Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın, Prof. Dr. Erdal TERCAN'ın Yemin Töreninde Yaptığı Konuşmanın Metni

Sayın Cumhurbaşkanım,

Anayasa Mahkemesi Üyelerinin görevlerine başlamadan önce andiçmelerini zorunlu kılan 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 7. maddesi uyarınca düzenlenen andiçme törenini  onurlandırdığınız için size ve değerli konuklarımıza en içten teşekkürlerimi  sunuyorum.

Tarih ve Türk Milleti önünde yüklenilen sorumluluğun önemini vurgulayan andiçme töreninin, Anayasa’ya sadakat görevini de   simgelediği kuşkusuzdur.

Onurlu, ancak  sorumluluk gerektiren Anayasa Mahkemesi Üyeliği görevine bugün andiçerek başlayacak olan  Prof. Dr. Erdal Tercan’ın Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesini savunarak, görevini sorumluluk bilinci içinde, Anayasa’ya, yasaya ve hukuka uygun olarak oluşacak vicdani kanaatlerine  göre yerine getirecekleri şüphesizdir.

Mahkememize güç katacağına inandığım değerli üyemize yeni görevinde başarılar dilerken, çağdaş yorumlarıyla sorun üreten değil sorun çözen bir mahkeme anlayışına katkı sunacağına, insan haklarına dayalı demokratik, laik ve sosyal  hukuk devletinin, tam bir tarafsızlık içinde koruyucusu ve güvencesi olacağına inancımı da belirtmek isterim.

12 Eylül 2010 günü yapılan ve halk oylaması sonucu kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle yargı dünyamızda gerçekleştirilen yapısal değişikliğin bir sonucu olarak yasal düzenlemelerin hızla yapıldığı bir süreci yaşıyoruz. Yargı’da yaşanan olağanüstü sorunlar Anayasa’da ve yasalarda zorunlu ve kaçınılmaz değişikliklerin gerekçesini oluşturmuştur. Anayasa değişiklikleriyle ilgili yapılan tartışmalar, eleştiriler ve ortaya konan demokratik tepkiler artık geride kaldı. Yapılan değişiklikleri hayata geçirecek olan uyum yasalarıyla ilgili tartışma ve eleştirilerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Yapılan eleştirileri, ortaya konan demokratik tepkileri anlayışla ve sabırla karşılamak demokratik tavrın vazgeçilmez gereğidir. Hakaret ve şiddet içermeyen her türlü tepki modeli, Anayasa’nın tanıdığı hak ve özgürlüklerin güvencesi altındadır. Bu kapsamda yaşananlardan kaygılanmak değil, demokratik sistemin sağlığına yapılan katkı nedeniyle güven duymalıyız. Muhalefetin, eleştirilerin, şok düşünce ve sarsıcı ifadelerin olmadığı bir sistemi, demokratik düzenle tanımlamak mümkün değildir. Demokratik sistem kendine güvenen, risk alan ve sonuçta sorunlara çözüm üreten bir siyasi rejimin adıdır.

Tam da bu noktada yargının sorunlarını ve önerilen çözüm yollarını tartışıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanım

Yargı; bir toplumu arındıran, hak ihlalini ortadan kaldıran, güçlü ve zorbalar karşısında güçsüzün ve mağdurun hak arama kapısıdır. Bu kapıdan hakkını alamadan eli boş dönenler, bilinmelidir ki demokratik rejimlerin geleceğini tehdit eden en ciddi tehlike grubunu oluşturur.  Tıkanmış, hantal, işlemeyen, çağdışı bir yargı sistemi ile geleceğe umutla yürüme imkanı kalmamıştır. Bu sistem bu büyük ülkeye yakışmıyor. Halkımız yasamadan  yürütmeden ve yargının kendisinden  sorunlarının acil çözümünü bekliyor. Suçlu aramanın anlamsızlığı açıktır. Bu sorunlara çözüm üretmesi gereken herkes  oluşan tablodan sorumludur. Yüksek yargının değerli mensupları da özeleştirisini cesaretle yapma erdemini göstermelidir. Yıllardır yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı örtüsü altında yüksek yargının içine düşürüldüğü durumu kimsenin savunacak mecali yoktur. Yargı organlarına yapılan seçimleri, kimin seçtiği yada kimin seçildiği gözetilerek bir yerleri ele geçirme planı olarak nitelemek, demokrasi ahlakı ile bağdaşmadığı gibi yargı mensuplarına yapılan  büyük bir  saygısızlıktır. Dün olduğu gibi, bugün de her yargı mensubu namusuna emanet edilen görevini onurla sürdürmeye devam edecektir. 

Yüksek yargı organlarının değerli mensupları önerilen her çözümü “kaos yaratır” nitelemesiyle peşinen reddetme alışkanlığından vazgeçmelidir. Yargı gücünü vesayete dönüştürerek bunu yargı bağımsızlığıyla meşrulaştırmaya çalışmanın hukuk devletinde yeri olamaz. Yargının asli görevi, gücü elinde bulunduranları hukukun sınırları içine çekerek, onların makul ve ölçülü davranmalarını sağlamaktır.

Yargının sorunları için önerilen çözüm yollarının, konjonktürel dalgalanmalara, değişen ve seçilen kişilerin kimliğine  bağlı olarak sürekli revize edilmesi endişeyle izlenmektedir.  Bu tutarsızlıkları sürdürenler hangi düşünce ve öğreti adına yaparsa yapsın, adalet ve vicdan olgusuna beslenen güven duygusunu ortadan kaldırmaktadır.  Adına karar verilen milletimiz, karşı çıkılan çözüm önerilerinin yerine ne istendiğinin samimiyetle ortaya konulmasının ve bu utanç tablosunun ortadan kaldırılmasının beklentisi içindedir.

Çözüm önerileri, hak arama yollarını kolaylaştıran, alternatif sunan, imkan yaratan nitelikleriyle sunulmalıdır. Zorlaştıran, biriktiren süreci uzatan ve sonuçta zamanaşımına sığınan yaklaşımların hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmayacağı açıktır.  Yargı sistemi yeniden oluşturulurken,  iktidarın ve muhalefetin  siyasi umut kapısı olmasına imkan verilmeden, evrensel standartlara göre yapılandırma amacı güdülmeli,   siyasi düşüncelerdeki farklılıklar sonucu oluşan dostluk ve karşıtlık duyguları, yargısal sorunların çözümlerine yansıtılmadan, adil bir yargı düzeni için reformlar hayata geçirilmelidir.

Sayın Cumhurbaşkanım

Dünyadaki gelişmeler dikkatle izlendiğinde bireyleri bir araya getiren, siyasi veya ideolojik ortaklıklar yerine, “din, dil ve ırk farkı gözetilmeksizin” hakları ihlal edilenlerin  biraraya gelerek oluşturdukları sivil insiyatifler ortaya çıkmaktadır. Hak İhlalinin  yarattığı bu ortak duygunun gücü, karşısında hiçbir engel başarılı olamıyor. Demokratik, laik bir hukuk devletinin kaderi, hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılmasına bağlı olarak şekilleniyor. Bu bağlamda yargı düzeni içinde hayata geçirilen “hak arama özgürlüğü” hayati bir önem taşımaktadır. Bu nedenle yargı öncesi, yargı aşaması ve yargı sonrası için önerilen çözüm yolları hukuksal sınırlar içinde tartışılmalıdır. Anayasa değişiklikleri sonucunda uygulamaya geçecek olan “Ombudsmanlık” sisteminin fiil ve işlemler yargıya intikal etmeden önce, sorunların çözümünde olumlu etkileri olacaktır. Ancak, hak ihlallerinde yargı öncesi alternatif çözümlerin acilen çoğaltılması, yargının yükünü önemli ölçüde azaltacak niteliktedir.

Yargı süreci içinde en sorunlu aşamanın yüksek yargıda yapılan temyiz incelemesi olduğu herkes tarafından bilinmektedir. 2010 yılında yirmibine yaklaşan, 2014 yılında ellibini aşacağı tahmin edilen zamanaşımına uğramış dosya sayısı; bir türlü hayata geçirilemeyen bölge mahkemeleri; yaşanan adli tıp ve bilirkişi faciaları, uzun süren yargılama nedeniyle tutukluluk konusunda sınır getiriliyor görüntüsü altında 10 yılı “makul süre” diye kabul eden usul yasaları, yüksek yargıda  (Başsavcılıkları dahil) temyiz incelemesi bekleyen milyonlarca dava dosyası;  adil yargılama konusunda Türk yargı sisteminin içinde bulunduğu durumu ortaya koyan, kara bir bilançodur. Bu tablo ile mahkeme kapısında hak arayan vatandaşların vicdanlarını sakinleştiremezsiniz. Anayasanın 90. maddesinde 2004 yılında yapılan bir değişiklikle temel haklar konusunda milletlerarası andlaşmalarla - ulusal yasa arasındaki farklı düzenlemelerde milletlerarası andlaşmaların esas alınacağına ilişkin kuralın imkanlarından halkımız yoksun bırakılmıştır. Hem yerel mahkemeler hem de temyiz makamları bu kuralı uygulamamak için ciddi bir direnç göstermişlerdir. Evrensel yargı standartlarının hayata geçirilmesinde büyük imkan sağlayacak bu madde adeta yok sayılmıştır. Bu nedenledir ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesin’de adil yargılama hakkının ihlali konusunda Avrupa Konseyine üye 47 ülke arasında Türkiye birinci sırada yer almaktadır.

Yargı sisteminde yaşanan bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak, Özgürlük ekseninde yükselen uluslar arası insan hakları uygulamalarını ulusal referansa dönüştürecek bir  yargı reformu yapılmadıkça, hukuk devleti ilkesinden söz etme hakkımız olamaz. 

Sayın Cumhurbaşkanım

12 Eylül 2010 referandumu ile kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesinin görev alanında önemli düzenlemeler yapılmıştır. Anayasa’da düzenlenen ve uygulanması için bugünlerde TBMM’de görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun tasarısında yer alan “Bireysel Başvuru”ya ilişkin esas ve usuller, bazı yüksek yargı mensuplarınca   eleştirilerek tepkilerine neden olmuştur. Görüşülmekte olan bu yasa hakkında konumum gereği bir değerlendirme yapmam mümkün değildir. Ancak, yanlış bilgi sonucu gerçeği yansıtmayan eleştirilere karşı dünyadaki uygulamaları özetle sunmak zorunluluk haline gelmiştir.

Anayasa’da yapılan değişiklikle, bireysel başvuruları karara bağlamak üzere Mahkememiz bünyesinde iki  başkanvekili başkanlığında  dörder  üyenin katılımı ile çalışacak  iki bölüm oluşturulmuş, en geç iki yıl içinde hazırlıklar tamamlanarak şikayetlerin kabul edilmeye başlanacağı öngörülmüştür. Mahkememiz bu çerçevede hazırlıklara hızla başlamış ve bireysel başvurunun hukuksal alt yapısının oluşturulmasına hazırlık için başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere bireysel başvurunun uzun zamandır uygulandığı Federal Almanya, İspanya  ve Güney Kore’ye  meslektaşlarımız gönderilmiş, bu incelemeler sonunda hazırlanan raporlar yasal düzenlemelere katkı sağlamak üzere  herhangi bir öneride de bulunulmadan Mahkeme heyetimizin bilgisi dahilinde ilgili makamların takdirine sunulmuştur.

Bireysel Başvuru kısmen  farklılıklar gösterse de, temel esas ve usul konularında tüm ülkelerde benzer şekilde uygulanmaktadır.  Federal Almanya, Avusturya, İspanya, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, İsviçre, Belçika, Rusya, Meksika, Brezilya, Arjantin, Güney Kore gibi kırktan fazla ülkede bireysel başvuru yolu uygulanmaktadır.

Temel hak ve özgürlükler konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin öngördüğü koruma sistemi ikincil nitelikte bir koruma olup, sözleşmenin 1. maddesine göre, bu hakları güvence altına almak esasen taraf devletlerin yükümlülüğüne bırakılmıştır. Bu nedenle temel hak ihlallerinin önlenmesi öncelikle ülkemizdeki tüm idare ve yargı mercilerinin birinci görevidir. Zira sözkonusu hak ihlallerinin önlenmesinde bu kurumlar Anayasa Mahkemesine göre daha etkin konumdadırlar.

Anayasamızın değişik 148. maddesine göre, bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri süren bireylerin tüm yargı yollarını tükettikten sonra başvurabilecekleri ikincil nitelikte olağan üstü bir kanun yoludur. Temel haklara ilişkin olmayan mahkeme kararlarının Anayasa Mahkemesince incelenmesi söz konusu olamaz. Maalesef mahkeme kararlarının tamamının Anayasa Mahkemesince denetleneceği gibi gerçekle hiçbir ilgisi olmayan bir izlenim yaratılmaya çalışılmaktadır. Bireysel başvuru; itiraz, istinaf ya da bir temyiz yolu değildir. İtiraz ve temyiz yolunda gözetilmesi gereken konular hakkında Anayasa Mahkemesinin inceleme yapması düşünülemez. Esasen Anayasa bunu açıkça yasaklamış olduğundan bu tür başvuruların incelenmeden  reddedileceği açıktır. Anayasa Mahkemesinin süper temyiz makamı biçiminde nitelendirilmesi bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyorsa, bireysel başvuru yolunu etkisiz ve sonuçsuz bırakma gayretinin bir sonucu olarak değerlendirilmektedir.  Temyiz incelemesinde  kanunların doğru anlaşılması ve uygulanması denetlenirken, bireysel başvuruda yargı kararının sebep olduğu temel bir hakkın ihlali aranacaktır. Anayasa  Mahkemesinin temel hak odaklı bu denetimi, kendi uzmanlık alanına ilişkin sınırlı ve teknik bir nitelik arzetmektedir.

Almanya ve İspanya örneklerine bakıldığında elde edilen rakamların bu anlayışı daha da netleştirdiği açıkça görülmektedir.

Almanya Anayasa Mahkemesine 2009 yılında yapılan toplam bireysel başvuru sayısı 6308’dir. Bu başvuruların 5782’si mahkeme kararlarına karşı yapılmış, ancak 138 karar bir hak ihlaline neden olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Aynı şekilde 2009 yılında İspanya örneğinde de 6885 mahkeme kararı bireysel başvuruya konu olmuş bu kararların 59’u hak ihlâli nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal konusu yapılmıştır.

Dünyadaki bireysel başvuru uygulamalarında da görüldüğü gibi inceleme sonunda bir hak ihlali saptanmışsa; buna sebep olan yargı kararı ya  iptal edilmekte  ya da  hak ihlalinin sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması için ilgili mahkemeye gönderilerek yargılamanın yenilenmesi istenmektedir. Tespit edilen Hak ihlalinin bu yollarla ortadan kaldırılmasına imkan görülmüyorsa Anayasa Mahkemeleri doğrudan tazminata hükmedebileceği gibi, başka bir mahkeme kararına konu yapılmak suretiyle tazminat öngörebilmektedir.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yetkililerinin gerek uygulamaları ile gerekse sözlü olarak ifade ettikleri bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. Bireysel Başvuruyu kabul eden Anayasa Mahkemelerinin hak ihlallerini ortadan kaldıracak “etkin bir denetim yolunu” gerçekleştirmesi gerektiği vurgulanmakta, aksi takdirde etkisiz bir denetim yapan Anayasa Mahkemeleri yok sayılarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin başvuruları doğrudan kabul edeceği belirtilmektedir. Hak ihlallerini sadece tesbit ederek hiçbir sonuca bağlanmayan Anayasa Mahkemesi denetiminin anlamsızlığı ve etkisizliği açıktır. 

Sayın Cumhurbaşkanım

Türk hukuk sistemine ilk defa giren bireysel başvuru gibi önemli bir hak arama yolunun bütün ayrıntıları ile yasal bir düzenlemeye bağlı tutulmasının zorluğu açıktır. Bu konuda oluşacak bazı boşluk ve  ayrıntıların Anayasa Mahkemesi içtüzüğü ve içtihatlarıyla şekilleneceğinin kabulü doğal karşılanmalıdır. Çok süratli ve etkin bir yargı reformu yapılmadıkça Bireysel başvurunun başarı şansının oldukça düşük olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Açıkça ifade etmek gerekirse bireysel başvuru, tüm yargı organlarını kuşatarak, adil yargılama konusunda daha duyarlı, davranmalarını sağlayacak önemli bir denetim yolu olacaktır.

Getirilen bu olağanüstü kanun yolunun halkımızın ihlal edilen haklarına adil sonuçlar öngörerek, insanlık onurunu yücelteceğine olan inancımı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Hak ve özgürlükler artık evrenseldir. Onları derinleştirmek, tehditler karşısında savunmak Anayasa Mahkemelerinin temel görevidir. Anayasa yargısının özü; ırk, renk ve inancı ne olursa olsun insan olma ortak paydasına sahip herkesin var olan onurunu yüceltmektir. Bu kutsal görevi başarı ile yürütebilmek, ancak adil ve tarafsız kalmayı becerebilen yargıçların varlığı ile mümkündür.

Bugün yemin ederek görevine başlayacak olan  Prof. Dr. Erdal TERCAN’ın bu anlayış içinde görevini sürdüreceğine olan inancımı belirterek kendisine başarılar diler, törenimize onur veren başta zatıalileri olmak üzere tüm seçkin konuklarımıza mahkememiz adına saygı ve şükranlarımı sunarım.

Haşim KILIÇ
Anayasa Mahkemesi Başkanı
T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :