Mahkememiz Başkanı Sayın Haşim KILIÇ'ın Anayasa Mahkemesi'nin 50. Kuruluş Yıldönümünde Yapmış Olduğu Açış Konuşması

Sayın Cumhurbaşkanım, 

Yurtdışından gelen elliyedi Ülkenin çok değerli Anayasa Mahkemesi başkanları, üyeleri ve beraberindeki misafirler, 

Saygı değer konuklar, 

Değerli basın mensupları, 

25 Nisan 1962 yılında kurularak çalışmaya başlayan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin 50. Kuruluş Yıldönümünde sizlerle beraber olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Katılmakla sefa getirdiniz,  Onur verdiniz, güç kattınız. Bu nedenle şahsım ve T.C.  Anayasa Mahkemesi adına şükran borcumuzu yerine getirirken hepinize saygı ve sevgiyle hoş geldiniz diyorum. 

Mahkememizin 50. Yıl tören ve etkinliklerine dünyanın dört kıtasından gelen ülkelerin  Anayasa Mahkemesi veya anayasa yargısı görevini yürüten Yüksek Mahkeme başkan ve üyeleri ile başta Lahey Adalet Divanı Üyeliği yapmış saygın hukukçu Ürdün Başbakanı,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı, Venedik Komisyonu Başkanı ve Afrika Anayasa Yargısı Konferansı Başkanı olmak üzere, tüm konuklarımızın bu mutlu günümüze katılmış olmaları bizleri ziyadesiyle onurlandırmıştır. 

T.C. Anayasa Mahkemesinin 50. yaşını idrak ettiği bu onurlu günümüzde mahkeme üyeliğine seçilen iki değerli arkadaşımızın and içerek aramıza katılmaları hem gücümüzü hem de sevincimizi bir kat daha arttırmıştır. Danıştay’da uzun yıllar görev yaptıktan sonra  seçilen Sayın Muammer Topal, erdemli kişiliği, çalışkanlığı ve birikimleriyle mahkememiz için yeni bir soluk olacaktır. Üniversite kontenjanından seçilen,  Anayasa hukukunda yaptığı çalışmalar ve özgürlüğü esas alan yaklaşımlarıyla kamuoyunun yakından tanıdığı değerli bilim adamı Sayın Prof. Dr. Zühtü Aslan’ın aramıza katılmış olması evrensel nitelikte değer taşıyan yorumlarıyla anayasa yargısına  güç katacaktır. Her iki meslektaşımızın da çalışma dönemlerinde çağdaş yorumlarıyla sorun üreten değil, sorun çözen mahkeme anlayışına destek vereceklerine, temel hak ve özgürlükleri her türlü değerin üstünde tutarak,  demokratik hukuk devletinin tam bir tarafsızlık içinde koruyucusu ve güvencesi olacaklarına inancımı belirterek, yeni seçilen üyelerimizi  kutluyor başarılarının devamını diliyorum.  

Sayın Cumhurbaşkanım 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi bugün elli yaşındadır. Geride bıraktığımız yarım asır içinde, neler yaptığı yada neler yapmadığı hukuk tarihine ve aziz milletimizin vicdanlarında, kayıtlara geçmiştir. Mahkemenin elli yıllık çalışmasının  bilançosunu çıkartarak bunların değerlendirmesini yapmak bizlere düşmez. Siyaset bilimcileri, değerli hukukçular,  ve  ilgili  olan herkes, Mahkemenin elli yıllık tarihini yargılayarak olumlu ya da olumsuz nerede durduğumuzun tespitini yapacak,  geleceği aydınlatma adına bizlere ışık ve yön verecektir.  

Anayasa Mahkemelerinin varlığı, devlet iktidarının sınırlandırılması ve siyasi otorite  ile bireylerin temel hak ve özgürlükleri arasında olması gereken evrensel ölçülere uygun denge sisteminin kurulması, böylece “insan onuru”nun güvence altına alınması ihtiyacından doğmuştur. İnsanlık onurunu doğrudan etkileyen, hak ve özgürlük ihlalleri  mahkemelerin adil kararlarıyla giderilmiş olur. Kabul etmek gerekir ki mahkeme kararlarının herkesi aynı şekilde memnun etmesi beklenemez. Bu süreçte mahkemeler, verdiği kararları alkışlayanlar ile  acımasızca  eleştirenlerin tepkisiyle   karşı karşıyadır.  

Ancak belirtmek gerekirse, mahkeme üyelerinin onur ve özveriyle yürüttükleri görevleri sırasında verdikleri kararlarının taraflardan kimi sevindirdiğini, yada üzdüğünü düşünmediklerini ve ilgilenmediklerini herkesin bilmesini  isteriz. Hakaret ve suç içermeyen her türlü eleştiri bizim için azizdir. Ve saygı ile karşılıyoruz. Dahası, mahkemelerin kendilerini gözden geçirmeleri ve içtihatlarını geliştirmeleri açısından eleştiri yapılmasında esasen  fayda da  görüyoruz. Eleştirinin, şok düşünce ve sarsıcı ifadelerin olmadığı bir sistemi demokrasi kavramıyla tanımlayamayız.  Demokratik bir sistemde yargı  kendine güvenen, risk alan,   sorunlara çözüm üreten,  bireysel ya da toplumsal öfkeyi sakinleştiren fonksiyonu nedeniyle böyle bir duruş sergilemek zorundadır. Amacımız temel hak ve özgürlükleri doğal yapısından uzaklaştırmadan tam olarak kullanılır hale getirmektir. Anayasa Mahkemeleri; Anayasal çizgiyi esas almak suretiyle siyasi aktörler arasında hakemlik fonksiyonunu yerine getirirken, taraflara lojistik destek sağlayan bir kurum olamayacağı gibi, milletin iradesini temsil edenlere çelme takma yeri olarak da kullanılamaz.  Bazılarının mutluluğunu arttırmak için başkalarının özgürlüklerinin özünü zedelemek gibi bir yanlışlığa da  izin verilemez.  

Özgür düşüncenin ve eleştirinin olmadığı yerde dogmatizmin saltanatı ve “tek doğru” anlayışı vardır. Bu anlayışın, farklı olanların bir arada yaşamasına, bilimsel ve toplumsal gelişmeye nasıl engel olduğunu  tarihi tecrübeler acı bir şekilde bize göstermiştir. 

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda, yoğun bir şekilde yaşanan  tecrübe ve gelişmelerden sonra, insan haklarına yönelik ulusal ve uluslararası korumanın daha etkin hale gelmesi zorunludur. İnsan hak ve özgürlüklere, ulusal düzeyde koruma sağlanamadığı takdirde uluslararası  kuruluşların devreye girdiği bilinmektedir.  Bu nedenle özellikle anayasa şikayetinin kabul edildiği ülkelerdeki anayasa mahkemelerinin hak ihlallerini giderici yönde etkin çalışması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası yargı organlarının ikincil niteliğine uygun  olacak ve bu organların iş yükünü hafifletecektir.

Hak ve özgürlükler artık evrenseldir. Onları derinleştirmek, tehditler karşısında güvence altına almak Anayasa mahkemelerinin temel görevidir. Anayasa yargısının özü; ırk, renk ve inancı ne olursa olsun, insan olma ortak paydasına sahip  olan herkesin onurunu yüceltmektir. Zira kainatın özünün insan, insanın özünün de onuru olduğunun bilincindeyiz. 

Sayın Cumhurbaşkanım,  

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesinin yapısında ve görev alanında önemli değişiklikler yapılmıştır. Anayasanın 148. maddesine göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde belirlenen  temel hak ve özgürlüklere denk düşen anayasamızdaki  temel hak ve özgürlüklerin, bir kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla bireyler, Anayasa Mahkemesine şikayette bulunabileceklerdir.  Bu şikayetleri incelemek ve sonuçlandırmak üzere mahkeme bünyesinde iki bölüm oluşturulmuş ve bölümlerin 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren başvuruları kabul etmeye başlayacağı kurala bağlanmıştır. Hak ihlaline uğrayanların umut ve beklentilerini arttıran, bu olağanüstü kanun yolunun işlerlik kazanması için hazırlıklarımız hızla devam etmektedir. Bu bağlamda, Avrupa Konseyi Ankara temsilciliği ile yapılan projeler kapsamında, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere, bireysel başvuru yolunun başarıyla uygulandığına inandığımız, Federal Almanya ve İspanya Anayasa Mahkemelerinin uygulamalarını yerinde incelemek ve araştırmak üzere hakimlerimiz altı aydır bu ülkelerde çalışmaktadır.  

Anayasa Mahkemesinin kuruluş Yasası da Anayasadaki değişikliklere uygun olarak parlamentodan geçmiş ve  uygulanmaya başlanmıştır. Mahkeme işleyişine ilişkin içtüzük taslağı hazırlanmış ancak, bireysel başvuruya ilişkin esas ve usuller  konusunda düzenlemeler yapılmak  üzere,  yurt dışından gelecek hakimlerimizin yeni önerileri için beklemeye alınmıştır. Bireysel başvurunun başarı ile  uygulanmasında doğrudan ilgili gördüğümüz, işlemlerin elektronik  ortamda yürütülmesi konusunda Adalet Bakanlığımızın UYAP sistemi ile bağlantı kurulmuş, bilgisayar programlarının yapımı için anlaşma sağlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin bilgi işlem merkezini, temel hak ve özgürlüklerle ilgili dünyadaki tüm gelişmeleri yakından izleyecek her türlü bilgi, belge, karar ve dökümana ulaşılabilecek  bir merkez haline getirmek üzereyiz. Avrupa Konseyi ile yapılan proje kapsamında yurtdışı ve yurt içinde bireysel başvuru konusunda uzmanlaşmış  hukukçularla  üye ve raportörlerimizin yuvarlak masa toplantıları yoğun bir şekilde devam etmektedir. Türk Hukuk sistemine ilk defa giren bireysel başvuru gibi önemli bir hak arama yolunun, bütün ayrıntılarıyla yasal bir düzenlemeye bağlı tutulmasının zorluğu açıktır. Ayrıntıların ve uygulama aşamasında oluşacak bazı boşlukların mahkemenin içtüzüğü ve  içtihatlarıyla şekilleneceğinin kabulü gerekir.        

Bireysel başvurunun “etkin bir denetim yolu” haline gelmedikçe, hukuk dünyası tarafından kabul görmeyeceğinin bilinci içindeyiz. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve  onu uygulayan Mahkemenin bugüne kadar verdiği kararlarla Anayasamızda bunlara denk düşen  temel hak ve özgürlükler arasında “öz yönünden” uyum sağlanma zorunluluğunun önemi açıktır. Anayasamızın 90. maddesine göre,  ulusal yasalarla, temel haklar içeren   uluslararası antlaşma hükümlerinde  farklı anlayışların ortaya çıkması halinde, uluslararası antlaşmaların esas alınacağı konusundaki düzenleme, “öz yönünden uyum konusunda” büyük bir imkan sağlayacaktır. Bu anayasal imkanlar kullanılmak suretiyle Türk Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlükler konusunda, yerleşik “evrensel standartlarla”  örtüşen kararlar üreteceğine inancımı belirtmek isterim.  Anayasa Mahkemesinin etkin bir denetim yapabilme konusundaki  başarısının ancak adli, idari ve askeri yargı alanında yapılacak olan yargı reformlarıyla   yakından ilgili olduğunu  vurgulamadan geçemeyeceğim. Türk Yargı sisteminde yıllardır oluşmuş tıkanıklıklar giderilmedikçe, adil yargılanma konusunda bireysel başvuru yolunun başarı şansının, oldukça düşük olduğunu üzülerek belirtmek zorundayım. 

Sayın Cumhurbaşkanım

Mahkememizin kuruluşunun 50. yılında misafirimiz olan  ülkelerin çok değerli mahkeme başkanları ve üyelerinin katıldığı sempozyum  konusunu dünyadaki gelişen hak ve özgürlük hareketlerine ayırarak, bu alanda yaşanan sorunlara çözüm üretecek bir hukuk şölenine dönüştürmek istedik. 

Bu bağlamda, tespit edilen sempozyum konusuna da uygun olarak  hak ve özgürlükler üzerinde  ciddi bir tehdit oluşturan “birikmiş öfke ve nefret duygularının” altını çizerek dikkatlerinize  sunmak istiyorum.

İnsanlığın varoluşundan itibaren bireysel, toplumsal ve küresel öfke birikiminin olduğu bir gerçektir. Bu birikim, bazen yükselerek bazen de makul ölçüler içinde kalarak hayatımızın bir parçası olmuştur. Çoğu zaman nefrete de dönüşebilen bu öfkeye ırk, dil, din, renk, mezhep, ideoloji, her türlü ayrımcılık ve adaletsiz gelir dağılımının kaynaklık ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Saydığımız kaynakların beslediği öfke, insanlığın var oluşunun gerekçesi olan, temel hak ve özgürlüklerimiz için her zaman  tehdit unsuru olmuştur.  Bunlara dayalı hak ve özgürlük ihlalleri dünyanın birincil sorunu olmaya devam etmektedir.

İşte bugün, sözkonusu  ihlallerin geldiği noktayı konuşmak, çözüm projeleri sunmak ve belirtilen sorunla doğrudan ilgili olan dünya ki   Anayasa Mahkemelerinin rolünü görüşmek üzere, mahkememizin ellinci kuruluş yıldönümünün bize verdiği eşsiz fırsattan faydalanmak istiyoruz.  Dünya barışının buradan çıkacak mesajlara ihtiyacı vardır. 

Toplumun bir arada yaşama koşullarını  düzenleyen Anayasalar ile buna uygun  çıkarılan yasalar, onurlu bir hayatın nasıl olması gerektiği konusunda kapsamlı pozitif kurallar içermektedir. Ancak, bu pozitif kuralların,  yaşanan hak ve özgürlük ihlallerini yalnız başına çözemediği herkesin kabul edeceği açıklıktaki bir gerçektir. İnsani ve ahlaki değerlerin destek vermediği kuralların sorun çözme şansı oldukça düşüktür. Kuralların sorun çıktıktan sonraki aşamada gösterdiği etki,  onarıcı niteliği olsa da  yetersiz kalıyor. Önleyici ve caydırıcı bir alan yaratmak için, sevgi ikliminde gelişen insani ve ahlaki değerlerin yardımı kaçınılmazdır. Hak ihlalleri bireylerin önce  vicdanlarında sessiz bir devrime sebep olmakta, sonra da meydanlarda eyleme dönüşerek seslendirilmektedir. İşkenceye uğramış insanların onur sesine, bizlerinde  hep beraber, insan onurunu koruyan kararlarımızla cevap vermemiz gerekir.   

Doğuştan sahip olduğumuz ve insanoğlunun en değerli varlığı olarak tanımlanan “insanlık onuru”nu güvence altına alan Anayasalar ve  yargı organları bu değeri koruyabildikleri ölçüde  ölümsüzleşiyorlar. Bireyin sadece kendisinin,  ya da ait olduğu topluluğun, hak ve özgürlüklerinin savunduğu bir düzeni demokratik sistem adı ile ifade edemeyiz. Her türlü farklılıkların birlikte yaşama iradesini ancak, başkalarının haklarını savunan onurlu insanlar hayata geçirebilir. “Söylediklerinize  katılmıyorum ancak, ifade özgürlüğünüzü ölünceye kadar savunacağım” diyen Voltair,  tarihte bu çağrıya en özlü  karşılığı veren  büyük eylemcilerden biridir.  

Sayın Cumhurbaşkanım, 

Bireyin hayatını anlamlı kılan, ona yaşama sevinci veren düşünceyi ifade etme özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğünü dışarıya yansıtmadan, bireyin iç dünyasında kalması gerektiğine indirgeyen anlayışlar toplumda hiçbir zaman kabul görmemiştir.  İnsanlık tarihi, bu iki özgürlüğün yaşam hakkından bile önce geldiğini belgeleyen olaylarla doludur. Sözünün engellenmesini ölümle eş tutan büyük düşünür ve gönül ereni Yunus Emre de; 

Behey Yunus, sana söyleme derler

Ya ben öleyim mi söylemeyince

diyerek bu özgürlüğün vazgeçilmez boyutunu insanlığa iletiyordu. 

Bireyin iç dünyasından çıkmamış ve toplumun beğenisine sunulmamış bir düşüncenin ya da inancın anayasal korumaya zaten  ihtiyacı olamaz. Kendini ifade edebilmek, vicdanı özgürleştirmek, savaş  yerine barış getirir. Bunun için özgürlükler adına duyulan korku ve kaygıları göz ardı edemeyiz. Düşünceyi ifade ve  inanç özgürlüğü için çizilmiş sınırlar, o ülkenin demokratik sicilinin belirgin ölçütüdür.  Evrensel kavramlara farklı anlamlar yükleyerek “evrensel dil” ortaklığımızı ortadan kaldırmadan, bu dilin  imkanlarını kullanmak suretiyle birbirimize ulaşabilmeliyiz.  

İnsanlık onuruna saygı, insanların ne düşüneceğine, neye inanacağına  ve nasıl bir hayat tarzını seçeceğine kendisinin karar vermesini zorunlu kılar. Esasen anayasa yargısının meşruiyeti de, bireylerin bu tercihlerini güç sahiplerine karşı koruma konusunda gösterdiği başarıya  bağlıdır.  

Siyasi önderler ve gücü elinde tutanlar savaş dilini değil, barış dilini tercih ederek kalplerin yumuşamasına katkı sunmalıdır. Zira, gücü elinde tutanlar sevgi ve merhamet duygularını içinde barındıran “ana yürekli” olmaya herkesten daha çok zorunludurlar.   Demokrasinin,  kutsal kitapların ve tüm öğretilerin insanlığa sunmaya çalıştığı sevgi, hoşgörü ve uzlaşma kültürünü ancak bu yüreklerde yetiştirebiliriz.

Öfkenin ve nefretin yürek toprağına saçtığı tohumların nerede ne zaman yeşererek, hangi masum ve mazlum insanlara gözyaşı döktüreceğini bilemezsiniz. Unutulmamalıdır ki adil olmayan kralların çocukları bu tehlikeye daha yakındır. Özgürlüklere ilişkin sorunların ulusal sınırlar içine hapsedilerek ülkelerin “iç işi” olma niteliği oldukça zayıflamış, artık, tüm dünyanın katıldığı ortak vicdanın denetimi altına girmiştir. Yaşanan hak ihlallerinin doğurduğu  sorunların biriktirdiği küresel öfke, dünyada önemli fay hatları oluşturmuş özellikle son yıllarda Kuzey Afrika hattındaki kırılmalar, otoriter ve totaliter yönetimlerin hukuk dışı varlıklarını ortadan kaldırmıştır. Sonuçta, demokrasinin kendine yapılmış müdahalelerin  hesabını er veya geç sormaktan çekinmediğini yakın tarihteki olaylar bize göstermiştir. 

Demokrasi, bu sorunlara çözüm olarak demokratik sabır, hoşgörü ve güven ortamında tanışmayı, konuşmayı ve uzlaşmayı öneriyor. Ve diyalog çağrısı yapıyor. Bağlantı kurulamaz ise tanışamayız ve sevginin gücünden faydalanamayız.  Eflatun’un ifade ettiği gibi diyalog “doğruyu tespit etme yöntemidir”. Ötekini yenerek zafer kazanma duygusunun karıştığı diyalog kültürü sorun çözemez.  Anayasa Mahkemeleri, verecekleri mesaj ve kararlarıyla sevgi ve hoşgörü eksenindeki bir iklimi yaşatmaya devam etmelidir. Yeri gelmişken geciken bir teşekkür borcumuzu burada ödemek istiyorum. 

Tarihte kalmış olayların kin ve nefretini günümüze taşıyarak, ülkeler arasında yeni sorunlar doğuracak bir yasayı, verdiği kararla ortadan kaldıran Fransız Anayasa Konseyinin insanlık onuruna bağlılığını ve katkısını şükranla anıyor, imza atanları yürekten kutluyorum. 

Sayın Cumhurbaşkanım,

Çok değerli konuklar. 

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Tüm Anayasa Mahkemeleri karşılıklı anlayış ve işbirliğine dayanan bir dünyada yaşamak için kendilerine düşen görevi yapmanın  bilinci içindedir. T.C. Anayasa Mahkemesi de,  50. kuruluş yıldönümüne katılarak verdiğiniz güçle hoşgörünün, uzlaşmanın insan haklarının, hukuk devletinin, ülkemiz ve dünya barışının bekçisi olmaya devam edecektir.

 Başta zatıalileri olmak üzere, katılan tüm konuklarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor, gülümseyen daha aydınlık bir Türkiye’de  ve Dünyada buluşmak dileği ile saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

25 Nisan 2012

Haşim KILIÇ
Türkiye Cumhuriyeti
Anayasa Mahkemesi Başkanı
T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :