeren çok sayıda hard disk bulunmuştur.

Başvurucular anılan operasyonda elde edilen bilgiler üzerine başlatılan soruşturma kapsamında 6/5/2000 tarihinde gözaltına alınmıştır. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Şubesinde başvurucuların müdafileri olmaksızın ifadeleri alınmış ve 7/5/2000 tarihinde Ankara'ya sevk edilmişlerdir.

Başvuruculardan Hasan Kılıç, İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesinde müdafi olmaksızın alınan ifadesinde suçlamaları reddetmiş, daha sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesinde alınan 12/5/2000 tarihli ifadesinde ise ayrıntılı ikrarlarda bulunmuş, akabinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) suçlamaları kabul etmiştir.

Benzer şekilde başvurucu Yusuf Karakuş, 7/5/2000 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesinde müdafi olmaksızın alınan ifadesinde kendisini ve diğer şüphelileri suçlayan beyanlarda bulunmuştur. Başvurucu, Ankara Emniyet Müdürlüğünde müdafi olmaksızın alınan ifadesinde de ayrıntılı ikrarlarda bulunmuş ve yer göstermeleri yapmıştır.

Başvurucu Mehmet Şahin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesinde müdafi olmaksızın alınan ifadesinde ayrıntılı bir şekilde yaşantısını, Tevhid-Selam grubuna girişini ve faaliyetlerini anlatmıştır. Başvurucu, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde müdafi olmaksızın alınan ifadesinde de ayrıntılı ikrarlarda bulunmuştur. Başvurucu, daha sonra Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı ve DGM Yedek Hâkimliğinde Tevhid-Selam grubu ile ilgisi bulunduğunu ancak şiddete yönelik herhangi bir eyleme katılmadığını beyan etmiştir.

Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 11/7/2000 tarihli iddianamesiyle başvurucular hakkında Anayasa'yı ihlal suçundan Ankara 2 No.lu DGM'de kamu davası açılmıştır.

Başvurucular duruşmalarda, soruşturma evresinde ikrar içeren beyanlarının baskı altında alındığını iddia ederek reddetmişlerdir.

Başvurucular Ankara 2 No.lu DGM'nin E.2000/102 sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda 7/1/2002 tarihli kararla hapis cezalarına mahkûm edilmişlerdir. Başvurucular Mehmet Şahin ve Yusuf Karakuş anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeyi amaç edinen silahlı çetenin sair efradı olma suçundan, başvurucu Hasan Kılıç ise silahlı çetede özel görevli yöneticilik suçundan cezalandırılmıştır.

Bu karar ve yargılamaya devam eden (kapatılan) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/7/2005 tarihli kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararlarıyla bozulmuştur.

Başvurucuların soruşturma evresindeki ikrarlarını ve birbirlerine yönelik suçlayıcı beyanlarını da esas alan 17/1/2013 tarihli mahkûmiyet kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31/3/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

Başvurucuların İddiaları

Başvurucular; yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmediğini, bu kapsamda esas olarak gözaltında avukata erişim imkânından yararlandırılmadıkları sırada baskı ve işkence altında imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen ifadelere dayanılarak mahkûmiyetlerine karar verildiğini iddia etmişlerdir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

a. Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

Devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden başvurucuların gözaltında tutulduğu sırada kural olarak müdafi yardımından yararlanmaları, ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır. Başvurucuların gözaltında tutulduğu tarihlerde yürürlükte bulunan mevzuat, gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucuların belirtilen şartlarda 8 ile 13 gün arasında gözaltında tutulduğu görülmektedir.

Başvuruculara isnat edilen suçlar kapsamındaki eylemlere ilişkin değerlendirmede, kendileri ve diğer sanıkların gözaltında müdafi olmaksızın ve baskı altında verildiği iddia edilen beyanlarının delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Başvurucuların diğer deliller yanında müdafi olmaksızın alınan ve daha sonra mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda anılan eylemleri gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyetlerine karar verildiği, gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıt olarak kullanıldığı, sonraki aşamalarda sağlanan müdafi yardımı ve yargılama usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında başvurucuların savunma hakkına verilen zararı gideremediği anlaşılmaktadır.

Sonradan (yargılama devam ettiği sırada) yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’un 148. maddesi, hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmayan müdafi yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturma aşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak mahkemece bu husus gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafi edilememiştir. Gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmaması ve bu sırada elde edilen ifadelerin mahkûmiyet kararına esas alınması müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur.

Sonuç olarak Anayasa mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

Ceza yargılamasına ilişkin ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 13 yıl 10 ay 25 gün sürdüğü anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :