Basın Duyurusu No: BB 28/16
16.06.2016

KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI İLE İFADE VE BASIN ÖZGÜRLÜKLERİNE İLİŞKİN
MEHMET BARANSU KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 17/5/2016 tarihinde Mehmet Baransu tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2015/7231), tutuklamanın hukuki olmadığı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği şikayetlerine ilişkin olarak başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucunun muhabir olarak görev yaptığı Taraf gazetesinde 20/1/2010 tarihinde “Fatih Camii Bombalanacaktı - Darbenin Adı Balyoz”, 21/1/2010 tarihinde “İki Yüz Bin Kişiye Tutuklama”, 22/1/2010 tarihinde “Balyoz Hükümeti - Camileri Bu Timler Bombalayacaktı” başlıklı haberler yayımlanmıştır. Anılan haberleri yapan kişi(ler) olarak başvurucunun yanı sıra aynı gazetede görev yapan diğer iki gazetecinin isimleri bulunmaktadır.

Başvurucu 21/1/2010 tarihinde haberlere dayanak teşkil eden üç DVD ve bir CD’nin kopyasını, 29/1/2010 tarihinde ise 2.229 sayfalık belgeyi, on dokuz CD ve on ses kasetini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmiştir. Başvurucu bu belge ve materyallerin kendisine haber kaynağı bir kişi tarafından teslim edildiğini belirtmektedir.

Başvurucu tarafından teslim edilen belge ve materyallerdeki bilgiler temelinde yürütülen soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda “Balyoz davası” olarak bilinen dava açılmış, davada birçok sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. Temyiz incelemesi sonunda 237 sanık hakkındaki mahkûmiyet kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan davada yargılanan bir kısım sanığın bireysel başvurusunda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermesi üzerine davada yargılanan sanıkların şikâyetleri üzerine 2014 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davada dayanılan ve çoğunlukla dijital verilerden oluşan delillere ilişkin olarak soruşturma başlatılmıştır. Öte yandan hak ihlali kararı sonrası yeniden yapılan yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporlarında, davada dayanılan dijital delillerin sıhhatli olmadığına ilişkin değerlendirmelerin bulunması sonrasında anılan bilirkişi raporları da soruşturma dosyasına eklenmiştir.

Başvurucu anılan soruşturma kapsamında 1/3/2015 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma”, “devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme”, “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlarından tutuklanmasını talep etmiştir.

İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçu yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunmaması, “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçu” yönünden ise dava açmak için Basın Kanunu’nda öngörülen hak düşürücü sürenin geçmiş olması olgularına dayanarak anılan suçlar yönünden talebi reddetmiştir. Başvurucunun “devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme” ve “devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma” suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, isnat edilen suçları işlememesine rağmen tutuklanmasına karar verildiğini, suça konu edilen ve tahrip edildiği iddia edilen belgenin asıl değil fotokopi olduğunu, elde ettiği belge örneklerini yayımlama amacı dışında kullanmadığını, kaçma şüphesinin ve delillerin karartılması ihtimalinin bulunmadığını; gazetecilik faaliyeti kapsamında yayımlanan habere konu belgeleri temin ettiğinden bahisle tutuklandığını, anılan habere konu belgeleri yayımlama eylemi nedeniyle tutuklanması talebinin hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle reddedilmesine rağmen aynı belgeleri temin ettiği suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildiğini, habere konu bilginin temin edilmesinin ve açıklanmasının gazetecilik (basın) faaliyeti kapsamında olduğunu ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

1. Başvurunun Kabul Edilebilirliği Yönünden

Başvurucunun tutukluluğa ilişkin karar veren Sulh Ceza Hâkimliklerinin kanuni hâkim ilkesine aykırı oldukları, tarafsız ve bağımsız mahkeme güvencesini sağlamadıkları; suçlamaya dayanak belgelerin kendisine gösterilmemesi, tutuklandığı soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verildiği için dosyayı inceleyememesi ve ayrıca mahkeme güvencesinden yoksun bir şekilde kapalı devre itiraz sistemi bulunması nedenleriyle itiraz hakkını etkili şekilde kullanamadığı iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Tutuklamanın hukuki olmadığına ve bununla bağlantılı olarak ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden ise başvuru yollarının tüketilmiş olduğu da dikkate alınarak başvurunun kabul edilebilir olduğuna oybirliğiyle karar verilmiştir.

Bu kapsamda Mahkeme, başvurunun konusunun tutuklamanın ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiası olduğunu belirterek başvurucunun tutuklamaya ilişkin karara itiraz etmek suretiyle başvuru yollarını tüketmiş olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme bu hususta, yakın tarihte verdiği Erdem Gül ve Can Dündar kararında gazeteci olan başvurucuların yayımlanan bir haber nedeniyle tutuklanmalarının ifade ve basın özgürlükleri üzerindeki etkisinin incelenmesi için yargılamanın sonuçlanmasının beklenmesinin gerekli olmadığı sonucuna vararak başvurucuların anılan iddialarını esas yönünden incelediğini hatırlatmıştır.

2. Kabul Edilebilir Bulunan İddialar Yönünden

Anayasa Mahkemesi, öncelikle, kabul edilebilirliğine karar verdiği iddialara ilişkin incelemenin, başvurucu hakkında soruşturma ve yargılama yapılması ile soruşturma ya da yargılamanın muhtemel sonuçlarından bağımsız olarak tutuklamanın hukukiliği ve tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri üzerindeki etkisiyle sınırlı olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, bu incelemenin başvurucu hakkında devam etmekte olan soruşturma sürecinin veya dava açıldığı takdirde görülecek davanın esasına ilişkin olmadığını ve başvuruya isnat edilen suçun veya suçların oluşup oluşmadığını kapsamadığını vurgulamıştır.

a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiği İddiası

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olarak suç işlediği hususunda “kuvvetli belirti” bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Öte yandan ağır bir koruma tedbiri olan tutuklama, ancak daha hafif başka bir tedbirin, bireyin ve kamunun yararını korumak için yeterli olmayacağının ortaya konulması ile makul kabul edilebilir.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkin anayasal denetimin, öncelikle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında tutuklama tedbirine başvurmanın zorunlu koşulları arasında sayılan suçun işlendiğine dair “kuvvetli belirti” bulunup bulunmadığı hususunda yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesi, bu denetimi, başvurunun konusunun tutuklama tedbiri olduğunu ve başvurucu hakkında devam eden bir soruşturma bulunduğunu gözeterek Hâkimliğin tutuklama kararının gerekçesinde ve bununla birlikte tutuklama talep yazısı içeriğinde kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olguların gösterilip gösterilmediğiyle sınırlı olarak yapmıştır.

Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen suçlar yönünden suça konu edilen belgenin Egemen Harekât Planı olduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklama talep yazısı ile İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararının gerekçesinden anlaşılmaktadır. Egemen Harekât Planı, soruşturma makamlarının tespitlerine göre 1. Ordu Komutanlığı plan odasından alınmıştır. Planın bulunduğu yerden dışarıya çıkartılmasına ilişkin sürecin aydınlatılamadığı görülmektedir.

Soruşturmada ifadesine başvurulan müştekilerden birinin, 1. Ordu Komutanlığı Plan Odasından çalınan CD’lerin içinde Egemen Harekât Planı ve eklerinin de bulunduğu, başvurucu tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilen belgeler ve seminer ses kayıtları arasında Egemen Harekât Planı kapsamında olası bir savaş durumundaki kara harekâtına ilişkin takdimin tamamının bulunmadığı, bu takdimde savaş durumunda uygulanacak strateji ile ilgili çok özel ve çok gizli belgelerin (bilgilerin) bulunduğu yönünde anlatımlarda bulunması üzerine; başvurucunun teslim ettiği on ses kasetinin, “1/1”den “1/10”a kadar numaralandırılmış olmasına rağmen altıncı sıradaki kasetin üzerinde silsileye uygun olarak “6/10” numarasının değil “6” rakamının yazılı bulunduğu, altıncı sıradaki ses kasetinde söz konusu takdimin değil, deprem hususunda yapılmış bir sunumun bulunduğu tespit edilmiştir.

Öte yandan Genelkurmay Başkanlığının, başvurucunun teslim ettiği belgeler arasında yer alan Egemen Harekât Planı'na ilişkin olarak söz konusu harekât planındaki bilgilerin devletin güvenliği ya da iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken ve ifşası hâlinde devletin savaş hazırlıklarını ya da savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokabilecek nitelikte olduğunu, başvurucunun teslim ettiği belgeler arasında Egemen Harekât Planı kapsamında 118 “çok gizli” belgenin bulunduğu tespit edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bildirdiği anlaşılmıştır. Başvurucunun (anlatımlarına göre) emekli bir askerden elde ettiği ve sonrasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği belgelerin içeriğinde devletin güvenliğine ilişkin gizli belgelerin bulunduğu ve bu belgelerin Taraf gazetesinde yapılan haberlerde yayımlanmadığı görülmektedir.

Buna göre başvurucu yönünden suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için kuvvetli belirtinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Diğer taraftan tutuklama tedbirinin Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütlerden biri olan ölçülülük ilkesi kapsamında “gerekli” olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, bu hususlara ilişkin anayasal denetimi, başvurucu hakkında devam eden bir soruşturma olduğunu gözönünde bulundurarak sadece tutuklamaya ilişkin süreç ile tutuklama gerekçeleri üzerinden yapmıştır.

Hâkimlik tarafından verilen tutuklama kararında, tutuklama kararına konu suçlara ilişkin başvurucunun alabileceği ceza miktarına göre kaçma şüphesinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, kapsamlı bir şekilde ve çok yönlü olarak devam ettiği belirtilerek tutuklanma nedenleri açıklanmış; ayrıca atılı suçlar için Kanun’da öngörülen yaptırımın süresine göre adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı ve tutuklamanın ölçülü olduğu belirtilmiştir. Buna göre başvurucu hakkındaki soruşturmada bir tutuklama nedeninin bulunmadığı söylenemez. Öte yandan soruşturma süreci dikkate alındığında tutuklamanın gerekli olmadığı sonucuna varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin yakın tarihte verdiği Erdem Gül ve Can Dündar kararına ([GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016) konu olayın koşulları ile eldeki bireysel başvuruya konu olayın koşullarının birbirinden farklı olduğu görülmektedir. Bu farklılıklar şu şekilde özetlenebilir:

i. Erdem Gül ve Can Dündar kararında, başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılırken, başvurucular tarafından yayımlanan iki haberin esas alınarak tutuklama kararı verildiği, tutuklama kararında anılan haberler dışında somut bir delile yer verilmediği, yayımlanan haberlerde ifade edilen hususların ve kullanılan fotoğrafın benzerlerinin on altı ay önce başka bir gazetede yayımlanan haberlerde de yer aldığı olgusuna dayanılmıştır. Eldeki bireysel başvuruya konu olayda ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından tutuklanması talep edilmesine rağmen Hâkimliğin bu suçlar yönünden tutuklama talebini reddettiği, böylece başvurucunun çalıştığı Taraf gazetesinde 2010 yılında yayımlanan haberler, bu haberlerin içeriği, amacı, olası etkileri veya sonuçları gibi hususların tutuklamaya esas alınmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen suçlamaların temelinde askerî makamlar tarafından devletin güvenliği ya da iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken ve ifşası hâlinde devletin savaş hazırlıklarını ya da savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokabilecek nitelikte olduğu bildirilen ve yine askerî mahallerden dışarıya çıkartıldığı anlaşılan Egemen Harekât Planı kapsamındaki gizli belgelerin temin edilmesi, bu belgelerin bir kısmının (suretleri de olsa) tahrip veya imha edilmesi ile bu belgeler içinde yer alan bazı bilgilerin diğer bir ülkeye sızdırılması iddialarının bulunduğu; belirtilen planın, Taraf gazetesindeki haberlerde yayımlanmadığı görülmektedir.

ii. Erdem Gül ve Can Dündar kararında, başvurucular hakkında soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasından sonra tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihe kadar geçen yaklaşık altı aylık sürede soruşturma makamlarının yayımlanan söz konusu haberler dışında herhangi bir delile ulaştıklarının anlaşılamadığı tespiti yapılmıştır. Eldeki başvuruda ise başvurucu hakkındaki soruşturma, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen hak ihlali kararı sonrası ihlal kararına konu davada yargılanan kişilerin suç duyurusunda bulunması üzerine başlamış; başvurucunun tutuklanmasına kadarki süreç içerisinde soruşturma mercileri, müşteki ve tanıkların beyanlarını almış, ilgili belgelerin niteliğine ilişkin araştırma yapmış, Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı sonrası yeniden yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporlarını ve yargılamayı yapan Mahkemenin suç duyurusunu değerlendirmiştir. Söz konusu süreçlerin sonunda başvurucuya tutuklama tedbirinin uygulandığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 19. maddesinin güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine oyçokluğuyla karar vermiştir.

b. İfade ve Basın Özgürlüklerinin İhlal Edildiği İddiası

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Başvurucunun “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçundan tutuklanması talebi reddedildiğinden, başvurucu hakkında Taraf gazetesinde 2010 yılında yayımlanan haberler nedeniyle tutuklama tedbirinin uygulanması söz konusu değildir.

Egemen Harekât Planı'nın Taraf gazetesinde yapılan haberlerde yayımlanmadığı, anılan planın başvurucuya yönelik tutuklamaya konu suçlamanın temel dayanağını oluşturduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından diğer iki gazeteci ile birlikte yapılan ve Taraf gazetesinde yayımlanan haberlerin esas konusunu oluşturan “Balyoz” darbe planının ve bu planın parçaları olduğu ifade edilen diğer planların, Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait bir belge olmadığı hususu Genelkurmay Başkanlığı tarafından soruşturma makamlarına bildirilmiştir.

Öte yandan başvurucunun Taraf gazetesinde yayımlanan haberlere ilişkin olarak haber kaynağını açıklamaya zorlandığı ve kamu makamları tarafından haber kaynağını açıklamaması nedeniyle bir yaptırıma maruz bırakıldığı söylenemez.

Bu itibarla somut olayda başvurucunun tutuklanmasının; tutuklama kararı verilen eylemlerin/suçların niteliği, tutuklama nedenleri ve tutukluluk gerekçelerine göre başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine oyçokluğuyla karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :