Basın Duyurusu No: BB 9/18
14.03.2018

CEZAEVİNDE İNTİHAR EDEN TUTUKLUNUN YAŞAM HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN KARARIN BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 26/12/2017 tarihinde, Recep Kolbasar tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2014/5042), Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucunun kardeşi F.K. kasten öldürmek suçundan 12/05/2008 tarihinde tutuklanarak ceza infaz kurumuna konulmuştur. F.K. kısa süre sonra devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğinde muayene edilmiş ve "psikotik özellikli duygudurum bozukluğu" tanısıyla kendisine bazı ilaçlar reçete edilmiştir.

F.K. bir süre sonra “madde kullanımına bağlı psikotik bozukluk” tanısıyla ruh sağlığı ve sinir hastalıkları hastanesine sevk edilmiş ve mahkeme kararıyla yaklaşık iki ay burada kalmıştır. Anılan hastane tarafından düzenlenen raporda, F.K.nın yedi sekiz yıldır uyuşturucu ve uyarıcı haplar kullandığı, üç dört yıldır sokaklarda yaşadığı, kendi kendine konuşmak ve içine ilaç katıldığını söyleyerek yemek yememek gibi davranışlarının bulunduğu, bir süre farklı hastanelerde madde bağımlılığı ve psikotik bozukluk tanısıyla yatarak tedavi gördüğü ifade edilmiş ancak ceza sorumluluğunu etkileyecek nitelikte herhangi bir akıl hastalığı veya zayıflığının bulunmadığı belirtilmiştir. 

Bir süre sonra bir eğitim ve araştırma hastanesinin psikiyatri polikliniğinde muayene edilen F.K.ya “antisosyal kişilik bozukluğu” ve “bipolar bozukluk” tanısı konmuş ve bazı ilaçlar reçete edilmiştir.

F.K. daha sonra ceza infaz kurumunda iken 15/12/2008 tarihinde her iki kol bileğini kesmiştir. Aynı koğuşta kalan bazı hükümlü ve tutuklular kendilerini tedirgin ettiği gerekçesiyle F.K.nın koğuşlarından alınmasını talep etmişlerdir. 16/12/2008 tarihinde tek kişilik odaya alınan F.K. aynı gün "ihtiyaç istem fişi" ile başka şeyler yanında çamaşır ipi talep etmiş, bunlar ceza infaz kurumu yetkililerince temin edilmiştir.

17/12/2008 tarihinde saat 01.00 sıralarında başka koğuşta kalan ve F.K.nın durumundan şüphelenen diğer tutuklu ve hükümlülerin acil durum butonuna basmaları üzerine olay yerine gelen infaz koruma memurları çamaşır ipiyle pencere demirine asılı vaziyette FK.nın cesedini bulmuşlardır.

Aynı gün saat 02.00 sıralarında ölüm olayından haberdar edilen Cumhuriyet savcısı derhâl soruşturma başlatmış, olay yeri incelemesi ve ölü muayene işlemi yapmıştır. Adli Tıp Kurumunca düzenlenen otopsi raporunda inceleme konusu ipin mukavemeti bakımından ası olayında kullanılmasının mümkün olduğu ve ölümün ası sonucu meydana geldiği belirtilmiştir.

Soruşturma kapsamında Cumhuriyet başsavcılığı tarafından bazı infaz koruma memurları ile hükümlü ve tutukluların tanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Başsavcılıkça kamera görüntüleri üzerinde de inceleme yaptırılmıştır. Cumhuriyet başsavcılığı 15/7/2010 tarihinde, ceza infaz kurumunun olay tarihindeki 1. müdürünün 12/8/2010 tarihinde ise 2. müdürünün şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır.

Cumhuriyet başsavcılığı 18/9/2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz ise 7/1/2014 tarihinde ağır ceza mahkemesince reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucu psikolojik sorunları olan kardeşi hakkında gerekli tedbirler almayan ceza infaz kurumu yetkililerinin ihmali bulunmasına rağmen haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ve etkili soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle F.K.nın yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddialar kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

a. Yaşam Hakkının Maddi Boyutu Yönünden

Devletin, bazı özel koşullar altında, kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Ceza infaz kurumlarında ve devletin kontrolü altında bulunan diğer alanlarda gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerin kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekir.

Somut olayda F.K., birkaç kez psikiyatri polikliniğinde muayene olmuş ve  hastalığının tedavisi için kendisine çeşitli ilaçlar reçete edilmiştir. Ayrıca F.K., akıl hastası olup olmadığının tespiti için yaklaşık iki ay ruh sağlığı ve sinir hastalıkları hastanesinde kalmıştır. F.K. en son her iki kol bileğini kesmiştir. Bu nedenle yetkililerin F.K.nın kendini öldürme riskini taşıdığını bilmedikleri söylenemez. Dolayısıyla somut olayın koşullarında F.K.nın sağlığının korunması ve kendisine zarar vermemesi açısından yetkililer tarafından gerekli önleyici tedbirlerin alınması gerektiği açıktır.

Ceza infaz kurumunda, akıl hastalığı ya da diğer nedenlerle kendisine zarar verebilecek durumda bulunan hükümlü ve tutukluların sakinleşene kadar veya bir sağlık kuruluşuna sevk edilinceye kadar tutuldukları, özel olarak tasarlanmış iki oda bulunduğu anlaşılmaktadır. F.K. psikolojik tedavi görmesine ve kendisine zarar vermesine rağmen bu odalara değil, tek kişilik başka bir odaya konulmuş ve kendisinin çamaşır ipi satın almasına izin verilmiştir. Anılan hususlar basit bir muhakeme hatası veya ihmal olarak nitelendirilemeyeceği gibi F.K.nın sağlığının korunması ve kendisine zarar vermemesi için gerekli önleyici tedbirlerin -öncelikler ve kaynaklar ölçüsünde- alındığından da söz edilemez.

Anayasa Mahkemesi açıklanan nedenlerle yaşamı koruma yükümlülüğünün maddi boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.

b. Yaşam Hakkının Usul Boyutu Yönünden

Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma makamlarının resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir. Ayrıca soruşturmalar makul bir süratle yürütülmelidir.

Somut olayda diğer soruşturma işlemleri yaklaşık beş ay gibi kısa bir sürede tamamlanmasına rağmen şüphelilerin ifadeleri olay tarihinden bir buçuk yıl sonra alınabilmiş ve soruşturma beş yıla yakın sürede sonuçlandırılabilmiştir. Soruşturmada yapılan işlemler dikkate alındığında bu sürenin makul olduğu değerlendirilemez.

Öte yandan Cumhuriyet başsavcılığı, çamaşır ipi satılmasının mevzuata uygun olduğu ve F.K.nın intihar ettiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Ancak söz konusu karar verilirken basit bir muhakeme hatası veya ihmal olarak nitelendirilemeyecek somut olayın bir önceki başlık altında yer verilen koşulları değerlendirilmemiştir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan nedenlerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2018
Ziyaretçi Sayısı :