Basın Duyurusu No: BB 33/17
14.11.2017

ÜNLÜ KİŞİNİN BALKONDAKİ UYGUNSUZ GÖRÜNTÜLERİNİN YAYIMLANMASININ ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKINI İHLAL ETMEDİĞİNE İLİŞKİN KARARIN BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 5/10/2017 tarihinde Birsen Berrak Tüzünataç tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2014/20364), Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Olaylar

Ünlü bir oyuncu olan başvurucunun evinin terasında bir başka ünlü oyuncu (Ş.G.) ile yakınlaşma görüntüleri bir televizyon kanalının magazin programında yayımlanmıştır. Başvurucu Asliye Hukuk Mahkemesinde yayın kuruluşunun sahibi aleyhine tazminat davası açmış, kamuoyunda tanınan bir sanatçı olduğunu vurgulayarak evinin balkonundan yakınlaştırma yöntemi uygulanarak çekilen mahrem görüntü ve fotoğraflarının yayımlanması suretiyle şeref ve itibarının zedelendiğini, yayında kabul edilmesi mümkün olmayan ithamlarda bulunularak aleyhine olumsuz bir algı yaratıldığını iddia etmiştir.

İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme), başvurucunun sanat dünyasında tanınmış bir oyuncu olduğu, yaşam tarzı ve şöhreti nedeniyle magazin basınının ilgisini cezbettiği, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılığın bulunduğu, haberin gerçeği yansıttığı, yayının başvurucunun onur ve itibarını zedeleyecek ifadeler içermediği gerekçeleriyle davayı reddetmiştir. Mahkeme ret kararında görüntünün başvurucunun evine gizlice girilerek değil kamuya açık olan sokaktan çekildiğinin de ayrıca altını çizmiştir. Karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

İddialar

Başvurucu, Yargıtay tarafından terasın kamuya açık alanlardan sayılmadığını, basının yorum ve bilgilendirme yaparken başkalarının kişilik haklarını ihlal etmemesi gerektiğini, çekilen görüntülerin yayımlanması nedeniyle bir süre psikolojik çöküntü yaşadığını, bu görüntülerin yayımlanmasının basın özgürlüğünün sınırlarını aştığını ve kişilik haklarını zedelediğini belirterek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Başvurucuya ait görüntülerin özel bir televizyonda yayımlanması başvurucu ile özel bir televizyon kuruluşu arasındaki bir uyuşmazlık olup devlete atfedilebilecek herhangi bir fiil söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olaydaki başvurunun Anayasa'nın 20. maddesiyle devlete yüklenen pozitif yükümlülükler kapsamında incelenmesi gerekir.

Anayasa'nın 20. maddesinde güvenceye bağlanan özel hayata saygı hakkı devletin bu hakka müdahale etmesini kural olarak yasakladığı gibi devlete, bireyin özel hayatını üçüncü kişiler tarafından yapılacak müdahalelere karşı koruma pozitif yükümlülüğü de yüklemektedir.

Başvurucunun görüntülerinin kişiliğinin bir parçası olarak özel hayatı kapsamında olduğu açıktır. Bu görüntülerin televizyon programında yayımlanması başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaktadır. Öte yandan buradaki müdahale basın özgürlüğü kapsamında kalan haber yapma ve eleştiri hakkının kullanımından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun özel yaşamına saygı hakkına yapılan müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığının tespiti bakımından müdahalede bulunulan özel hayata saygı hakkı ile müdahale sebebi teşkil eden basın özgürlüğü arasında denge kurulup kurulmadığına bakılması gerekir.

Başvurucu, toplumda tanınan bir sinema ve televizyon oyuncusudur. Sanatçıların özel hayatlarının toplumun belli bir kesiminin merakını cezbettiği bilinen bir gerçektir. Bu yüzden sanatçıların özel yaşamlarının belli bir ölçüye kadar haber ve eleştiriye konu edilmesinin demokratik bir toplumda hoşgörüyle karşılanması gerekir. Sanatçının özel yaşamına ilişkin olarak sağlanması gereken korumanın sıradan bir insana nazaran daha az olduğu hatırdan uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla toplumun bir kesiminde oluşan merak duygusunun tatmini amacıyla sanatçının özel yaşamının basın ve yayın araçları kanalıyla haberleştirilmesi ve eleştiri konusu edilmesinde kamu yararı bulunduğu söylenebilir. Ancak bu durum, sanatçının özel yaşamının her türlü detayına kadar haberleştirilebileceği biçiminde anlaşılamaz. Kamuya mal olmuş bulunması sanatçının özel yaşamını Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı güvencesinin kapsamı dışına çıkarmaz. Bu noktada -somut olay bakımından- başvurucunun kendi eylem ve tutumu ile başvurucuya ait görüntülerin elde ediliş biçimi büyük önem taşımaktadır.

Görüntü kaydı incelendiğinde görüntülerin başvurucunun balkonundan daha düşük bir kottan çekildiği ve balkonun aşağıdan görülebilen çok küçük bir alanını içerdiği görülmektedir. Bu durumda görüntülerin sokaktan çekildiği hususunda Mahkemece ulaşılan kanaatin aksi bir sonuca ulaşılabilmesi için herhangi bir neden bulunmamaktadır. Başvurucunun balkonun bu köşesinde partneriyle yakınlaşmasının kameranın çekim yaptığı noktada bulunan insanlar tarafından özel bir çaba sarf edilmesine ihtiyaç duyulmadan görülebildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun kendi rızasıyla balkonun dışarıdan görülebilen alanında partneriyle yakınlaşmayı tercih ettiği gözetildiğinde mahreminin korunması hususunda yeteri kadar hassas davranmadığı ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği değerlendirilmektedir.

Belli bir hayran kitlesine sahip başvurucu ile Ş.G. arasında yaşananları muhabirin haber yapmaya değer görmesi anlaşılabilir bir durumdur. Görüntülerin kayıt altına alınması kişilik hakları yönünden hassasiyet taşısa da bunların başvurucunun dışarıya kapalı konutuna girilmeksizin kamunun kullanımına açık bir alandan (sokaktan) ve herkes tarafından görülebilen bir yerden çekilmiş olması ve görüntüsü çekilenlerin sanatçı kişiliği dikkate alındığında basın özgürlüğünün sınırları içinde kaldığı değerlendirilmektedir. Öte yandan görüntülerin içeriğine bakıldığında başvurucu ile Ş.G.nin yakınlaşmasından ibaret olduğu ve ilgililer açısından kabul edilemez derecede rahatsızlığa yol açabilecek unsurlar içermediği görülmektedir.

Bu durumda yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip olduğu takdir payları da dikkate alındığında Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu ve başvurucunun özel hayatının korunması hakkı ile davalının basın özgürlüğü arasında makul bir dengenin gözetildiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Anayasanın 20. maddesinde güvenceye bağlanan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :