Basın Duyurusu No: BB 36/15
9/10/2015

KİŞİ HÜRRİYETİ VE GÜVENLİĞİ İLE İLGİLİ KABUL EDİLEMEZLİĞE İLİŞKİN HİDAYET KARACA KARARI BASIN DUYURUSU
(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 14/7/2015 tarihinde Hidayet Karaca’nın başvurusunda (B. No: 2015/144), açıkça dayanaktan yoksunluk ve başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedenleriyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Olaylar
Samanyolu Yayın Grubunun grup başkanlığı görevini yürütmekte olan başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 14/12/2014 tarihinde gözaltına alınmış, 18/12/2014 tarihinde “terör örgütü yöneticiliği” suçundan tutuklanmıştır.

Başvurucu hakkındaki soruşturma henüz sonuçlanmamıştır.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, gözaltı süresinin aşıldığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazı değerlendiren sulh ceza hâkimliklerinin tabii hâkim ilkesine aykırı olarak kurulduklarını, anılan hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını, tutuklamanın hukuki olmadığını, soruşturma hakkında kısıtlılık kararı verilerek soruşturma dosyasına erişiminin engellendiğini, savcılıkta ifade verdiği sırada sözünün kesildiğini, gözaltı sürecinde kötü muameleye maruz bırakıldığını, mesleki faaliyetleri nedeniyle hakkında soruşturma yapıldığını belirterek anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Gözaltı süresi yönünden

Anayasa Mahkemesi, suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan kişinin, yasal gözaltı süresinin aşıldığı iddiasıyla yaptığı bireysel başvuruda ihlal sonucunun kişisel durumuna etkisi olmayacağını, gözaltı süresi aşılmış olsa dahi kişi hâkim tarafından tutuklandığından gözaltı süresinin aşıldığı yönündeki bir tespit ve ihlal kararının “tutuklu” kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyeceğini belirtmiştir.

Bu kapsamda yasal gözaltı süresinin aşılıp aşılmadığının ve sorgu sürecinde geçen sürenin kanuni olup olmadığının, davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadan 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebileceği sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Tarafsız ve bağımsız yargı merci yönünden

Anayasa Mahkemesine göre suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerinin belirlenmiş olması şeklinde tanımlanan doğal yargıç kavramı, adil yargılanma hakkının en önemli öğesi olan “kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma” hakkının temelini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 37. maddesinde düzenlenen doğal yargıç ilkesi, yargılama makamlarının, suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya sanığın ve davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermemektedir. İlkeyle suçun işlenmesinden sonra kurulacak mahkemede davanın görülmesi ve böylece “kişiye” ya da “olaya” özgü mahkeme kurulması yasaklanmaktadır.

Bu kapsamda, bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğünü müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal yargıç ilkesine aykırılık söz konusu olmaz.

Somut olayda genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve yetkili kurul tarafından yapılan atama sonucunda ilgili hâkimlerin anılan görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla gerçekliği ve niteliği kesin olarak tespit edilemeyen olgulardan, siyasi tartışmalarda ortaya konulan değerlendirme ve yorumlardan hareketle, başvurucuya yönelik somut ön yargılı bir işlem ve tutum gösterilmeksizin ilgili hâkimlerin siyasal veya kişisel nedenlerle bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Tutuklama kararı yönünden

Anayasa Mahkemesine göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilirler. Bu çerçevede bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği, büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

Bu kapsamda kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir.

Somut olayda başvurucu hakkındaki tutuklama kararlarının gerekçesi olarak video kayıtları, bir televizyon dizisinde geçen diyaloglar, gazete haberleri ve köşe yazıları, başvurucunun telefon görüşmeleri ve diğer şüphelilerin beyanları gösterilmiştir.

İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir inceleme yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi belirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir. Somut olayda soruşturmanın bu aşamasındaki tutuklama kararının gerekçeleri incelendiğinde suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığının kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Soruşturma dosyasına erişim yönünden

Anayasa Mahkemesine göre yakalanan bir kimseye yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı ve böylece kişi, uygun görürse yakalanmasının kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Tutuklama işlemiyle sonuçlanan durumlarda, savcı ve sorgu hâkiminin ifade alması sırasında kişiye temel deliller açıklanmış ve müdafii tarafından tutukluluğa yönelik yapılan itirazda bu delillere atıfta bulunulmuş olması hâlinde, kişinin tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu kabul edilmelidir.

Somut olayda başvurucunun, Cumhuriyet savcılığı ve sorgu sürecinde alınan savunmaları incelendiğinde hakkındaki suç isnadına ilişkin temel bilgilere sahip olarak müdafileriyle birlikte ayrıntılı şekilde savunma yaptığı, yine başvurucunun tutukluluğuna yönelik yapılan itirazda usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde savunmada bulunduğu görülmektedir.

Suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya ve müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında başvurucunun soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı iddiasının kabulü mümkün değildir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Diğer şikâyetler yönünden

Başvurucunun, gözaltı sürecinde kötü muameleye maruz bırakıldığı ve savcılıkta ifade verdiği sırada sözünün kesildiği iddiaları yönünden olağan başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulduğu; mesleki faaliyetleri nedeniyle hakkında soruşturma yapıldığı iddiasının ise tutuklama kararındaki gerekçelere göre açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılarak başvurunun bu kısımları yönünden de kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :