BASIN DUYURUSU

2/8/2018

BB 39/18

Tutuklama Kararı Nedeniyle Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı ile Milletvekilliği
Görevi Yerine Getirilemediği İçin Seçilme Hakkının İhlal Edildiği İddialarının Kabul
Edilemez Olduğu

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 18/7/2018 tarihinde, Kadri Enis Berberoğlu (B. No: 2017/27793) başvurusunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile seçilme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Başvurucunun bireysel başvuruya konu ettiği tutulma hâlinin bir suç isnadına bağlı tutma niteliğinde değil mahkûmiyete bağlı tutma, diğer bir ifadeyle mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu nitelikle bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır.

Anayasa Mahkemesi benzer nitelikteki çok sayıda başvuruda, hükümle birlikte verilen tutuklama veya tutuklamaya yönelik yakalama kararı uyarınca hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiği iddialarını açıkça dayanaktan yoksun bulmuş ve kabul edilemezlik kararı vermiştir.

Öte yandan başvurucu, bireysel başvurudan sonra yapılan genel seçimde milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesine ilişkin olgunun hükümle birlikte uygulanan tutukluluğunun devamına engel teşkil edip etmediğinin öncelikle olağan başvuru yollarında derece mahkemelerince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik niteliğinin bir gereğidir.

Bu nedenle başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesinin hükümle birlikte uygulanan tutukluluğunun devamına engel oluşturup oluşturmadığının bu aşamada incelenmesi mümkün değildir.

Olaylar

Millî İstihbarat Teşkilatına ait malzemelerin bulunduğu tırların iki ilde durdurulması ve aranması olayıyla ilgili başlatılan soruşturma neticesinde bazı kolluk görevlileri ve yargı mensupları tutuklanmıştır.

Bir gazetede, iki farklı günde yayımlanan haberlerde tırlarda bulunduğu iddia edilen silah ve mühimmata ilişkin fotoğraflara ve bilgilere yer verilmiş, Cumhuriyet Başsavcılığı devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, siyasi ve askerî casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından soruşturma başlatmıştır.

Bu kapsamda soruşturma konusu haberlerden dolayı gazeteciler Erdem Gül ve Can Dündar hakkında kamu davası açılmıştır. Bu davanın devamı sürecindeki bazı gelişmeler üzerine başvurucu hakkında da suça konu haberlerde yer alan görüntüleri Can Dündar'a veren kişi olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile başvurucunun devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme ve silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun cezalandırılmasına ve tutuklanmasına karar vermiş, karara karşı yapılan itiraz reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucu; mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen tutuklama kararının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutuklama dolayısıyla milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedeniyle seçilme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

Anayasa'nın 19. maddesinde, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulmuş ve kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Anayasa'nın anılan maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi olarak belirlenmiştir.

Somut olayda, başvurucunun bireysel başvuruya konu ettiği tutulma hâlinin bir suç isnadına bağlı tutma niteliğinde değil mahkûmiyete bağlı tutma, diğer bir ifadeyle mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu nitelikle bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır.

Anayasa Mahkemesi benzer nitelikteki çok sayıda başvuruda, hükümle birlikte verilen tutuklama veya tutuklamaya yönelik yakalama kararı uyarınca hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiği iddialarını açıkça dayanaktan yoksun bulmuş ve kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme ayrıca hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar verilen başvurucuların hüküm sonrasındaki tutulmalarına ilişkin benzer yöndeki iddialarını da aynı nedenle kabul edilemez bulmuştur.

Diğer taraftan başvurucu hakkındaki soruşturma ve kovuşturma belgeleri incelendiğinde yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemine ilişkin fezlekede, iddianamede, ilk derece mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin mahkûmiyet kararlarında yer alan suçlama konusu fiilin aynı olduğu, bu eylemin hukuki niteliğine ilişkin farklı değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir. Bu itibarla milletvekili olan başvurucu yönünden suçlamaya ve dolayısıyla -ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen- tutuklamaya konu eylemin yasama dokunulmazlığına Anayasa değişikliği ile getirilen istisnanın dışında olduğunun kabulü de mümkün görülmemiştir.

Öte yandan başvurucu, bireysel başvurudan sonra yapılan genel seçimde milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesine ilişkin olgunun hükümle birlikte uygulanan tutukluluğunun devamına engel teşkil edip etmediğinin öncelikle olağan başvuru yollarında derece mahkemelerince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik niteliğinin bir gereğidir.

Başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesi olgusuna bağlı olarak tahliye talebiyle olağan başvuru yollarını tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belge başvuru dosyasında bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesinin hükümle birlikte uygulanan tutukluluğunun devamına engel oluşturup oluşturmadığının bu aşamada incelenmesi mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

2. Seçilme Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

Anayasa Mahkemesi yakın dönemde verdiği birçok kararda milletvekili olan başvurucuların tutuklama dolayısıyla siyasi faaliyette bulunma ve seçilme haklarının ihlal edildiği iddialarını kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak incelemiştir.

Bu incelemede tutuklamanın hukuki olduğu sonucuna varıldığında tutuklama tedbirlerinin siyasi faaliyette bulunma ve seçilme haklarını ihlal ettiği yönünde dile getirilen iddialar açıkça dayanaktan yoksun görülerek kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

Somut olayda başvurucunun tutuklama kararının hukukî olmadığı iddiası, tutmanın Anayasa'da belirtilen mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi kapsamında olması nedeniyle açıkça dayanaktan yoksun görülerek kabul edilemez bulunmuştur. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun hükümle birlikte verilen tutuklama kararının seçilme hakkını da ihlal ettiği iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2019