Basın Duyurusu No: BB 36/16
14.07.2016

YAŞAM HAKKINA İLİŞKİN AYSUN OKUMUŞ VE AYTEKİN OKUMUŞ KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 20/4/2016 tarihinde Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2013/4086), Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucular, kendilerinin ve yakın akrabalarının çocuklarının bebeklik çağında yaşamlarını yitirdikleri vakalarıyla karşılaştıklarını da belirterek 13/8/2003 tarihinde dünyaya gelen oğulları Alper Okumuş’un vücudunda kasılmalar olduğu şikayetiyle Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi (Hastane) Çocuk Acil Servisine başvurmuşlardır. Hasta 20/8/2003 tarihinde metabolik hastalık ön tanısıyla çocuk servisine yatırılmış, daha sonra yoğun bakım servisine nakledilmiştir.

Hastalığı nedeniyle birçok defa ayakta ve yatarak tedavi gören Alper Okumuş, en son 17/10/2007 tarihinde saat 19.00 sularında Hastanenin Çocuk Acil Servisine götürülmüştür. Durumunun ağır olduğu tespit edilen hasta, tahsis edilecek solunum cihazı bulunmadığı ve hastanede yer olmadığı gerekçesiyle Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, ancak saat 03.30'da anılan hastanede vefat etmiştir.

Başvurucular maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 13/6/2008 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğüne müracaat etmiş, olumsuz cevap üzerine Dokuz Eylül Üniversitesi aleyhine İzmir 2. İdare Mahkemesinde maddi ve manevi zararlarının karşılanması için tam yargı davası açmışlardır. Başvurucular dava dilekçesinde oğulları Alper Okumuş'a kendilerinden izin alınmadan epilepsi konusunda birtakım tıbbi deney ve testler uygulandığını, bu testlerin de ölüme sebebiyet vermiş olabileceğini, oğullarının ölümü ile sonuçlanan süreçte hiçbir şekilde bilgilendirilmediklerini, hastanede solunum cihazının olmadığını, tecrübesiz personelin çalıştırıldığı ve nöbetçi doktorların ambu cihazını kullanmayı bilmediğini, hastanede uzman doktor ile solunum cihazının bulunmadığını, bu durumun olayda ağır hizmet kusuru bulunduğunu gösterdiğini belirtmişlerdir.

Davalı idare, ileri sürülen iddiaların doğru olmadığını, söz konusu ölüm olayında idareye yüklenebilecek bir kusurun bulunmadığını belirtmiştir.

Mahkemece Hastanede uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor istenmiş, Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından metabolik kökenli nörodejeneratif hastalıktan öldüğü bildirilen küçüğe Hastanede yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu bildirmiştir. Başvurucular, Adli Tıp Kurumu raporuna itiraz etmiş, önceki iddialarına ek olarak metabolik hastalık tanısının hatalı olduğuna ilişkin Hacettepe Üniversitesinden alınan rapor bulunduğu halde yanlış tanıya dayalı tedavi uygulamakta ısrar eden tecrübesiz asistanların hatalı müdahaleleri nedeniyle oğullarının öldüğünü belirtmiş ve yeni bir bilirkişi raporu alınması talebinde bulunmuşlardır.

İzmir 2. İdare Mahkemesi tarafından 2/6/2011 tarihli karar ile mevcut bilirkişi raporu yeterli görülerek davanın reddine karar verilmiştir. Danıştay Sekizinci Dairesi 5/6/2012 tarihinde kararı onamış, başvurucuların karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.

Başvurucuların İddiaları

Başvurucular epilepsi hastası olan oğullarına yanlış tedavi uygulandığını, daha önceden oğullarıyla ilgilenen doktora haber verilmediğini, tecrübesiz asistanlar nedeniyle oğullarına müdahalede başarısız olunduğunu, hastanede uzman doktorun bulunmadığını, tedavinin tıbbi esaslara uygun bir biçimde yapılmadığını, ilgili görevliler hakkında kişisel kusurları nedeniyle açılan tazminat davası ile kamu davasının derdest olmasına rağmen bu yargılamaların sonuçlanması beklenmeden davalarının reddedildiğini belirterek 1219 sayılı Kanun'un hastanın veya hasta yakınlarının bilgilendirilmesi hakkını düzenleyen 70. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. ve 8. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu başvuru kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

İzmir 2. İdare Mahkemesi kararına dayanak olan Adli Tıp Kurumu raporunda, hastanedeki solunum cihazlarından faydalanamayan ve bu sebeple başka bir hastaneye sevk edilen Alper Okumuş'un bu olaydan etkilenip etkilenmediği, söz konusu olayda bir ihmalin bulunup bulunmadığı, hastanın tedavisinde herhangi bir gecikmenin yaşanıp yaşanmadığı hususlarında yeterli bir değerlendirme yapılmadığı halde Mahkemece raporun nasıl yeterli görülebildiği anlaşılamamıştır.

Başvurucuların hastaya uygulanan diazem tedavisinin yanlış olduğu iddialarına ilişkin İzmir 2. İdare Mahkemesinin kararında ve bu Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda bir değerlendirme yapılmadığı, tatmin edici bir açıklama bulunmadığı görülmektedir.

Benzer şekilde, başvurucuların Hastanede uzman doktor bulunmadığı, olay günü yapılan işlemler hakkında kendilerine gerekli bilgilerin verilmediği ve Hastanede tecrübesiz personel çalıştırıldığı yönündeki iddiaları hakkında da İzmir 2. İdare Mahkemesi kararında yeterli bir değerlendirme yapılmamıştır.

Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde idari yargı yerinde açılan davada başvurucuların iddiaları hakkında yeterli bilgi içermeyen Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak karar verildiği, uyuşmazlığın çözümü bakımından esaslı iddiaların yeterli biçimde incelenmediği ve Alper Okumuş'un ölümüne neden olan koşulların tam olarak açıklığa kavuşturulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç olarak, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul yönünden ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :