Basın Duyurusu No: BB 35/16
02.07.2016

ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKINA İLİŞKİN ADEM YÜKSEL KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 1/6/2016 tarihinde Adem Yüksel tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2013/9045), Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, kurmay albay olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) görev yapmakta iken 11/8/2011 tarihinde Tiflis Büyükelçiliğine askerî ataşe olarak göreve başlamış, başvurucunun TSK'da sivil memur olarak çalışan eşi ise bu nedenle ücretsiz izne ayrılmıştır.

2011 yılı Eylül ve Aralık aylarında başvurucunun eşine ait olduğu iddia edilen dört adet cinsel içerikli ses kaydı internette yayımlanmıştır. Başvurucu, 16/12/2011 tarihli gerekçesi belirtilmeyen bir mesaj emri ile yurda çağrılmış ve Genelkurmay Başkanlığı emrine görevlendirilmiştir. 19/12/2011 tarihinde, oluşturulan idari tahkikat heyeti tarafından başvurucunun ifadesi alınmış, üç gün sonra yurt dışından gelen başvurucunun eşi heyetle yaptığı görüşmede iddiaları reddetmiş ve bu aşamada herhangi bir ses kaydı örneğini sunma ihtiyacı görmemiştir.

İdari tahkikat heyetinin talebi üzerine hazırlanan Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 26/12/2011 tarihli raporunda internette yayımlanan ses kayıtlarındaki kadın sesinin “kuvvetle muhtemel” aynı kişiye ait olduğu, ses kayıtlarında herhangi bir manipülasyon olmadığı belirtilmiştir. Aynı zaman diliminde idari tahkikat heyeti internette yayımlanan ses kayıtlarının başvurucunun eşine ait olup olmadığının anlaşılabilmesi için 23/12/2011 ve 26/12/2011 tarihlerinde başvurucunun eşinin çalıştığı iş yerindeki sekiz mesai arkadaşının da bilgisine başvurmuştur. Ayrıca ifadesi alınan personelden söz konusu kayıtlar hakkında herhangi bir bilgisi olmayanlar için kayıtların bir kısmı ilgili kişilere dinletilmiş ve sonra da söz konusu kişilerin ifadesi alınmıştır. Ses kayıtlarının içeriğindeki bilgiler de dikkate alınarak kayıtlardaki sesin başvurucunun eşine ait olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. İnternette yayımlanan bu ses kayıtları sebebiyle 30/12/2011 tarihinde Genelkurmay Başkanlığının onayıyla başvurucu hakkında yurt dışı sürekli görev ataması iptal edilmiş ve başvurucu daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı 3. Kolordu Komutanlığında (İstanbul) görevlendirilmiştir.

Bunun üzerine başvurucu 9/1/2012 tarihinde "yurt dışı sürekli görev atamasının iptal edilmesi" işleminin iptali için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesi nezdinde yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmıştır. Başvurucunun yürütmeyi durdurma istemi 6/3/2012 tarihinde reddedilmiştir.

Başvurucu bu sırada, eşi hakkında olduğu iddia edilen ses kayıtlarının TSK'da görevli diğer personele dinletilmesi nedeniyle ilgili subaylar hakkında suç duyurusunda bulunmuş, ancak soruşturmaya izin verilmemiş ve bu karar başvurucuya 7/5/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Dilekçe teatisi aşamaları sırasında başvurucu gizlilik dereceli belgelerin birer örneğinin kendisine verilmesini Mahkemeden talep etmiştir. Mahkeme, tebligat aşamasında bulunan bir davada gizlilik dereceli belgelerin incelettirilmesinin Genel Sekreterliğin görevi içinde bulunduğunu belirterek talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş ve Genel Sekreterliğin kararı üzerine Daireye itiraz edilebileceğini belirtmiştir.

Bu arada internette yayımlanan bu ses kayıtları sebebiyle başvurucunun eşi hakkında idari soruşturma açılmış ve başvurucunun eşine Millî Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından meslekten çıkarma cezası verilmiştir. Söz konusu karara karşı süresi içinde AYİM İkinci Dairesinde dava açılmıştır.

Daha sonra başvurucuya, eşinin meslekten ihracına ilişkin karar ve Askeri Ceza Kanunu’nun 153. maddesi kapsamında bir ikaz yazısı tebliğ edilmiştir. Başvurucu bunun üzerine 13/8/2012 tarihinde yasal haklarını saklı tutmak kaydıyla emekliliğini talep etmiş, Millî Savunma Bakanı'nın onayıyla 27/9/2012 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

AYİM Genel Sekreterliği başvurucunun açtığı davada gizlilik dereceli belgelerin incelenmesi talebini uygun bulmamış, karara itiraz üzerine AYİM Birinci Dairesi talebi kısmen kabul etmiştir.

Başvurucunun avukatı gizlilik dereceli belgeleri inceledikten sonra ses kayıtları sebebiyle idari tahkikat heyetinin kurulduğunu öğrendiğini, idari tahkikat heyetinin usulsüz bir şekilde, hukuka aykırı yöntemlerle, kime ait olduğu tespit edilmeyen bir ses kaydıyla hareket ettiğini ileri sürmüştür.

Bu sırada başvurucu ve eşi ile birlikte toplam on bir kişi farklı tarihlerde sosyal paylaşım sitelerinde kendileri hakkında asılsız iftira ve hakaret içeren yazılar yazıldığı gerekçesiyle şikâyetçi olmuşlar, tespit edilen üç şüphelinin işlenen suçlarla bir ilişkisi olmadığı sonucuna varılarak Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.

Başvurucunun eşinin açtığı dava devam ederken, başvurucunun eşi ses kaydı örneği vermeyi kabul etmiştir. Bunun üzerine Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı internette yayımlanan ses kayıtlarındaki bayan kişi ile başvurucunun eşinin “kuvvetle muhtemel aynı kişi” olduğunu raporunda belirtmiştir.

19/3/2013 tarihinde yapılan duruşma sonucunda ara kararı alınmış, AYİM İkinci Daire Başkanlığından bilgi istenmiştir. AYİM İkinci Daire Başkanı bir yazıyla dava hakkında bilgi vermiş ve ses kayıtlarına ilişkin kriminal raporları Mahkemeye sunmuştur.

AYİM Birinci Dairesi 18/6/2013 tarihinde başvurucunun açmış olduğu davayı reddetmiştir.

Başvurucunun eşinin meslekten çıkarma cezasına karşı açmış olduğu dava ve karar düzeltme isteği AYİM tarafından reddedilmiştir.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, kurmay subay olarak görev yaparken 47 yaşında emekli olmak zorunda kaldığını, internette yayımlanan ses kayıtlarının delil olarak kabul edilemeyeceğini, davaya konu idari işlemin tek dayanağının özel hayat içinde kalması gereken hususlar olduğunu, özel hayata ve aile hayatına yönelik hukuka aykırı müdahalelerde bulunulduğunu, ileri sürülen taleplerin dikkate alınmadığını, eşinin çalıştığı iş yerindeki mesai arkadaşlarına da söz konusu kayıtların dinletildiğini, uygulanan bu yöntemin yanlış olduğunu, yargılamanın eksik incelemeye dayandığını, Adli Tıp Kurumundan rapor istenmesi taleplerinin kabul görmediğini, aşağılayıcı muamelelere maruz bırakıldığını, işkence ve kötü muamele yasağının, özel ve aile hayatına saygı hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu başvuru kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Söz konusu süreçte, başvurucunun kendisinin değil eşi ile başka kişilerin konuşmaları gerekçe gösterilerek çeşitli kararlar alınmıştır. Askerî ataşe olarak atananların, bu göreve atanırken temsil yeteneğine sahip olup olmadığına doğal olarak bakılmakta, temsil yeteneğine sahip olduğuna kanaat getirilirken aile durumları da dikkate alınmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun kendisi ile ilgili olmasa bile eşi ile ilgili olduğu iddia edilen ses kayıtlarının tahkikat konusu olması idarenin takdir yetkisindedir.

Ses kayıtlarının internete sızdırılmasında başvurucu ve eşinin herhangi bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığının da tespit edilmesi gerekir. Başvurucu ve eşi dışında birçok kişi de sosyal medya hesapları üzerinden yayımlanan ses kayıtları sebebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde şikâyette bulunmuş, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını talep etmiştir. Ayrıca başvurucu, söz konusu ses kayıtlarının gerçek olmadığını hem tahkikat heyeti hem de sivil savcılık nezdinde dile getirmiştir. Dolayısıyla başvurucu dâhil olmak üzere başka kişilerin de farklı gerekçelerle şikâyette bulunduğu dikkate alındığında idare tarafından başvurucuya somut olarak herhangi bir sorumluluk izafe edilemediği tespit edilmiştir.

Başvurucu, meslek hayatına yönelik olarak yapılan müdahalenin hukuki gerekçesini ilk başta öğrenemediğini ve söz konusu gerekçeyi ancak açılan dava sırasında savunma dilekçesi verildikten sonra öğrenebildiğini belirtmiştir. Yapılan idari tahkikat sürecinde uygulanan usul de dikkate alındığında özel hayatın en mahrem alanlarının daha fazla ifşa edilmesine idare eliyle yol açıldığı, umulan kamu yararına kıyasla çok daha büyük bir kişisel yararın zedelenmesine neden olunduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca mahkemelerin bir idari işlemin hukuka uygun olup olmadığını inceleme yetkisi idari işlemlerin maddi olgulara dayanıp dayanmadığı ile sınırlı değildir. Söz konusu kayıtların internetten edinildiği, jandarma kriminal raporlarının içeriğinin kesinlik arz etmediği, ses kayıtlarının aynı zamanda mesai arkadaşlarına dinletilmesinin başvurucunun kişilik haklarına zarar verdiği, yayımlanan ses kayıtlarından başka herhangi bir delilin bulunmadığı yönündeki itirazların Mahkemece değerlendirilmediği görülmüştür.

Mahkemenin gerekçeleri dikkate alındığında açılan bu davanın reddedilmesi ile başvurucunun sadece mesleki yaşantısının etkilenmediği, Jandarma Kriminal Dairesi raporları gerekçe gösterilmek suretiyle dolaylı olarak bu ses kayıtlarının gerçek olduğu izlenimi verilmekle, başvurucu ve ailesinin çevresinde de zor duruma düşürüldüğü anlaşılmıştır.

Sonuç olarak açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :