Kişi Hürriyeti ve Güvenliğine İlişkin Yavuz PEHLİVAN ve Diğerleri Kararı Basın Duyurusu
Basın Duyurusu No: BB 14/15
9/7/2015

Kişi Hürriyeti ve Güvenliğine İlişkin Yavuz PEHLİVAN ve Diğerleri Kararı Basın Duyurusu

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 4/6/2015 tarihinde Yavuz Pehlivan ve Diğerleri’nin bireysel başvurusunda (Genel Kurul No: 2013/2312), tutukluluk süresinin makul olmaması ve dava dosyasına erişimin kısıtlanmasının başvurucuların kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarını ihlal ettiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucular, kamuoyunda “İzmir Askeri Casusluk Davası” olarak adlandırılan yargılama kapsamında “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” suçlarını işledikleri iddiasıyla tutuklanmış ve haklarında kamu davası açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi önünde tutuklu olarak devam eden yargılamada, başvurucular, tutuklanmalarına ve haklarında kamu davası açılmasına neden olan ve üçüncü bir şahıstan ele geçirilen dijital verilerin imajlarının verilmesi talebinde bulunmuşlar, fakat Mahkeme dijital veri tabanı üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılacağı gerekçesiyle bu talepleri reddetmiş ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir. Başvurucular, bireysel başvuruda bulunduktan sonra serbest bırakılmışlardır.

İddialar

Başvurucular, tutuklanmalarının kanuni olmadığını, tutukluluk sürelerinin makul olmadığını, dava dosyasına erişimlerinin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini, ayrıca isnat olunan suçların terör suçu olmamasına rağmen özel yetkili mahkemede yargılanmalarının kanuni hâkim ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Mahkemenin değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesine göre, Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili yargı mercilerine başvurma hakkına sahip bulunmaktadır. Tutukluluk halinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargı" ilkelerine riayet edilmesi gerektiğini bildiren Mahkeme, silahların eşitliği ilkesinin, davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına geldiğini ifade etmiştir. Mahkemeye göre, taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantaj, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesini ihlal eder.

Anayasa Mahkemesi, somut başvurunun incelenmesinde, başvuruculara isnat edilen suçlamalara dayanak olarak gösterilen delillerin, başvuruculardan elde edilmediğini, bunların üçüncü kişilerden ele geçirilen dijital materyaller olduğunu, soruşturma ve kovuşturma sürecinde yargılama makamlarının tutuklu yargılanan başvuruculara bu delilleri inceleme ve teknik inceleme yaptırma izni vermediklerini tespit etmiştir. Kararda, başvurucuların, tutukluluğun yasallığına etkili bir şekilde itiraz edebilmeleri için temel öneme sahip dijital materyaller ve belgelerin içeriği ile ilgili yeterli bilgiye ve ilgili dijital materyaller hakkında teknik inceleme yaptırma imkânına sahip olmamalarının silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği vurgulanmıştır.

Mahkemeye göre, tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı, ancak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına nazaran daha ağır bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı görülebilir. Tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin suçlamaya esas olgulara/delillere dayanması ve bu olguların kararlarda gerekçeleriyle açıklanması gerekmektedir. Tutukluluğun devamına ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediği ise suçlamanın temelini teşkil eden esaslı delillere ulaşılıp ulaşılmadığıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Mahkeme, başvurucuların üçüncü kişilerden ele geçirilen ve suçlamanın temelini teşkil eden esaslı delillere ulaşamadıklarını, dolayısıyla etkili şekilde serbest bırakılma taleplerini iletemediklerini, böyle bir durumda, yaklaşık bir yıl iki aydan bir yıl dokuz aya kadar değişen sürelerle tutuklu bırakılmalarının makul kabul edilemeyeceğini, tutuklamanın devamı kararlarında ve itiraz üzerine verilen kararlarda belirtilen gerekçelerin, somut olayın niteliği dikkate alındığında, anılan sürelerde tutmayı haklı kılacak derecede ilgili ve yeterli olmadığını ifade etmiştir.

Sonuç olarak başvurucuların esaslı delil unsurlarına erişimlerinin kısıtlandığını belirten Anayasa Mahkemesi, tutukluluk süresinin makul olmadığını ve bu durumun Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :