Basın Duyurusu No: BB 30/16
22.06.2016

YAŞAM HAKKINA İLİŞKİN NEJLA ÖZER VE MÜSLİM ÖZER KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 21/4/2016 tarihinde Nejla Özer ve Müslim Özer tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2013/3782), Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucuların oğlu Hasan Özer, kasten öldürme suçunu işlediği iddiasıyla Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Mahkemesi kararı ile tutuklanmış ve İstanbul H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konulmuştur. Ardından Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sonra Silivri 5 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmiş; burada kaldığı koğuşta yangın çıkardığı gerekçesiyle yirmi gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmış; disiplin nedeniyle Kocaeli 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) sevk edilmiştir.

Hasan Özer’in Ceza İnfaz Kurumuna getirildiği 4/9/2010 günü yapılan muayenesi neticesinde kollarında, bacaklarında ve göbeğinin üst kısmında çok sayıda kesi izi olduğu tespit edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Psikoloğu 8/9/2010 tarihinde Hasan Özer ile görüştürülmüştür. Hasan Özer A-11 No.lu koğuşta 18/3/2011 tarihinde yapılan arama sırasında Ceza İnfaz Kurumu görevlilerine hakaret ettiği gerekçesiyle beş gün süreyle hücreye koyma cezası ile cezalandırılmış; bu olay nedeniyle A-18 No.lu koğuşa alınmıştır.

Hasan Özer, Ceza İnfaz Kurumuna 11/1/2011 tarihinde dilekçe vererek psikolog ile görüşme talebinde bulunmuştur. 17/1/2011 tarihinde bir dilekçe daha vermiştir. Dilekçe "Bu size tam olarak 9. psikolog dilekçesidir. Niye psikoloğa çıkarmıyorsunuz. Benim psikolojik sorunlarım var. Gereğinin yapılmasını saygılarımla ARZ ederim." şeklindedir. Bu dilekçeler üzerine Ceza İnfaz Kurumu Psikoloğu Hasan Özer ile bir görüşme gerçekleştirmiş, Hasan Özer'in öfke problemi olduğuna kanaat getirmiş ve "öfke kontrol programı" için uygun olduğuna karar vermiştir.

Hasan Özer, daha sonra yeniden dilekçe vererek psikolog ile görüşme talebini yinelemiş, Özer’i görüşmeye alan Sosyal Çalışmacı, görüşmede talep ettiği koğuş değişikliğinin yapılmaması hâlinde Özer’in bu tarz eylemleri tekrarlayabileceğini düşündüğünü Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine bildirmiştir.

Kaldığı koğuşlarda sürekli sorunlar yaşayan ve çeşitli nedenlerle kendisine zarar veren H.Ö.nün 6/9/2011 tarihi ile 5.10.2015 tarihi arasında, bir çok kez koğuşu değiştirilmiştir. Duruşmaya çıkartıldığı 4/10/2016 tarihinde de kendisini yaralayan Hasan Özer duruşma dönüşü vekilinin dilekçesi üzerine 5/10/2011 tarihinde koğuşu değiştirilerek 2 No.lu koğuşa verilmiştir. Hasan Özer, 6/10/2011 tarihinde tek kaldığı koğuşunda gömlek parçalarından yapılmış bir iple duş başlığına asılı vaziyette ölü bulunmuştur.

Babası Müslim Özer’in katılımı ile Hasan Özer’in otopsisi yapılmıştır. Başvurucu Müslim Özer özetle yaklaşık beş yıldır tutuklu olan oğlunun bir yılı aşkın bir süre önce (hayatını kaybettiği) Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiğini, oğlunun önceleri şikâyetinin olmadığını, ancak son yirmi gündür Tuncelili biri ile A-18 koğuşunda sorunlar yaşadığını ve dövüldüğünü söylediğini, kendisine oğlunun intihar ettiği söylenilmiş ise de olayın etraflı bir şekilde araştırılmasını ve oğlu öldürülmüş ise gereğinin yapılmasını istediğini belirtmiştir.

Ölüm olayına ilişkin soruşturma açılmış, bu çerçevede mahkûmların ve Kurum görevlilerinin ifadeleri alınmıştır. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun bu karara ilişkin itirazı reddedilmiştir.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Hasan Özer'in ölüm olayı hakkında hazırlanan özel denetim raporunda, bazı odalarda hükümlü ve tutukluların bir arada barındırıldığı, ayrıca gençlerle yetişkinlerin de birlikte tutulduğu, koğuşlarda genellikle eskiden beri bulunan, arkadaş sayısı en fazla olan ve düzgün konuşmasını bilen kişilerin mevzuatta yer almamasına rağmen koğuş mesulü olarak seçildiği ve idarenin de bu uygulamaya engel olmadığı tespitleri yapılmıştır. Özel denetim raporunda ayrıca tanıklığına başvurulan önemli sayıdaki tutuklu ve hükümlü tarafından C-4 No.lu koğuşta bulunan İ.K.nin diğer hükümlü ve tutuklulara küfür ettiği, fiziki güç kullandığı, hakarette bulunduğu ve psikolojik baskı yaptığı yönünde iddialar dile getirildiği belirtilmiş ve İ.K. hakkında adli işlem yapılmasının yerinde olacağı değerlendirmeleri yapılmıştır.

Başvurucuların İddiaları

Başvurucular oğulları Hasan Özer’in ölümünün devletin gözetiminde gerçekleşmiş olduğunu, olay hakkında etkili ve adil bir soruşturmanın yürütülmediğini, delillerin yeterli şekilde toplanıp değerlendirilmediğini, yapılan otopsi sırasında kayıt altına alınması gereken fotoğraf/kamera çekimlerinden elde edilen kayıtların defalarca istemde bulunulmasına rağmen dosya kapsamına alınmadığını, başta Ceza İnfaz Kurumu Müdürü olmak üzere kamu görevlileri hakkında hiçbir işlem yapılmadığını, şüpheli sıfatıyla ifade veren kişilerin beyanlarının doğruluğunun teyit edilmediğini, ayrıca oğullarının idarenin bilgisi dâhilinde işkence gördüğünü, otopsi raporunda da belirtildiği üzere oğullarının vücudunda eski darp ve cebir izlerinin bulunduğunu, oğullarının B-14 No.lu koğuşa gitmek istemediğini ve burada kendisine her türlü eziyetin yapıldığını belirtmesine rağmen Ceza İnfaz Kurumu yönetiminin bu konuda kayıtsız kaldığını belirterek yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkı ile işkence yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddialar kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

a. Hasan Özer'in Yaşamının Kendi Eylemlerine Karşı Korunmadığına İlişkin İddia Yönünden

Başvurucuların oğlu Hasan Özer, yangın çıkardığı gerekçesiyle yirmi gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmış ve bu olay sonrasında disiplin nedeniyle Kocaeli 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu idaresinin Hasan Özer'in bu eyleminden haberdar olmaması mümkün değildir. Hasan Özer'in sağlığının korunması ve kendisine veya diğer kişilere zarar vermemesi açısından yetkililer tarafından gerekli tedbirlerin alınması gerektiği açıktır.

Hasan Özer'in Kocaeli 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevkle geldiği tarihte Ceza İnfaz Kurumunun genç tutuklulara ayrılmış bölümüne alınması ve burada tutulması, yirmi bir yaşını doldurmasından sonra ise yetişkin tutukluların bulunduğu bölüme aktarılması gerekirken Ceza İnfaz Kurumuna geldiği andan itibaren hiçbir gözlem ve sınıflandırmaya tabi tutulmadan hem büyüklerin hem de hükümlülerin kaldığı koğuşlarda barındırıldığı görülmektedir. Hasan Özer'in her duruşma öncesinde yoğun bir şekilde tahliye olacağı inancı ile hareket ettiği ve tahliye edilmemesi hâlinde kendine zarar verme eğilimi gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu durumdaki bir tutuklunun kendisi ile benzer durumda olmayan ve benzer psikolojiyi paylaşmayan hükümlülerle birlikte tutulmasının mevcut olan psikolojik sorunlarını etkilemediği söylenemez.

Daha önce de kendisine zarar veren ve koğuşunda yangın çıkarma eyleminde bulunan Hasan Özer 28/9/2011, 1/10/2011, 3/10/2011 ve 4/10/2011 tarihlerinde vücudunun muhtelif yerlerini kesmek suretiyle kendisine zarar vermiştir. Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin bu olaylara yönelik müdahalesi ise genel olarak Hasan Özer'in yaralanmalarının tedavi edilmesini sağlamak ve olay hakkında disiplin soruşturması başlatarak Hasan Özer'i cezalandırmak olmuştur. Oysa bu tür olaylarda kişinin psikolojik sorunlarının çözülmesi için de çaba sarf edilmesi bu tarz eylemlerin tekrarlanmasını önlemek bakımından oldukça önemlidir. Ancak somut olayda yetkililerin, Hasan Özer'in ihtiyaç duyduğu psikolojik desteğin sağlanması ve tekrar bu tür girişimlerde bulunmasının önlenmesi amacıyla kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yerine getirmedikleri görülmektedir.

Hasan Özer'in kendine zarar verme eylemlerinin 4/10/2011 tarihli duruşma gününün öncesinde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Hasan Özer, Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı bir dilekçesinde, katıldığı her duruşmadan sonra kendisine zarar verdiğini belirtmiştir. Bu hususlar dikkate alındığında Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin -özellikle duruşma öncesinde ve sonrasında- Hasan Özer'e daha dikkatli yaklaşmaları ve yeterli gözetimi sağlamaları gerekmektedir. Ancak başvuru dosyasında, Hasan Özer ile duruşma öncesinde ve sonrasında özel olarak ilgilenildiğine veya kendisinin geçici odaya alınması dışında özel olarak gözetim altında tutulduğuna ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde Ceza İnfaz Kurumu görevlileri tarafından yetkileri çerçevesinde Hasan Özer'in ölümünün önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmadığı görülmektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Hasan Özer'in yaşamının kendi eylemlerine karşı korunamaması nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

b- Yaşam Hakkı Kapsamında Etkili Bir Soruşturma Yürütülmediğine İlişkin İddia Yönünden

İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hasan Özer'in kasıtlı bir eylem neticesinde öldürülüp öldürülmediği hususu etkili bir şekilde araştırılarak ortaya konulmakla birlikte ölüm olayının cinayet iddiası dışındaki diğer yönlerinin ortaya konamadığı ve varsa sorumlu kişilerin belirlenebilmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Hasan Özer'in ölüm olayı hakkında hazırlanan özel denetim raporunda, önemli sayıda tutuklu ve hükümlünün C-4 No.lu koğuşta bulunan İ.K.nin diğer hükümlü ve tutuklulara küfür ettiği, fiziki güç kullandığı, hakarette bulunduğu ve psikolojik baskı yaptığı yönünde iddiaları dile getirdiği belirtilmiştir. Hasan Özer, bir dönem C-4 No.lu koğuşta kalmış ve koğuşta bulunan diğer hükümlü ve tutuklularca dövülmüştür. Bazı mahkûmlar ise soruşturma sürecinde Hasan Özer'in rızası dışında birçok defa odasının değiştirildiği, sıkıntılı odalara verildiği ve Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından baskıya maruz bırakıldığı şeklinde ifadeler vermiştir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında Hasan Özer'in Ceza İnfaz Kurumu idaresince baskı altında tutulup tutulmadığı konusunda ciddi tereddütler ortaya çıkmaktadır. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla sadece bir kamu görevlisi dinlenmiş, tanık sıfatıyla dinlenen diğer Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin ise sadece ölüm olayına ilişkin bilgisine başvurulmuş ancak ölüm olayının öncesi hakkında Hasan Özer'i intihara sürükleyebilecek ihmaller hakkında yeterli bir araştırma yapılmamıştır. C-4 No.lu koğuşta bir baskı ortamı bulunup bulunmadığı, eğer böyle bir ortam bulunuyorsa neden bu duruma göz yumulduğu, bunun gerçekten Hasan Özer üzerine baskı kurma amaçlı olup olmadığı, Hasan Özer'in kaldığı diğer koğuşlarda da C-4 No.lu koğuşta anlatılan gibi bir durumunun olup olmadığı araştırılmamıştır. Ayrıca Hasan Özer'in sürekli kendine zarar verme eylemlerinde bulunması hiç sorgulanmamış, Hasan Özer'in bu eylemlerinin sebepleri hakkında bir araştırma yapılmamıştır.

Hasan Özer'in ölümüne neden olan eyleminden önce bu şekilde bir eylemde bulunabileceğine dair pek çok belirti olduğu ve bu belirtiler dikkate alınarak yetkililerin daha ileri düzeyde tedbirler almalarının kendilerinden beklenebileceği ancak yetkililerin Hasan Özer'in yaşam hakkının korunması noktasında ihmallerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak olaya ilişkin yürütülen soruşturmanın, kapsamı ve sonuçları itibarıyla söz konusu ihmallerin ortaya çıkarılmasını ve gerekiyorsa sorumluların cezalandırmasını sağlayacak nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulamadığı, olası sorumlu kişilerin belirlenmediği dolayısıyla somut olayda yürütülen soruşturmanın fiilen de hesap verilebilirliği sağlayamadığı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yürütülen ceza soruşturmasında Anayasanın 17. maddesinde koruma altına alınan yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :