Basın Duyurusu No: BB 33/15
6/10/2015

ŞEREF VE İTİBARIN KORUNMASINI İSTEME VE NEFRET SÖYLEMİNE İLİŞKİN FETULLAH GÜLEN KARARI BASIN DUYURUSU
(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 14/7/2015 tarihinde Fetullah Gülen’in bireysel başvurusunda (Genel Kurul No: 2014/12225), nefret söylemi olarak kabul edilemeyecek hususlarda şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına yönelik uyuşmazlıklar açısından, etkili bir başvuru yolu olan hukuki tazmin yolu tüketilmeden yapılan başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Olaylar
“www.haber10.com” adlı internet sitesinde, Medeniyet Vakfı Genel Başkan Yardımcısı ile yapılan “Sağlam: Gülen'in kullanım süresi doldu” başlıklı bir röportaj yayımlanmıştır. Başvurucu, yayımlanan röportajın hakaret, iftira, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçlarını oluşturduğu iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yetkisizlik kararı verilerek anılan soruşturma dosyası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucunun bu karara itirazı Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucu, internet sitesinde yayımlanan röportajda haksız ve mesnetsiz olarak suçlandığını, bir soruşturma ya da kovuşturma konusu olmayan iddialarla suçlu ilan edilerek masumiyet karinesinin çiğnendiğini, röportajda kullanılan ifadelerin nefret söylemi kapsamında kaldığını, basında yer alan ifadeler sebebiyle maddi ve manevi varlığının zedelendiğini belirterek söz konusu yayının basın özgürlüğü kapsamında olduğu gerekçesiyle şikâyetinin reddedilmesinin adil yargılanma hakkını, şeref ve itibarına yönelik saldırıların önlenmemesinin ise maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan kişinin manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelemiştir.

Mahkeme, nefret söylemi kullanılarak hakaret edildiği iddiasını içeren başvurular açısından, başvuruya konu olayın kendine özgü koşulları da dikkate alınmak kaydıyla bireysel başvuru öncesinde hukuk yoluna gidilmeksizin sadece ceza muhakemesi yolunun tamamlanmış olmasının yeterli olabileceğini belirtmiştir. Bu kapsamda mevcut başvuruda ilk olarak yapılması gerekenin, başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğinin tespiti için röportajda yer alan sözlerin nefret söylemi oluşturup oluşturmadığını değerlendirmek olduğu vurgulanmıştır.

Mahkeme, “nefret söylemi” kavramının farklı durumlarla ilgili olabildiğini, ilk olarak ırkçı nefretin, başka bir deyişle kişilere veya gruplara yönelik nefretin belirli bir ırka ait olmaları nedeniyle kışkırtılmasının nefret söylemi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. İkinci olarak ise dinsel nedenlerle, inananlar ile inanmayanlar arasında düşmanlığın kışkırtılmasının da aynı şekilde nefret söylemi kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bunlardan başka, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı esas alınarak “saldırgan milliyetçilik ve etnik merkezcilik” şeklinde ifadesini bulan hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret türlerinin de olabileceği ifade edilmiştir.

Bu kapsamda, Mahkemeye göre ırk ve etnik köken, cinsel kimlik ve yönelim, engellilik, siyasal aidiyet veya yaş kategorileri ile mülteci, göçmen, yabancı veya başka dezavantajlı gruplara yönelik düşmanlığı kışkırtan ifadeler de nefret söylemi türleri olarak kabul edilmelidir.

Mahkeme, şikâyet konusu röportajı bir bütün hâlinde değerlendirerek röportajı veren kişinin, kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan ve kamuoyunun bir kısmı tarafından “hükümete darbe girişimi” olarak adlandırılan ve sert tartışmalara konu olan “17-25 Aralık Soruşturmaları” sonrası gelişen olayları yorumladığını belirtmiştir. Diğer bir ifadeyle başvurucu hakkındaki söylemler, onun aidiyetine ilişkin bir motivasyondan kaynaklanmamakta, kamuoyunda onun liderliğini yaptığı bir harekete atfedilen tartışmalı bazı olaylara dayanmaktadır. Bu kapsamda şikâyet konusu sözlerin; hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran ifadeler olmadığı gibi bu sözlerin, başvurucunun yalnızca belirli bir grubun üyesi olması nedeniyle de söylenmediği, dolayısıyla bunların “nefret söylemi” olarak nitelendirilemeyeceği değerlendirilmiştir.

Bu değerlendirmelerle başvuru konusu ifadeleri nefret söylemi kapsamında görmeyen Mahkeme, üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler ile ilgili olarak başvurucu tarafından yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğunu ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan tazminat davası açılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğunu gözeterek başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirilmediği sonucuna varmıştır.

Bu nedenle başvurunun, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

 

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :