Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim KILIÇ'ın 15 Kasım 2012 Perşembe Günü Yargı Etiği Sempozyumu Açış Konuşması

Çok Değerli Konuklar,

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargı Etiği Sempozyumu konulu bir etkinlikte bizleri buluşturmasını oldukça manidar buluyorum. Gerek Yüksek Kurul’un gerekse Adalet Bakanlığının son yıllarda bu ve buna benzer toplantılarda yargı ve bilim dünyasını biraraya getirme çabalarını yürekten kutluyorum. Geçmişte yaşadığımız, usandığımız, yorulduğumuz  bitip-tükenmek bilmeyen kavga ortamından uzaklaştıran ve asli görevinin en doğal uzantısı olan adil bir yargı düzeninin nasıl oluşacağı sorununa katkı ve çare arayan anlayış sahiplerine en kalbi şükranlarımı sunuyor hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Seçilen konu fevkalade önemli. Kurulumuzun değerli yöneticileri aslında bugün konuşturacakları uzmanlarımıza yargının anjiyosunu yaptırarak hangi kanalın tıkalı olduğunu öğrenmek istiyorlar. Bu sempozyumun sonunda ortaya çıkacak rafine edilmiş görüş ve düşüncelerin, hem ülkemiz hem de dünya hukuk değerlerine önemli açılımlar sağlayacağına olan inancımı belirtmek isterim. Yargıda etik ve ahlak konusunun evrensel boyutları düşünüldüğünde, sorunun sadece yargıyı değil ekonomiyi, siyaseti ve tüm sosyal alanları da ilgilendirdiğini bu nedenle de bir dünya sorunu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Etik ve ahlak gibi kavramlar hukukunda  temelini oluşturduğundan, bu değerlere dayalı zemin etütleri iyi yapılmamış hukuksal projeler adalete dönüşemeyeceğinden daha çok hak ihlalini beraberinde getirecektir.

Toplumun ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel alanda değişim ve dönüşümünü en etkili biçimde gerçekleştiren hukukun gücüdür. Hukukun bu dönüştürücü gücünü yalnız başına gerçekleştirme şansı oldukça düşüktür. Hukuk’un adalete dönüşmesi  ancak, ahlaki ve etik değerler ile insanlık onuru gibi üstün değerlerin katkılarıyla mümkün olabilir. Vicdanların bekçisi bence bu değerlerdir. Bu değerler aynı zamanda vicdan denen her neyse  onun sağırlaşmasını ve hissizleşmesini engelleyen denetim araçlarıdır. Bunlar yoksa adaleti hissedemeyiz. Ahlaki ve etik değerler esasen yargıç’ın iç dünyasının sorunudur. Bunlar bazen pozitif kurallar haline gelse de sorunların  çözümünde yalnız başına etkili olamıyor.  Felsefi ve sosyolojik bakışında konusu olan bu değerlerin hukuk öğretisi ile arasındaki kopukluk toplumu mutlu edecek adil bir yargı sisteminin oluşmasına engeldir.

Değerli Konuklar,

Bütün kutsal düşüncelerin, kültürlerin, ahlaki ve etik değerlerin hayat bulduğu anarahmi insanlık onurudur.  İnsan olma hakkının kaynağı da sebebi de bu değilmi? Onur yoksa insan da yoktur.  Bu değeri yargı için uyarlayacak olursak hakimin tarafsızlığı, bağımsızlığı ve dürüstlüğü onun ONURU’dur. Bu üstün değeri korumakta hepimizin görevidir. Zira yönetimlerin sebep olduğu hak ihlaline uğrayan  bireylerin sığınacağı tek yer hakimin vicdanıdır. Bu ihlalleri ortadan kaldıracak olanda vicdanı özgürleşmiş yargıçlardır. Yargı bağımsızlığı anayasal ve yasal teminatlara kavuşturulurken, tarafsızlık hakimin özgür vicdanının güvencesine terkedilmiştir. Bu nedenle hakim tarafsızlığını etkileyebilecek öznel duygularına, düşüncelerine, ideolojisine,  kutsallarına, dostluk ve düşmanlık hislerine karşı kayıtsız kalmak zorundadır. Konjoktürel gelişmelere bağlı olarak oluşan mahalle baskısı, kendini koruma iç güdüsü ve aidiyet hissi taşıdığı çevresinden dışlanma korkusu hakim tarafsızlığını ortadan kaldıran ve meslek onuru ile asla bağdaşmayan olumsuzluklar olarak sıralanabilir.  Denilebilir ki vicdan özgür değilse akıl güvenliğinden de söz edilemez.

Değerli Konuklar

Söz konusu etik değerlerle ilgili ayrıntılı açıklamalar sempozyum sürecinde yapılacağından sözlerimi uzatmak istemiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle sempozyum katılımcılarına başarılar dilerken  emeği geçen Hakimler ve Savcılar Yüksek kurulunun değerli mensuplarına teşekkür ediyor hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.

Haşim KILIÇ
Anayasa Mahkemesi Başkanı

 

 

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :