Basın Duyurusu No: BB 40/16
09.11.2016

HAKKANİYETE UYGUN YARGILANMA HAKKINA İLİŞKİN HÜSEYİN GÜNEŞ ÖZMEN KARARI BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 22/9/2016 tarihinde Hüseyin Güneş ÖZMEN tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2014/1514), Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Olaylar

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 7/3/2008 tarihinde, ayrı yaşadığı eşini silahla öldürdüğü iddiasıyla tasarlayarak insan öldürme suçundan başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir.

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme), başvurucu ile maktul ve ailesi arasında yaşanan sorunlara ve öldürme olayının gerçekleşme anına ilişkin olarak maktulün anne ve babası da dâhil olmak üzere birçok tanığın anlatımlarına başvurmuştur.

Başvurucu, maktülenin kendisi ile resmen evli olduğu hâlde, başkası ile yasak ilişki yaşadığını, bunu olay günü maktüleye sorduğunda, maktülenin kendisine cevap olarak bu durumun özel hayatı olduğunu, kendisini süründüreceğini ve ayrıca ortak çocuklarını bir daha kendisine göstermeyeceğini bu nedenle ani oluşan hiddet ve kızgınlıkla olayı gerçekleştirdiğini iddia etmiştir.

Mahkeme, 23/5/2012 tarihli kararıyla kasten öldürme suçundan başvurucuyu müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme kararını, dosyadaki raporlar ile tanıkların olayın oluş şekline ve başvurucu ile maktul arasında yaşanan sorunlara dair beyanlarına dayandırmıştır. Kararda, başvurucu ile maktul ve maktulün ailesi arasında müşterek çocuğun bakımı da dâhil olmak üzere boşanma sürecinde adli makamlara yansımış uyuşmazlıklar bulunduğu, başvurucu hakkında işlemler yapıldığı, başvurucunun olay günü maktülenin okuduğu tıp fakültesindeki dersinden çıkışını beklediği, odadan çıkışının ardından iki ayrı şarjördeki mermilerle ateş etmek suretiyle onu öldürdüğü belirtilmiştir.

Başvurucu hakkında haksız tahrik nedeniyle indirim yapılmamıştır. Buna ilişkin gerekçede, maktülenin başkası ile ilişkisi olduğuna dair savunmanın cezanın miktarını değiştirmeye yönelik olduğu, bu konuda hiçbir inandırıcı ve akla uygun delil bulunmadığı, birçok tanık dinlenmesine rağmen hiç birinin bu konudan söz etmediği belirtilmiştir. Maktülenin sarf ettiği iddia edilen sözlerin ise -başvurucunun soyut iddiası dışında- hiçbir şekilde doğrulanmadığı, başvurucunun yapısı ve duruşmalarda verdiği izlenimlere göre de maktülenin başvurucuya karşı bu şekilde sözler saf etmesinin de inandırıcı görülmediği ifade edilmiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, başvurucunun müdafiinin de katılımıyla duruşmalı olarak yaptığı temyiz incelemesinin ardından 13/11/2013 tarihli ilamıyla hükmü onamıştır.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu özetle öldürme eylemini tahrik altında gerçekleştirdiğini, bu hususu kanıtlamak için tanık dinlenilmesi, telefon kayıtlarının incelenmesi ve otopsi yapılması gibi Mahkemeden bazı istemlerde bulunduğunu, ancak taleplerinin reddedildiğini, bu sebeple adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Hakkaniyete uygun bir yargılama için yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir.

Herhangi bir yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını değerlendirmektir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir.

Başvurucu hakkında haksız tahrik uygulaması yönünden incelenen iddialardan biri, maktulün olay anında sarf ettiği ileri sürülen sözlerdir. Başvurucu, olay esnasında eşinin söylediğini ileri sürdüğü sözlere ilişkin olarak herhangi bir araştırma talebinde bulunmamıştır. Mahkeme, bu iddianın soyut kaldığını ve somut olayın özel koşullarında inandırıcı olmadığını değerlendirmiştir. Maktulün boşanma safhasında başka biriyle beraber olduğuna ilişkin diğer iddia ise başvurucunun herhangi bir delil sunamadığı ve dinlenilen tanıkların da bu konudan bahsetmediği gerekçeleriyle haksız tahrike esas alınmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun taleplerinin makul gerekçelerle reddedildiği anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :