Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim KILIÇ'ın 5 Ekim 2012 Cuma Günü Erzurum Atatürk Üniversitesi 2012-2013 Eğitim ve Öğretim Yılı Açılış Konuşması

Değerli Konuklar

Türkiye, yasama, yürütme ve yargı organlarının ideolojik vesayet ağlarının  baskısı altında büyük travmalar geçirerek savrula savrula  bugünlere  kadar geldi. Bu sürecin en ağır faturalarını ise Üniversitelerimizin ödediğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Nasıl olmasın ki geriye dönüp baktığımız da,  1980 darbesine kadar terörün esir aldığı Üniversiteler ideolojilerin hesaplaşma ve birbirini yoketme  mekanları haline geldi. Terör nedeniyle tanışamaz görüşemez ve birbirimizi dinleyemez olmuştuk. Farklı düşüncelerle yan yana gelemedik. Sonuçta ne gençliğimizin nede üniversiteli olmanın tadına varabildik. Okuduğumuz bilim dalıyla bile yeterince tanışamadık. Darbe sonrası ise, üniversitelerin hizaya çekildiği, farklı düşüncelerin- inançların kökünün kazınması gerektiği düşüncesinin hakim olduğu bir döneme girdik. Ve asıl suçlu tesbit edildi. Devlet, üniversitelerde anayasal düzen bakımından  en tehlikeli bulduğu  kılık-kıyafet konusunu rejim sorunu yapmaktan çekinmedi. Engellenen eğitim hakkı, ifade özgürlüğü, dini inanç ve kanaat özgürlükleri gibi en temel insan hakları yok edilerek insanlık onuru tarihinin en utanç verici işkencesiyle karşı karşıya bırakıldı.  Geride bıraktığımız bu karanlık günlerin bir daha yaşanmaması yürek taşıyan herkesin dileği olmalıdır.

İdeolojik vesayeti tahkim etmek üzere insan onuru ile oynayanlar tarihin hiçbir döneminde kazanan taraf olmamıştır. Baskıcı, dayatmacı çoğulculuğu reddeden anlayışlar, yaratılanların en şereflisi insandır ilkesiyle sürekli kavga halinde olmuştur. Bu nedenle, korunması gereken en üstün değer olan insanlık onuru Anayasaların, değiştirilemez kurallarının en temel kavramı sayılmıştır. Devletimizin kimlik belgesi de diyebileceğimiz Demokratik, laik, sosyal  hukuk devleti nitelikleri de bu üstün değeri korumak ve kollamak için öngörülmüştür. Devletlerin sayılan  bu nitelikleri bütün dünyada insanlığa onurlu bir hayat yaşatmayı vaat etmektedir.

Üniversitemizin değerli mensupları

Bir ülkenin beyni sahip olduğu üniversiteleridir.  Beynin görevi ise düşünmek, düşündüğünü ifade edebilmektir. Bilgi de ancak özgür bir ortamda üretilebilir. Üniversite öğretiminin amacı doğal olarak özgür ve onurlu bireyler   yetiştirmektir. Üniversitesinde çift kimlikli bireyler  yetiştiren bir toplumun geleceği yok edilmektedir. Şunu unutmamalıyız ki  demokratik düzen denince kendine güvenen, risk alan, suskun ve uslu değil, sorgulamayı görev kabul eden, onurlu insanların yaşadığı ülkeler akla gelir. Yaradılışın özünde bulunan çoğulculuk, tek düşünce ve tek inanca izin vermemiştir. Demokrasi zorunlu olarak her çeşit azınlığın varlığını ve kendisini ifade etme hakkını içerir. Bu değerleri yaşatan bir demokrasinin sorunları çözme şansı oldukça  yüksektir.

Tamda bu noktada söylemek gerekirse Üniversitelerimiz ideolojik işgallerin değil, akademik özgürlüğün egemen olduğu ortamları yakalayabildiği durumlarda özgür bireyler yetiştirebileceklerdir.
     
Ben üniversiteleri özgürlüklerin ikametgahı olarak tanımlıyorum.  Bu mekanda yaşayan öğretim üyeleri ve öğrencileri düşüncesini ve bunu ifade edebilmeyi, inançlarını, kanaatlerini bilimsel özerkliliğin güvencesi altında ortaya koyamıyorsa Devletin bağışıklık sistemi çökmüştür  diyebiliriz.  Üzülerek belirtmeliyim ki üniversitelerimiz 1980 sonrası hayatında bu çöküntüyü ağır biçimde yaşadığından dolayı, çağdaş bilim dünyasında olması gereken kalitesini yakalayamamıştır. Maalesef bugün üniversitelerimiz ifade özgürlüğünü yaşama yerine susma hakkını  kullanmayı tercih eden kurumlar haline   gelmiştir.  Dünyanın hak ve özgürlükler çağını yaşadığı bir iklimde baskı ve tasfiye süreçlerinin yarattığı olumsuz ortamların ortadan kalkacağına olan  inancımı belirtmek istiyorum. Çünkü Türkiye nin demokratikleşme, sivilleşme ve özgürlük yürüyüşünün haklı gururunu yaşamak en çok üniversitelerimize yakışır.

Değerli Konuklar

İnsanlık onuruna saygı, insanların ne düşüneceğine, neye inanacağına ve nasıl bir hayat tarzı seçeceğine kendisinin karar vermesini zorunlu kılmaktadır. Seçilecek bu tercihlerin güçlülere karşı korunması görevi de yargıya verilmiştir.  Gerek idareler gerekse yargı bu değerleri koruduğu sürece meşruiyet temellerini de korumuş olurlar. Her dönemin yarattığı kendine özgü kutsallara baskı ve dayatmalarla oluşturulan ilgi, asla kalıcı olamaz. Korku temelinde değil, sevgi temelinde yükselen değerlerin toplum beğenisine sunulması sistemlerin sağlıklarının en güçlü teminatı olacaktır.

Bir ülkede yaşanan hak ihlallerinin yoğunluğu, o ülkenin demokratik-hukuk devleti olmasına ilişkin sicilinin en belirgin özelliğidir. Bugün hak ihlallerinin doğurduğu olumsuzluklar, küreselleşen dünyada sınırları aşarak  dünyanın insanlık sorunu haline gelmeye başlamıştır. Başka bir anlatımla ülkeler hak ihlallerini   bu benim içişimdir düşüncesi ile üstünü kapatamıyor. Uluslararası kuruluş ve kurumların da aracılığı ile hak ve özgürlükler oluşturulan   ortak vicdanın denetimi altına girmiştir. Kaynağı ne olursa olsun hak ihlallerinin doğurduğu öfke, ya da beslediği kin ve nefret duyguları dünya barışını tehdit eder hale gelmiştir. Baskıcı, dayatmacı otoriter ve totaliter iktidar güçlerinin doğurduğu küreselleşen bu öfkenin  sonuçları ortadadır. Hak ihlallerinin, adaletsiz gelir dağılımının, baskı ve şiddetin egemen olduğu bölgelerde önemli fay hatları oluşmuş, zaman zaman kırılan bu hatlar, Kuzey Afrikada, Ortadoğu da Avrupa da ve Amerika da farklı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu tablo, ihlal edilen hak ve özgürlüklerin bir noktada potansiyel gücünü de ortaya koymaktadır. Gelişen bu olaylar insanlığın ortak paydası olan insanlık onurunun gerektiğinde nükleer bir güç etkisine  dönüşebileceğini haber vermektedir. Ancak biraz önce ifade edildiği gibi, hak ve özgürlükleri koruma ve kollama görevi bulunan tarafsız yargının etkin ve süratli müdahalesi varsa sistemden endişe duymaya gerek yoktur.

Değerli Konuklar,

Hak ihlalleri sonucu doğacak olumsuzlukları önlemek üzere getirilen pozitif hukuk kurallarının yalnız  başına  yeterli etkiyi gösteremediği yaşanan bir gerçektir. Pozitif hukuk kurallarının sorun çıktıktan sonra gösterdiği etki, onun onarıcı niteliğini zayıflatmaktadır. Böyle bir durumda önleyici ve caydırıcı bir alan yaratmak için sevgi ve hoşgörü ikliminde gelişen, insani ve ahlaki değerlerin yardımı kaçınılmazdır. Bu nedenle şu çatı altında yetiştirdiğiniz  geleceğin teminatı değerli gençlerimizin ruh kökünü ve onuru nu bu değerlerle beslemek zorunluluğu açıktır. Geleceğin yöneticisi, askeri  hakimi ve öğretmeni gibi meslekler edinerek ülke idaresinde görev alacaklar bu donanımla teçhiz edilmedikçe en ileri Anayasaları ya da yasaları  da yapsanız topluma onurlu bir hayat yaşatamazsınız.
     
Hak ve özgürlük konusunda yargıya düşen görevin ağırlığı karşısında bazı gerçeklerin altını çizmek istiyorum. Yargı; bireylerin kendi aralarında, yada bireylerin devletle olan çatışmaların da hakem-organ sıfatı ile hukuku adalete dönüştüren organlardır. Hukuk devletinin  vicdanıdır. Bağımsızlığı, tarafsızlığı ve adaleti ile vicdanları sükunete kavuşturandır. Bunu başarabildiği ölçüde barış üretir. Aksi takdirde sorun çözme yerine toplumsal barışı tehdit eden bir  unsur haline gelir. Yargının gücü yerine, güçlünün hukukunun  hakim olması halinde  hukuk dışı yöntemlerle sorunları çözme eğiliminin artacağı kesindir. Siyasete lojistik destek sağlama gayretleri yargıyı itibarsız kılmaktan başka sonuç doğurmaz.

Yargı son sözü söyleyen güç olması nedeniyle onun bağımsızlığı ve tarafsızlığı hayati önem taşır. Hakim görevi başında dostluk ve düşmanlık duygularından kendini arındırmak zorundadır. Mahalle baskısı, konjonktürel  olaylar vicdanına hükmedemez. Aksi halde toplumu sorunlarından arındırma gibi görevini yapamaz hale gelir.

Yargının ideolojik vesayetin işgaline uğraması nedeniyle  ülkeye verdiği zararın en acı örnekleri hafızalardan silinmemiştir. Bu işgal devam ettiği sürece bunları yaşamaya devam edeceğiz. Söz konusu ideolojik işgalin sahibi, düşüncesi ya da kutsalları kim ve ne olursa olsun bu sonuç değişmeyecektir. Dün hak ihlaline uğramış mazlumlarla bugün aynı ihlalleri yaşayan insanların  kimliklerinin farklı olması bu bakışımızı değiştirmemelidir. Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur. Zira barışın teminatı olan her türlü farklılığın birlikte yaşama iradesini ancak, başkalarının hak ve özgürlüklerini savunan onurlu insanlar hayata geçirebilir.
    
Bu ihlallere karşı,  hak ve özgürlüklerin mahkemesi olarak bilinen Anayasa Mahkemelerinin sorumluluğu öncelik taşır. Bu nedenle 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa nın 148. maddesine eklenen yeni bir fıkra ile herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilme imkânına kavuşmuştur.
    
Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, anayasa da belirtilen temel hak ve özgürlüklerin yasama, yürütme ve yargı organları tarafında ihlal edilmesi durumunda, bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır.
    
Anayasa Mahkemesinin bu tarihi süreçte kendisinden beklenen özgürlüklerin mahkemesi işlevini yerine getirebilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan çok sayıdaki başvuru ve bunun sonunda verilen ihlal kararlarının azaltılabilmesi için bireysel başvuru hakkının tanınması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu zorunluluk, sadece yasama ve yürütme organlarının tasarruflarını değil, egemenlik yetkisi kullanan ve insan onurunu korumakla görevli yargı organlarının da sebep olduğu hak ihlallerinin denetimsiz kalmaması anlayışından doğmuştur. Bireysel başvurunun özellikle Anayasa yargısının gelişmesine çok önemli zenginlik katacağına, temel haklar konusunda Türkiye deki uygulama ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarındaki anlayış farkının ortadan kalkmasına imkan sağlayacağına olan inancımı belirmek isterim.
    
Esasen bu değişiklikle Anayasa koyucunun iradesi de, uluslararası özgürlük standartlarının iç hukukta uygulamaya geçirilmesini sağlamaktır. 2004 yılında Anayasa nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme hükümleri uygulamaya geçirilmeye çalışılmışsa da, bu konuda gerekli olan denetimin yetersiz kalması beklenen sonucu doğurmamıştır. Bireysel başvuru yolunun bu denetim açığını kapatacağı konusundaki beklentiler oldukça yüksektir.
    
Bu bağlamda; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  ne yapılan başvurular ve sonuçlandırılan davalar bakımından ülkemizin istatistikî durumunun ele alınmasında yarar bulunmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin faaliyet raporuna göre, 2011 yılı sonunda Mahkemenin önünde bulunan 120.000 derdest dosyanın 20.000 adedini Türkiye aleyhine yapılan başvurular oluşturmaktadır. Dolayısıyla,  Mahkemenin bakmakta olduğu dosyaların çok önemli bir bölümü Türkiye ye ilişkindir. Bu rakamlardan anlaşılıyor ki,  Türkiye Rusya dan sonra aleyhine en çok başvuru yapılan ülke konumundadır. Son on yıl içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin verdiği toplam 10.000  yakın ihlal kararının 2475 i ülkemize ait olup, daha da önemlisi, bu kararlarının yarısından fazlası adil yargılanma hakkının ihlali ile ilgilidir. Köklü bir Anayasa yargısı geleneğine sahip olan ülkemiz açısından bu tablo, bağımsız, tarafsız, hızlı, etkili, verimli adalet dağıtan bir yargı sisteminin önündeki engellerin kaldırılmasının hayati bir yükümlülük olduğunu göstermektedir.
     
Hemen belirtmeliyim ki bireysel başvuru Anayasamız gereğince 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşecek olan yargı kararlarına  karşı kullanılacak bir olağan üstü kanun yoludur. Kuşkusuz, bireysel başvuru ile Anayasa Mahkemesinin temyiz mahkemesi gibi çalışması söz konusu değildir. Anayasamızda açıkça belirtildiği gibi bireysel başvuru ancak, tüm yargı yolları tüketildikten sonra yapılabilecek, Anayasa Mahkemesi nin denetimi ise yasaların uygulanmasında tercih edilen yorumun, kişinin Anayasa da yer alan temel hak ve özgürlüğünü ihlal edip etmediğiyle sınırlı olacaktır. Anayasa Mahkemesi hiçbir koşulda olay incelesi, eylem tanımlaması veya uygulanacak yasanın saptanmasıyla ilgili hüküm kurmayacaktır. Uzman mahkemelerin yetkilerine Anayasa Mahkemesi nin müdahalesi söz konusu olmayacağından, yeni bir temyiz yolundan da söz edilmeyecektir.
     
Bireysel başvurunun etkin bir şekilde uygulanması hak ve özgürlüklerin standartlarını evrensel düzeye yükseltecektir. Bu usulün işlemeye başlaması ile bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması   sağlanacak, diğer  yandan da kamu otoritelerinin temel hak ve özgürlüklere daha duyarlı bir davranış ve tutum sergilenmesinin yolu açılacaktır.

Anayasa şikayeti yolunun, bireylerin  temel haklarının güvencede olduğu inancını kuvvetlendirdiğini, kamu gücü karşısında sahipsiz ve güçsüz olmadığı bilincini oluşturduğunu ve devlet organlarının işlemlerinin ve eylemlerinin ancak, temel haklara saygılı olmak koşuluyla kabul edilebileceği düşüncesini güçlendirdiğini, Anayasa Mahkemesi nin sadece Anayasa nın değil, aynı zamanda bireysel temel hakların da bekçisi olarak görüldüğünü sağlamak noktasında, önemli bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

Değerli Konuklar

Yeni getirilen bu sistem nedeniyle Anayasa Mahkememiz bir yıldır ciddi bir hazırlık dönemi geçirmiştir. Avrupa Konseyi ile yapılan ortaklaşa projeler kapsamında konuyla ilgili eğitim çalışmaları tamamlanarak 23 Eylül 2012 tarihi itibariyle yeni sistem aziz milletimizin hizmetine hazır hale getirilmiştir. Anayasa Mahkemesindeki değerli meslektaşlarımızın özverili gayret ve çalışmaları ile vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin önünde çağ dışı kalmış tüm engellerin kaldırılacağına olan inancımı belirtmek isterim.

Bireysel başvuru yolunun başarılı olabilmesi için diğer hak arama yollarının etkin bir şekilde işletilmesi ve bütün devlet organlarının ortak irade ile hareket etmesi gerektiğini söylemek yanlış olamayacaktır. Zira, insan onurunda derin yaralar açan, sanıkların makul bir sürede yargılanma hakkı, masumiyet karinesi, tutukluluk süresi, etkin savunma hakkı, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin hakkındaki suçlamaları öğrenme ve bilgilendirilme hakkı gibi başlıklar altında ifade edebileceğimiz adil yargılanma konusundaki ihlallerin Türkiye yi Avrupa Mahkemesi nezdinde çok ciddi sıkıntılara soktuğunu göz ardı edemeyiz.

Sevgili gençler,

Bu sene Cumhuriyetimizin kuruluşunun  89 cu yılını idrak edeceğiz. 1968 yılında üniversitelerde başlayan terör hareketlerini başlangıç olarak kabul ederseniz, Cumhuriyetin 89 yıllık ömrünün 45 yılını terör örgütleri ile mücadele ederek geçirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yaşadığımız bu teröre komşularımızın ve yabancı ülkelerin yardımlarını da hesaba katarsanız belanın boyutlarını ortaya çıkarabilirsiniz. Başta bu uğurda can vererek bedel ödeyenler olmak üzere, ülkemizin sosyal, siyasal ve ekonomik alandaki hesabı yapılmayan kayıpları gözetildiğinde, bu devletin ne kadar güçlü bir bünyeye sahip olduğunu tesbit edebilirsiniz. Bu kadar ağır olumsuzluklara rağmen, olgunluğundan vakarından ve onurundan hiçbir şey kaybetmeden olayları büyük bir sabır ve soğukkanlılıkla takip eden aziz milletimizin varlığı en büyük şansımız olmuştur. Son yıllarda ekonomik, sosyal, demokratik ve hukuk dünyasında yaşanan olumlu gelişmeler kötümser olmamızı gerektirmiyor. Bu yuvadan aldığınız ışıkla ülkemizin yarınlarını daha da aydınlatmak üzere hizmet nöbetini sizlere devredeceğiz. Çağı yakalama inancıyla hazırlayacağınız, evrensel değerlerle örtüşen ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal çözüm projelerinizi insan onurunu yüceltmek üzere şimdiden hazırlamaya başlayınız.  Bilginize, inancınıza ve taşıdığınız insanlık onuruna güveniyoruz. İnanıyorum ki bu değerler size yanlış yaptırmayacaktır.

İnsan haklarına dayalı, hak ve adalet kavramlarını hayata geçirmiş, kanun devletinin dar kalıplarından arınmış, çoğulcu, katılımcı ve hoşgörülü demokrasinin gerçekleştiği, hukuk devletinin tüm kurum ve kuralları ile uygulandığı bir ülkede yaşamanız dileği ile Erzurum Atatürk Üniversitesinin yeni öğretim yılında sizlere en içten sağlık, esenlik, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 5 Ekim 2012

Haşim KILIÇ
Anayasa Mahkemesi Başkanı

 

 

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :