MÜLKİYET VE MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKLARINA İLİŞKİN SERVET SARAÇOĞLU VE DİĞERLERİ KARARI BASIN DUYURUSU
Basın Duyurusu No: BB 24/15
13/8/2015

MÜLKİYET VE MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKLARINA İLİŞKİN SERVET SARAÇOĞLU VE DİĞERLERİ KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 24/6/2015 tarihinde Servet Saraçoğlu ve Diğerleri (B. No: 2012/1281) başvurusunda oybirliğiyle, başvurucuların taşınmazının İskenderun Demir-Çelik Fabrikasının yapılması maksadıyla 1968 yılında kamulaştırılmasından sonra, kamulaştırma bedeli, tazminat, ecrimisil gibi herhangi bir karşılık ödenmeksizin kullanılmaya devam edilmesi ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucuların zilyedinde olan ve kazandırıcı zamanaşımına dayanarak 1996 yılında mahkeme kararıyla elde ettikleri taşınmaz, İskenderun Üçüncü Demir-Çelik Fabrikasının yapılması amacıyla 1968 yılında kamulaştırılmıştır.

Kamulaştırmanın yapıldığı tarihte başvurucuların zilyetliğinde olan fakat Hazine adına tescilli olması nedeniyle İskenderun Demir-Çelik İşletmelerine devredilen taşınmaz için başvuruculara kamulaştırma bedeli ödenmemiştir.

İskenderun Demir-Çelik İşletmeleri tarafından taşınmaz üzerine dökülen katı atık ve cüruf, taşınmaz mülkiyetinin hükmen kazanılmasından sonra kaldırılmayarak işgale devam edilmiş, buna mukabil başvuruculara ecrimisil ve tazminat verilmemiştir.

Başvurucular müdahalenin men’i, ecrimisil ve tazminat davası açmışlardır. İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 31/3/2011 tarihli kararıyla taşınmazın 1968 yılında kamulaştırıldığı, mülkiyetin idareye geçtiği ve kamulaştırmasız el atmanın söz konusu olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş ve bu karar Yargıtayca onanmıştır.

Diğer yandan, Hatay Valiliği tarafından 2007 yılında yapılan kıyı-kenar çizgisi tespit işlemiyle taşınmazın tamamı kıyı-kenar çizgisi içinde kalmıştır.

İddialar

Başvurucular, taşınmazlarının elli yılı aşkın bir süredir işgal edilip kendilerine hiçbir bedel ödenmediğini, ilgili idarenin fiili işgali sonlandırmadığı gibi uzlaşmaya da yanaşmadığını, mahkemenin ise emsal kamulaştırma işlemlerini yok hükmünde saymasına rağmen kendi taşınmazlarının geçerli olarak kamulaştırıldığına hükmederek, idarenin hukuksuz uygulamasına müsaade ettiğini ve bu kararla taşınmazın mülkiyetini kazanmalarına ilişkin 1996 tarihli kesin hükmün ortadan kaldırıldığını, sonuç olarak mülkiyet ve makul sürede yargılanma haklarının ağır şekilde ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesine göre, kıyı-kenar çizgisi içinde bırakılan ama tapusu halen başvurucular adına kayıtlı bulunan taşınmaz üzerinde başvurucuların, Anayasa’nın 35. maddesinin koruması kapsamında mülkiyet hakları bulunmaktadır.

Kamulaştırma işleminin 6830 sayılı İstimlâk Kanunu’na dayanılarak yapılması nedeniyle müdahalenin kanuni dayanağı bulunmakta olup İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında, ekonomik ihtiyaçlar dikkate alınarak taşınmaza el konulması nedeniyle de müdahale meşru bir kamu yararına yöneliktir. Bununla birlikte, müdahalenin ölçülülüğü konusunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kamulaştırmanın yapıldığı tarihte, başvuru konusu taşınmaz ile aynı kamulaştırma işlemine konu olan taşınmazların Hazine adına kayıtlı bulunduğu gözetilerek, emsal kamulaştırma davalarında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtayın ilgili Daireleri ve mahkemelerce kamulaştırma işlemleri yok hükmünde sayılmıştır.

Uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin kamulaştırma işleminin geçerli kabul edilerek açılan davanın reddedilmesi ile 1996 yılında verilen ve başvuruculara taşınmaz mülkiyetini kazandıran kesin hüküm ortadan kaldırılmıştır. Bireysel başvuru konusu edilen işbu davada kamulaştırma işleminin geçerliliği konusunda, benzer uyuşmazlıklardan farklı değerlendirme yapılması, derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamında kalmakla birlikte, mevcut başvurunun koşullarında öngörülebilir olmayıp bunun gerekçelendirilmesi gerekir. Yargılamayı yapan derece mahkemesi ile kararı onayan Yargıtayın ilgili dairesinin böyle bir sonuca ulaşırken dayandığı gerekçe ise yeterli ve tatmin edici değildir.

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların davasının ne şekilde sonuçlanması gerektiğine dair bir çıkarım yapmamakla birlikte, uyuşmazlığa ilişkin kararla; Yargıtay daireleri, Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairenin istikrar kazanmış içtihadından farklılık gösteren yeni içtihadı arasındaki yorum farklılıkları, benzer nitelikteki davaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açmakta ve başvurucular için öngörülemez bir nitelik taşımaktadır.

Sonuç olarak, uyuşmazlık konusu taşınmazın kamulaştırılması işleminin geçerliliği konusunda, derece mahkemesi ile temyiz mercii olan Yargıtayın ilgili Dairesince benzer uyuşmazlıklardan farklı bir sonuca ulaşılmasına bağlı olarak, taşınmazın davalı demir-çelik idaresince kullanılmaya devam edildiği, söz konusu idarenin taşınmaz üzerine, kaldırılması büyük mali külfet gerektiren miktarda fabrika atığı ve cüruf dökmesi nedeniyle başvurucuların taşınmazlarını kullanamadıkları, davalıların kamulaştırma bedeli ödemeden tasarruf ettikleri taşınmazı, başvurucuların mülkiyetine geçtikten sonra ve halen işgal ettikleri, devam eden bu fiili durum nedeniyle ecrimisil ve tazminat da ödemedikleri, idare ve yargı mercilerinin, kamu ile kişiler arasında adil bir denge kuramadıkları, bu durumun başvurucular üzerinde katlanmaları beklenilmeyecek bir yük oluşturduğu dikkate alınarak başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Diğer yandan, başvuruculardan kaynaklanmayan nedenlerle yargılamanın uzun sürmesi, makul sürede yargılanma haklarını da ihlal etmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :