Basın Duyurusu No: BB 37/15
23/10/2015

KİŞİ HÜRRİYETİ VE GÜVENLİĞİ İLE İLGİLİ KABUL EDİLEMEZLİĞE İLİŞKİN İZZETTİN ALPERGİN KARARI BASIN DUYURUSU
(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 14/7/2015 tarihinde İzzettin Alpergin’in başvurusunda (B. No: 2013/385), tutukluluk süresi yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlâl edilmediğine, diğer şikâyetler yönünden açıkça dayanaktan yoksunluk ve başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedenleriyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Olaylar
Kamu Emekçileri Sendikasına (KESK) bağlı Tüm-Bel-Sen Genel Sekreteri olan başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında yasa dışı PKK/KCK örgütü yapılanması çerçevesinde hareket ettiği iddia edilen Demokratik Emek Platformu (DEMEP) içerisinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla 25/6/2012 tarihinde gözaltına alınmış, 28/6/2012 tarihinde “silahlı terör örgütüne üye olma suçundan” tutuklanmıştır.

Soruşturma sürecinde başvurucu, tutuklanmasına ve tutukluluğun devamına ilişkin verilen kararlara itiraz ederek tahliye talebinde bulunmuş ancak bu talepleri reddedilerek tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28/1/2013 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında kamu davası açılmış başvurucu, bireysel başvuruda bulunduktan sonra 10/4/2013 tarihinde Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakılmıştır.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, sendikal faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını ve tutuklamanın hukuki olmadığını, tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçesiz olduğunu ve tutukluluğun makul süreyi aştığını, soruşturma kapsamında gizlilik kararı verilmesi nedeniyle etkili savunma yapamadığını, yakalanması ve evinin aranması esnasında kendisine isnat edilen suçlar hakkında bilgilendirilmediğini ve avukatlarına ulaşmasının engellendiğini belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Tutuklama kararı yönünden

Anayasa Mahkemesine göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilirler. Bu çerçevede bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği, büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

Bu kapsamda kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir.

Somut olayda başvurucu hakkındaki tutuklama kararlarının gerekçesi olarak isnat edilen suçlamaya ilişkin suçun vasfı ve mahiyeti, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yazılı suç kapsamında kalması, suç için öngörülen ceza miktarına göre şüphelilerin delilleri karartma ve kaçma şüphelerinin bulunması gösterilmiştir. Ayrıca başvurucuya isnat edilen suçla ilgili olarak dosyada mevcut olup iddianamede belirtilen delillere dayanılarak başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği görülmüştür.

Kararda başvurucunun, suçla ilgili inandırıcı nedenler bulunmadığı hâlde sadece sendikal faaliyetleri nedeniyle tutuklandığı iddiasının yerinde olmadığı, gösterilen deliller ve tutuklama kararlarında yer alan gerekçeler dikkate alındığında tutuklamanın kuvvetli şüphe olgusunu karşıladığı, böylece tutuklama nedenlerinin oluştuğu belirtilmiştir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Soruşturma dosyasına erişim yönünden

Anayasa Mahkemesine göre yakalanan bir kimseye yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı ve böylece kişi, eğer uygun görürse yakalanmasının kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Tutuklama işlemiyle sonuçlanan durumlarda, savcı ve sorgu hâkiminin ifade alması sırasında kişiye temel deliller açıklanmış ve müdafii tarafından tutukluluğa yönelik yapılan itirazda bu delillere atıfta bulunulmuş olması hâlinde, kişinin tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu kabul edilmelidir.

Somut olayda başvurucunun, sorgu sürecinde alınan savunmaları incelendiğinde Emniyet ve Cumhuriyet Savcılığında alınan ifade sırasında, yaptığı işlemlerin kendisine sorulduğu ve bu şekilde hakkındaki suç isnadına temel teşkil eden belge ve bilgilerden haberdar olarak müdafiiyle birlikte ayrıntılı şekilde savunma yaptığı görülmektedir. Yine başvurucunun tutukluluğuna yapılan itirazda suça konu konuşmaların kaydedildiği toplantıya bilhassa atıfta bulunulmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişimlerinin sağlandığı anlaşılmaktadır.

Suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya ve müdafiine bildirilmiş, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında salt kısıtlılık kararı nedeniyle başvurucunun soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı iddiasının kabulü mümkün değildir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Müdafii yardımı ve suçlamadan haberdar edilme yönünden

Anayasa Mahkemesine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır.

Somut olayda başvurucu hakkındaki yargılamanın henüz sonuçlanmadığı dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen bu iddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolunda incelenmesi imkânının bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun yakalanması ve evinin aranması esnasında kendisine isnat edilen suçlar hakkında bilgilendirilmemesi ve avukatlarına ulaşmasının engellenmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak yargısal başvuru yollarının tüketilmediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Tutukluluk süresi yönünden

Anayasa Mahkemesine göre tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı, ancak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına nazaran daha ağır bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı görülebilir. Mahkeme, tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabileceğini, başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerektiğini, bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğinin incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bu değerlendirmeler ışığında somut olayda, başvurucuya isnat edilen suçun niteliğini, hakkında soruşturma yürütülen kişi sayısını, soruşturma konusunun kapsamını, tutukluluk sürecinin sadece soruşturma aşamasında ve davanın ilk duruşmasına kadar 9 ay 15 gün süreyle devam etmesini ve isnat edilen suçla ilgili şüphenin varlığını objektif olarak ortaya koyan delilleri dikkate alan Mahkeme, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :