Basın Duyurusu No: BB 25/16
20.05.2016

MADDİ VE MANEVİ VARLIĞIN KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİ HAKKINA İLİŞKİN MEHMET KURT KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 25/2/2016 tarihinde Mehmet Kurt tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2013/2552), Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, Rize ili Kalkandere ilçesi Soğuksu köyünde bulunan dört katlı bir binanın malikidir. Rize ili İkizdere havzasında A. Enerji Üretimi San. ve Tic. A.Ş. (Şirket) tarafından yapılmak istenen Cevizlik Hidroelektrik Santrali için Çevre ve Orman Bakanlığınca çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı verilmiş ve 69.881 m²1ik ormanlık alan Şirkete tahsis edilmiştir. ÇED olumlu kararının iptali istemiyle Rize İdare Mahkemesinde açılan dava sonucunda, ÇED olumlu kararının sucul hayatın devamı için bırakılacak hayat suyunun hesaplanması dışında çevresel etkilerinin kabul edilebilir seviyelerde olduğu gerekçesiyle işlem iptal edilmiştir. Bunun üzerine Şirket tarafından, Mahkeme kararında belirtilen miktar olan 2800 lt/sn suyun dereye bırakılmasının taahhüt edilmesi üzerine yeniden ÇED olumlu kararı verilmiş, bu kararın iptali istemiyle Rize İdare Mahkemesinde açılan dava reddedilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü tarafından 69.881 m²lik ormanlık alan Cevizlik Hidroelektrik Santrali için şalt sahası olarak tahsis edildikten sonra TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından bu alanın uygun bulunmaması üzerine izin iptal edilerek yeni belirlenen 16.638 m²lik ormanlık sahada ek izin verilmesi talep edilmiştir. Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü Kadastro ve Mülkiyet Dairesi Başkanlığınca bu alanda şalt sahası yapımı amacıyla ilgili Şirkete 27/10/2055 tarihine kadar ek izin vermiş, başvurucu ve diğer bir kişi tarafından söz konusu işlemin iptali için Rize İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

Başvurucu tarafından doğal çevrenin ve çevre sağlığının korunması gerekçelerine dayalı olarak açılan dava, Rize İdare Mahkemesi tarafından çevresel etki değerlerinin kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu ve daha önce alınan ÇED raporundan ayrı değerlendirme yapılmasını gerektiren bir neden olmadığından bahisle reddedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, ek izin verilen saha ile ilgili yasal prosedürün yerine getirilmediği belirtilerek bozulmuştur. Davalı idare tarafından Danıştay’da karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine, Daire kararı kaldırarak İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır.

Belirtilen idari yargı sürecinin yanı sıra TEİAŞ tarafından başvurucu ve üçüncü bir kişi aleyhine açılan kamulaştırma davasında, bilirkişi raporunda gösterilen ve şalt sahası ile iletim hatlarının inşa edileceği kısmın irtifak hakkının TEİAŞ adına tesciline, taşınmaz irtifak bedelinin taşınmazın maliki olduğu belirtilen üçüncü kişiye, bina irtifak bedelinin ise bina maliki olan başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu “Cevizlik Regülatörü ve Hidroelektrik Santralleri Projesi” kapsamında birçok kişinin yaşadığı ve kendisinin de dört katlı bir binasının bulunduğu Rize ili Kalkandere ilçesi Soğuksu köyü sınırları içinde Orman Genel Müdürlüğünün verdiği ek karar üzerine inşa edilen şalt sahası hakkında ayrıca ÇED olumlu kararı alınması gerektiği hâlde bu kararın alınmadığını, taşınmazının hemen yanına inşa edilen şalt sahası kapsamında yüksek gerilim hatlarının evinin hemen üzerinden geçtiğini ve söz konusu iletim hatlarının 600 m çevresine yaydığı radyasyonun kanser dâhil olmak üzere birçok hastalığa neden olduğunun bilimsel araştırma sonuçları ile ortaya konulduğunu, söz konusu tesisin çalışırken oluşturduğu sesin katlanılacak boyutların çok üzerinde olduğunu, bu nedenle çevre sakinlerinin günlük yaşamlarını sürdüremedikleri gibi gece uyumalarının da mümkün olmadığını ve söz konusu tesis hakkında ÇED raporu alınmaması nedeniyle açtığı davadan sonuç alamadığını belirterek Anayasa’nın 17. ve 56. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Çevresel meseleler bağlamında gündeme gelen müdahalelerin, Anayasanın 17. maddesinde tanımlanan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkını doğrudan etkilemesi durumunda, bu madde kapsamında yer alan hukuksal çıkarlarla bağlantı kurulmak suretiyle inceleme yapılması mümkündür. Kamu makamlarının bu hakkın etkili şekilde korunmasını güvence altına almak için gerekli adımları atıp atmadığı, bu bağlamda söz konusu çevresel etki kapsamında çatışan menfaatler arasında adil bir dengenin tesis edilip edilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.

Başvurucu tarafından söz konusu yargılama sürecinde verilen dava dilekçesi ile bilirkişi raporuna itiraz ve cevaba cevap dilekçelerinde, ilgili tesisin kendisi ve çevre halkının sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin dikkate alınması yönünde talep ve itirazlarda bulunduğu görülmektedir. Bu itirazlara rağmen Mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gidilmediği gibi söz konusu takdirin gerekçesinin de ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır. Danıştay bozma kararında da yargılama süreci ve özellikle bilirkişi raporu bağlamındaki değerlendirme eksikliğine işaret edilmiş olmasına rağmen, belirtilen hususun ikmal edilmeyip Daire kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi hükmünün onandığı anlaşılmaktadır.

Çevresel karar alma süreçlerine muhatap olan bireylere sağlanması gereken usul güvencelerinin en önemli unsurlarından biri, kamusal makamların eylem veya ihmallerini bağımsız yargısal bir makam önüne taşıma ve gerektiği şekilde inceletebilme imkânıdır. Salt bu makamlara başvuru imkânının sunulması değil, ilgili kamusal makamların konuya gereken özenle yaklaşmaları, ilgili tüm menfaatleri gözeterek bir denge tesis etmeleri, bunun için de bireylerin sürece etkin katılımı sağlanarak tüm itiraz ve delillerini sunma, inceletme ve esasa etkili tüm iddialarının gerekçeleriyle karşılanması olanağını elde etmeleri zaruridir.

Somut başvuru açısından başvurucunun, söz konusu tesisin çalışması sonucu meydana gelen çevresel rahatsızlığın sağlık ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği ve bu bağlamda idarece yapılan çevresel değerlendirmenin yetersiz olduğu yönündeki temel iddialarının; kamusal makamların, başvurucunun ve kamunun menfaatleri arasında adil bir denge tesis edip etmediklerinin belirlenmesi hususundaki en önemli unsur olduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen başvurucunun söz konusu talep ve itirazlarının Derece Mahkemelerince değerlendirilmediği görülmektedir. Mahkemenin söz konusu tesis hakkında ÇED raporu alınmaması sonucuna götüren inceleme ve gerekçesinin ise oldukça sınırlı olduğu, bu yönüyle başvurucunun temel iddialarına doğrudan bir cevap verilmediği ve başvurucunun söz konusu çevresel faaliyete ilişkin iddialarının yargı mercileri önünde gerektiği gibi değerlendirilmesi imkânını elde edemediği anlaşılmaktadır.

Bu tespitler ışığında, başvurucunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının korunması ve etkin kullanımının sağlanması bağlamında kamusal makamların pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :