ŞEREF VE İTİBARIN KORUNMASINI İSTEME HAKKINA İLİŞKİN NURETTİN POLAT KARARI BASIN DUYURUSU
Basın Duyurusu No: BB 25/15
17/8/2015

ŞEREF VE İTİBARIN KORUNMASINI İSTEME HAKKINA İLİŞKİN NURETTİN POLAT KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 7/7/2015 tarihinde Nurettin Polat’ın bireysel başvurusunda (B. No: 2014/9053), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında sarf ettiği sözlerin şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkını ihlal ettiği yönündeki şikayetin, başvurucu mağdur sıfatını taşımadığından “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, kamuoyunda Gülen Cemaati olarak bilinen gruba mensup olduğunu, gruba yönelik olarak davalının “inlerine gireceğiz, takiyyeci, kokuşmuş, çürümüş, sinsi virüs, gözü dönmüş bir gizli örgüt, haşhaşiler” biçimindekisözlerinden dolayı kişilik haklarının zedelendiğini iddia ederek tazminat davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi, anılan sözlerin 17 Aralık soruşturma sürecindeki gelişmelere yönelik değerlendirmeler olduğunu, bunların herhangi bir bireye yöneltilmediğini ve doğrudan başvurucuyu hedef aldığının sabit olmadığını belirtmiş ve “matufiyet şartının” gerçekleşmediği gerekçesi ile davayı reddetmiştir.

İddialar

Başvurucu, davalının konuşmalarında sarf ettiği sözlerin kişilik haklarına müdahale ettiğini ve açtığı tazminat davasının reddedilmesinin kendisinin şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda bulunulabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerektiğini hatırlatmıştır. Mahkemeye göre bu önkoşullar, başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu ihlalden dolayı “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunların sonucunda “mağdur” olduğunu ileri sürmesidir.

Anayasa Mahkemesi, siyasi çevrelerin, sivil toplum örgütlerinin, medya mensuplarının, iş çevrelerinin, sendikalar başta olmak üzere işçi ve işveren örgütlerinin katıldığı ve büyük oranda gazeteler, basın ve yayın araçları ile sosyal medya üzerinden yapılan tartışmalardan tartışmanın taraflarının veya başvurucu gibi söz konusu taraflardan birine kendisini yakın hisseden kişilerin üzüntüye kapılabileceklerini belirtmiştir. Fakat Mahkemeye göre bireylerin yapılan tartışmalardan üzüntü duymaları, tek başına söz konusu tartışmaların kamu yararı fonksiyonunu ortadan kaldırmaz.

Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvuruların incelenmesinde üç hususun göz önüne alınması gerektiğini ifade etmiştir. Birinci husus, derece mahkemelerinin, davalının sözlerinin başvurucuyu hedef alıp almadığına ilişkin değerlendirmeleridir. İkinci husus, başvuruya konu sözlerin, başvurucunun mensubu olduğunu iddia ettiği ve belirgin bazı nitelikleri olan topluluğa yöneltilmiş olup olmadığıdır. Üçüncü ve son husus ise başvurucunun, kendisinin de bu sözlerden etkilendiğini yeterince belirgin bir şekilde gösterip gösteremediğidir.

Anayasa Mahkemesi somut davada İlk Derece Mahkemesinin davalının başvurucuyu hedef almadığına karar verdiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre davalının açıklamalarında, başvurucunun mensubu olduğunu ileri sürdüğü topluluğu nitelendirdiği ortaya konulamadığı gibi, başvurucunun, davalının şikâyete konu sözlerinden “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilendiği de gösterilebilmiş değildir.

Sonuç olarak Mahkeme, başvurucunun mağdur sıfatını taşımadığına ve başvurunun “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Diğer yandan, başvuruculardan kaynaklanmayan nedenlerle yargılamanın uzun sürmesi, makul sürede yargılanma haklarını da ihlal etmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :