Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Uluslararası Yargı Reformu Sempozyumunda Mahkememiz Başkanı Sayın Haşim KILIÇ'ın Konuşma Metni

Değerli konuklar

Yasama, yürütme ve yargı organlarının kendi görev alanlarına ilişkin sorunları ve dünyadaki gelişmeleri konuşmak ve bunları analiz ederek rafine edilmiş çözüm yollarına ulaşmak amacı ile yaptıkları etkinliklerden birinde daha buluşmanın kıvancını yaşıyoruz. Yargı organlarının ve Adalet Bakanlığımızın son yıllarda uluslararası düzeyde yaptıkları bu tür başarılı organizasyonların dikkat çekici şekilde artması ülkemiz adına umut verici önemli bir gelişmedir. Bizlere bu sevinci ve umudu hissettiren Adalet Bakanlığımızın değerli mensuplarını yürekten kutluyor, emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.
        
Sempozyumun konu başlıklarına bakıldığında ülkemizde hak ve özgürlükler konusunda yükselen bir  bilincin varlığını görmekteyiz. Bu bilincin doğurduğu sorunlara çözüm yolları arama çabalarını ise, ülke ve dünya barışına katkı verecek projeler kapsamında   değerlendirmek gerekir. Din, dil, ırk farkı gözetilmeksizin yargı dünyasının sorunlarına derman olacak çareleri konuşmak üzere bizleri bir araya getiren gücün,  sahip olduğumuz ortak insanlık onur ve bilincinden kaynaklandığı açıktır.        
        
Yargıyı bir cümle ile tanımlamak gerekirse “yaşanmış gerçeklere ulaşma sanatı”dır da diyebiliriz. Bu gerçeklere ulaşmakla hak  ve özgürlükleri ihlal edilmiş olanların haklarını zamanında ve adilce teslim etmiş oluruz. İşte bugün, bu sanatın icrası sırasında ortaya çıkan engellerin kaldırılması için gelişen teknikler konuşulacak, böylece, yargının asli görevi olan yaşanmış hak ihlallerini ortadan kaldırmak için “vicdan birliğini” sağlamış olacağız. Yargının topluma sunduğu yegane ürünü adalettir. Ve bu ürünün alternatifi de yoktur. Adalet hizmetlerinin onarıcı niteliği, üretim kalitesi ve zamanında dağıtımın varlığı ile güç kazanır. Aksi durum bunalım, kaos ve vicdanları isyana sürüklemekten başka sonuç doğurmaz. İşte “hukukun haksızlığı” olarak da tanımlayacağımız bu kaotik duruma çözüm bulma zorunda olduğumuzu belirtmek isterim.
        
Değerli konuklar
        
Yargının ve onun aktörleri olan hakim, savcı ve avukatlarımıza ilişkin sorunların başlangıç noktası hukuk eğitimi ile kendini göstermektedir. Ayrıntılarının sempozyumda tartışılacak olması nedeniyle  sadece bir konunun altını çizerek geçmek istiyorum.
        
Hukukçu; bireyleri, toplumu, devleti, kurumları, kültürleri, alışkanlıkları ve doktrinleri, kendi parametreleri içinde mütemadiyen keşfetmek ve bu olguların aralarındaki uyumu her seferinde yeniden sorgulamak zorundadır. Ancak, hukuk fakültelerinde sürdürülen “teknik bakış” yoğunluklu eğitim anlayışı buna imkan vermemekte, hukukçunun analiz etme, yenileme ve hukuku reel dünyaya oturtma konusundaki iradesini zayıf bırakmaktadır. 
        
Başta anayasalar olmak üzere, pozitif kuralların zemin etüdünü yapan hukuk sosyolojisi ile bunların vicdani başarısı ve psikolojik arka planını ölçerek adil bir yörüngeye oturtan hukuk felsefesinin yeterince ve hak ettiği ölçüde eğitim  sürecinde  yer almaması endişe verici bir eksikliktir. Söz konusu teknik bakış yanında, hukukçunun vazgeçilmez kaynağı olan felsefi ve sosyolojik bakış, aynı ağırlıkta buluşturulmalıdır. Zira hukuksal  kavramları ancak bu yöntemle besleyebiliriz. 
        
Türk yargı dünyasında yaşanan büyük sorunların, uygulama sürecinde yaşanan olumsuzluklardan kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Hakimin tarafsızlığının sağlanamaması, mesleki eğitimdeki eksiklikler, evrensel değerlere uzaklık gibi  nedenler “uygulamada” toplumu ikna edecek güçlü kararların çıkmasına imkan vermemektedir. Doğan bu boşluk her seferinde siyaset kurumlarınca  yasal düzenlemeler yapılmak suretiyle doldurulmuş ve yargının yorum alanı daraltılmıştır. Bunu bir şekilde yargıya olan güvensizlik olarak da tanımlayabilirsiniz. Yargının hesabını veremediği sınır tanımaz uygulamaları ağır bedeller ödenmesi sonucunu doğurmuş, anayasa ve yasalarda radikal değişimlerin yapılmasının haklı nedenini oluşturmuştur. Dün yargının siyaseti kuşatma gayretlerine karşı çıktığımız gibi bugünde siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz. 
        
Değerli Konuklar
        
Hakimler, yasaların ve kuralların dilidir. Bu dili nasıl kullanırsanız hukuk devleti ona göre oluşur  ve gelişir. Hakimin iç dünyasındaki endişe, kaygı, korku, idolojik baskı, dostluk ve düşmanlık duygularından arındırılması, tarafsızlığın olmazsa olmaz koşuludur. Vicdanlar üzerinde oluşan bu işgaller kalkmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşumunu sağlamak mümkün değildir. Hukuk; siyasal, kültürel, ve sosyal hayatı dönüştüren çok güçlü bir araçtır. Bu aracın dönüştürücü gücünü, toplumu hizaya sokan vesayetçi bir anlayış için değil, insan onurunu huzura erdiren hak ve özgürlüklerin adil dağıtımında  tüketmeliyiz. Yapılacak reformların geçmişten intikam alma aracı olarak kullanılması gibi bir yanlışlığa da düşülmemelidir. Aktörleri değişmiş yeni vesayet odaklarının oluşmasına imkan vermeyen samimi değişimlere inanmak istiyoruz.  Toplumun ve dünya barışının buna ihtiyacı vardır. Bağımsızlık ve tarafsızlık sorunlarını çözmüş bir yargının, adil, makul ve ölçülü kararlarıyla uygulama sorunları ortadan kalkacak, oluşan bu güven ikliminde hak ve özgürlüklerin daha rahat yaşanması sağlanacaktır. Halkımızın mutluluğu adına evrensel değerlerle bütünleşmiş, her türlü siyasi ve ideolojik etkiden arındırılmış, hızlı ve etkin bir yargı ihtiyacı, konuşacağımız reform projelerini gerçekleştirmeyi zorunlu kılmaktadır.
        
Uyuşmazlıklar için  yargıya intikal etmeden önce yeterli  çözüm yollarının  öngörülmemesi , yargılama aşamalarında ara kademelerin hayata geçirilemeyişi, yaşanan tıkanıklıkların sebeplerinden bazılarıdır. 
         
Değerli Konuklar
        
Yargının kendi içinde kimi makamlara yaptığı seçimlerin usul ve esaslarının yeniden gözden geçirilmesinin önemini vurgulamak isterim.
        
Seçim psikolojisinin yargı mensupları  arasında sürdürülen ilişki üzerindeki belirleyici etkisi, gruplaşmayı ve ayrışmayı da beraberinde getirmektedir. Yüksek yargıdaki seçim sisteminin objektif kriter ve meslek ilkelerine dayalı çözüm yolları ile yeniden düzenlenmesi ve seçimlik görevlerin sayısının azaltılması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlık sorununa ciddi katkı sağlayacaktır. 
        
Yargıda yaşanan ağır hiyerarşik yapının son değişikliklerle daha demokratik bir zemine oturtulması sevindirici bir gelişmedir. 
        
Hukuk sistemimizde, temel hak ve özgürlüklerle ilgili evrensel anlamda önemli değişiklikler yapıldığını söylemeden geçemeyeceğim. Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle ulusal bir kanun hükmü, usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşma ile aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde, milletlerarası antlaşmanın esas alınacağı öngörülmüştür.
        
Bununla, kamu gücü tarafından temel hak ve özgürlük ihlallerine karşı Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvuru yolunu açan değişiklikler birlikte düşünüldüğünde, olumlu bir sürecin başlayacağını umutla söyleyebiliriz. Bu yeni sürecin başarı şansı, hakimlerimizin uygulamaları ile yüksek yargının birikmiş dosya mağduru olma yükünden kurtulması için yapılacak reformlara bağlıdır. 
      
Değerli konuklar
        
Hukuk sistemini geliştirirken yeni mazlum ve mağdur yaratmayalım. Farklılıklarla birarada yaşamanın yolu, başkalarının hak ve özgürlüklerini savunma erdemini göstermemize bağlıdır. Bilinmelidir ki bir mazlumun seher vaktinde döktüğü  bir damla gözyaşının  tanıdık silahların gücünden daha etkili olduğunu geçmişte yaşadıklarımız bize göstermiştir. Bunları yeniden yaşamak istemediğimizi belirtirken sabrınız için teşekkür ediyor sempozyumun başarılı geçmesi dileğiyle hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

2 Nisan 2012

Haşim KILIÇ
Anayasa Mahkemesi Başkanı
T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :