25/04/1997

Sayın Cumhurbaşkanı,

Anayasaları yorumlayıp güncelleştirerek belirlediği hukuksal çerçevede demokrasinin özümsenmesini sağlaması nedeniyle "anayasa demokrasi"ye adını veren anayasa yargısı, nitelikleri Anayasalarda belirtilen çağdaş hukuk devletinin en sağlıklı güvencesidir. Ülkemizde insan haklarının, özgürlüklerin bu bağlamda koruyuculuğunu yaparak Anayasa'nın üstünlük ve önceliğini gerçekleştirmekle yükümlü Mahkememizin 35. Kuruluş Yıldönümü Törenine katılarak onurlandırdığınız için size ve başta dost ülkelerin yargı temsilcileri olmak üzere tüm konuklarımıza, güç veren ilgileriniz nedeniyle teşekkür ederek "Hoşgeldiniz!" diyorum. Ortak değerleri birlikte korumanın, kıvancı ve gönenci paylaşmanın mutluluğu, en gerçek esenliktir. Evrensel ve ulusal ilkeleri kaynaştırarak sorunlarımızı çözmek çabası, insanlığa en yararlı hizmettir. Böylece barışın kaynağı olan hukukla, dünyamızın aydınlığı her yönden artacak, savaş, açlık, salgınlar ve doğal yıkımlar, insanlıkla bağdaşmayan aykırılıklar, çelişkiler ve kötülükler önlenip giderilecektir. Yinelemekte yarar görüyorum, insan hakları adaletin, adalette dünyanın temelidir.

Demokrasiyi kâğıt üzerinde ve sözde kalmaktan, demokratik yapıyı özlem ve düş olmaktan çıkarıp yaşam gerçeği kılmak uğraşı, başlıca sorumluluğumuzdur. Göstermelik, koşullu ve başkalarının uygun bulduğu ölçüde demokrasi; insanı, bilimi, çağı yadsımakla birdir. Demokrasi, yalnız parti ve seçim değildir. Devleti değil, seçimi düşünenler birçok şeyin yıkımına neden olabilirler.

Anayasa'nın siyasal partilerin iç düzenleriyle tüm çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygunluğunu öngören 69. maddesi, onursal bir öneri olmaktan çıkarılmalı, ülke genelindeki demokrasi, siyasal partileri örnek alacak biçimde, bu kurumlardan başlayarak yaygınlaşmalı ve kökleşmelidir. Demokrasimizi hukuksallık, açıklık ve temizlikle anlam ve amacına uygun duruma getirmeliyiz. TBMM üyeliğiyle bağdaşmayan işler, bir saldırı, aşırılık ve taşkınlık aracı olmayan dokunulmazlık kurumu gerçekçilikle ele alınmalı, etik kurallara gereken önem verilmelidir. Demokrasiyi yaygın, köklü, doyurucu ve yararlı düzeye çıkarmak, bir yaşam biçimi, yönetim yöntemi olmaktan ötede bir öze dönüştürmek, hepimizin görevidir. Hakların ve özgürlüklerin onur ve erdem sayıldığını unutmadan, yurttaşlık bilincimizin gereklerini gözardı etmeden yürüteceğimiz çalışmalarla yalnız yurdumuzda dinginlik sağlamakla kalmayacak, bölge ve dünya barışına katkıda bulunarak insanlığı karanlığa düşmekten, acı çekmekten, dünyayı yıkıntı olmaktan kurtaranlar arasına katılacağız. Kötü hukukun, hukuksuz kalmaktan da kötü olduğu inancıyla çabalarımızı sürdürüyoruz. Duygu ve düşüncelerimizi, yeri ve zamanı geldikçe, hiçbir yandaşlık ve karşıtlık gütmeden, kurumsal ve kişisel hiçbir beklentimiz olmadan, bağımsızlığımızın ve mesleğimizin tüm gereklerine uyarak, uyarı, eleştiri, öneri ve dilek biçiminde açıklıyoruz. Hukuk devletinin, hukukçu devleti, hukukun üstünlüğünün hukukçunun üstünlüğü olmadığı; devletin tüm işlem ve eylemlerinin tam bağımsız yargının denetimine açık; evrensel ve üstün hukuk ilkelerinin anayasadan da önce geldiği anlayışının egemen; yurttaşlarını hiçbir ayrım gözetmeden, adalet ve güvenceyle mutlu kılan devlet olduğunu vurguluyoruz. Devletin hukuksallığı kadar sosyalliğini, demokratlığını ve lâikliğini savunuyor, hepsini eşdeğer nitelik sayıyor ve birini öbüründen ayırmıyoruz. Nitelikli hukukçu olmadan, gerçek hukuk devleti olmayacağını da biliyoruz. Bu nedenle hukukun etkinliğini ve yargının bağımsızlığını savunuyoruz. Sav, savunma ve karar öğelerinden birinin bağımlılığı, yargının bağımlılığını, bu da devletin bağımlılığını çağrıştırır. Mafyanın yargıya kadar uzandığı yakınmaları, çok kişi ve kuruluşun sorumluluğunu yansıtır. Gerçekte halkın olan yargıç güvencesi ve buna koşut yargıçların sorumluluğu, günün gereklerine göre düzenlenirse yakınmalar azalır. Yargı içindeki dayanışma çağrı ve çabalarımızın yanıtsız kaldığını, özlük haklarındaki eşitlik girişimlerimizin çarpıtılarak yansıtıldığını unutmak istiyorum.

Ulus olarak karakterimiz gereği hiçbir etnik ve inanç ayrımı yapmadan, insanlığı bir bütün sayarak kazanımları, mutluluk ve acıları paylaşıyoruz. Teokratik monarşiden Cumhuriyet'le demokrasiye geçmenin, kimi eski alışkanlıkları atmanın güçlüklerini yaşıyoruz. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı utkuyla sonuçlandırıp yepyeni bir devlet kurarak anlayıştan kural ve kurumlara değin değişiklikleri tümüyle gerçekleştirmek için 74 yılın yeterli bir süre olduğu söylenemez. Geleceğe ilişkin kimi hukuksal önlemlerin zorunluluğu, ülkemize özgü koşullar nedeniyle kaçınılmazdır. Her ülkenin ve toplumun özellikleri vardır. UNESCO'nun 1978'de aldığı kararla üye ülkelerin 1981'de 100. doğum yıldönümünün kutlanmasını istediği, emperyalizme karşı ilk ulusal bağımsızlık savaşının ve Türk Devrimi'nin önderi, devlet kurucumuz Atatürk'ün "En gerçek yol gösterici bilimdir!" sözüyle "yurtta barış, dünyada barış!" ilkesini yürekten benimsiyoruz. Bu doğrulara içtenlikle bağlıyız, bu doğrultuları özenle izliyoruz. Kimsenin toprağında gözümüz, yayılma amacımız asla yok. Gerçek barışçıyız. Dostlarımız için bir güven kalesiyiz.

Uluslar arası ilişkilerde hukuksallığa ve eşitliğe büyük önem veriyoruz. Avrupa'nın bir parçası olarak imzaladığımız antlaşma ve sözleşmelere bağlıyız. Anayasa'ya uygunluk denetimi, yasaların yasayla değil yasaların Anayasa'yla karşılaştırılması yöntemiyle yapıldığından, uluslar arası antlaşmalara göre bu denetimi yapabilmemiz için antlaşmaların Anayasa düzeyinde sayılmasını gerektiren bir açıklığı sağlayacak Anayasa değişikliği önerimizi yineliyoruz. Uluslar arası kurallar böylece tümüyle yaşama geçecek, çok yanlı ve ikili ilişkilerdeki kimi anlaşmazlıklar sona erecek, karşılıklı güven artacak, Avrupa Birliği her yönden eşit uygulamalarla güç kazanacaktır. Barışa, dostluğa ve birbirinin varlığına saygı ile güçlü birliktelikler ortaklıklar oluşturmak herkesin yararınadır. Avrupalı olan, Avrupa'daki Türkiye birçok yönden güçlenip gelişmekte ve birçok ülkeden ileride bulunmaktadır. Türkiye'siz Avrupa Birliği, tam birlik sayılmaz.

Türkiye, demokrasisi ve lâikliğiyle kimi ülkeler için kötü örnektir. Dinci rejimler, saltanat ve diktatörlükleri yönünden Atatürk Türkiyesi'ni tehlike sayanlar teröre destek vermekte, gerçek dışı savlar ve aykırı istemlerle amaçlarını saklamaktadırlar. Dünya giderek küçülmekte, devletler bir örgütle birleşmekte, etnik ve dinsel kavgalar, aşırı milliyetçilik, soykırım ve açlık utandırmakta, ulusların kaynaşması ve ekonomik ilişkilerle uluslararası kurumlaşmalara gidilerek yapı, hızla değişmektedir. Bu oluşumun dışında kalanlar yoksunluğa ve bağımlılığa düşecektir.

Türkiye'de hangi etnik kökenden ve hangi inançtan olursa olsun hiçbir kadın-erkek yurttaş arasında hiçbir ayrım yokken ve yapılmazken, tümüyle hukuk dışı ve insanlık dışı amaçlarla, gerçek dışı savlar ve söylemlerle yıkıcılığa ve bölücülüğe kalkışanların uyuşturucudan soyguna her yola başvurmaları, kaynağı karanlık nice olanaklar edinmesi gözden kaçırılmamalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, en ağır insanlık suçu olan teröre herkes karşı çıkmalıdır. Yakınlarını yitirenlere dostlarımıza başsağlığı dileyerek yurtdışındaki saldırıları da en kötü duygularla kınıyor, gerekli işlemlerin ivedilikle yapılıp insanlık düşmanlarına gereken yaptırımların uygulanacağını umuyorum. İnsan haklarını savunmada içtenlik kanıtlanmalıdır. Kendi düşünsel, duygu ve inanç koşullanmışlıklarını siyasal açılım gibi dayatanlarla türlü ödünler vererek bunları destekleme durumuna düşenlerin, değişik sakıncalara neden olanların da birbirinden farkı yoktur. Yapay sorunların sıkıntılarını halka yaşatmak ne ölçüde bağışlanamaz bir tutum ise yetkilerini iyi kullanmayan, gelişigüzel, partizanca davranan kimilerinin içte ve dışta ağır eleştiri ve karalama getiren eylem ve işlemleri de o ölçüde bağışlanamaz. İnsan haklarını ve demokrasiyi kötüye kullanarak herkese zarar vermekten uzak kalınmalıdır. Ulusal dayanışmanın temeli olan toplumsal barış, etnik ve dinsel sömürüyle bozulursa ulusal yapı korunamaz. Irkçılık türü tutuculuk, milliyetçilik değildir. Çağdaş milliyetçilik, soyunun özgün değerlerini koruyup güçlendirerek tam eşitlikle kucaklaşıp dışarda barışı ve dostluğu pekiştirmektir. Kavga ve savaş, uygarlığın düşmanıdır. İnsanlığa aykırı inanç, inanca karşın kavga , ilkelliktir. Devlet organları arasında sürtüşme, anayasal organlara sataşma da böyledir. İlkeleri kurumlaştırmak, kurumları güçlendirmek gerekir. Organlar arasında, Anayasa'nın Başlangıc'ında belirtilen uyumlu çalışma özlem değil, gerçek olmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ulusal yaşam andı bildiğimiz Anayasa başta olmak üzere, hukukumuzu anti demokratik yapılanmaya, kurumlaşmaya yol açan kurallardan arındırma çalışmaları gecikmemelidir. Siyasal karşıtların, zıtlaşma ve inatlaşmanın demokrasiyle ve hukuksallıkla uyuşmadığı açıktır. Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez öğeleri olan, demokrasi için varlıklarını savunup korumaya çalıştığımız siyasal partilerin, demokrasiyi ülkede gerçekleştirme savlarının inandırıcılığı, kendi demokratik yapıları ve uygulamalarıyla olanaklıdır. Seçimler sırasında pek az rastlanan "demokrasi, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı" sözlerini her zaman duymak ve bu yolda daha devingen olmalarını beklemek, halkımızın hakkıdır. "Hukuk devleti" anlayışıyla bağdaşmayan olumsuzluklar, karanlık ilişkilerden güç kullanarak sonuç almaya değin demokrasiyi gölgeleyen olaylar endişeyle izlenmektedir. Türk gücünü unuttururcasına Osmanlı gücünden sözetmek Cumhuriyet yandaşlığıyla çelişir. Feodal yapı sürdükçe, ilkellik, gericilik, çağdışılık ve terör durmaz.

Önceki tören konuşmalarını yinelememek için aynı konulara değinmiyorum. Ancak, bilgi ve ilgiye sunulan sorunların, karar gereklerinin saptanıp ele alındığını, çözüm arandığını görememenin üzüntüsünü yaşıyorum. Yargıyı, istemek ve izlemek durumunda bırakmadan yargı sorunlarını çözmek, adalete saygının, hukuka bağlılığın gereği olduğu kadar, ulusa verilecek en anlamlı hizmettir. Adaleti olmayanın hiçbir şeyi olmaz ve adalet herkese lazımdır. Aç kalınır, adaletsiz kalınamaz. Adalet yalnız yargıda değil, her alanda, her katta gözetilmeli, adaletin içinde adaletsizlik, en kötü durum bilinmelidir. Eğitimle dokunup güçlenen toplumsal düzey ve etkin hukuk olunca, demokrasiye aykırı ya da hukukdışı hiçbir girişime, yanlış anlaşılacak hiçbir kalkışmaya gerek duyulmaz.

Daha kapsamlı, daha iyi demokrasi, daha güçlü ekonomi, daha bilimsel eğitim, daha başarılı spor ve sanat, daha uygar yaşam, daha doyurucu adalet ve daha etkin sağlığı ve savunmayı konuşup gerçekleştirmek yerine, gereksiz tartışmalarla zaman, emek ve insan gücü yitirilmekte, ulusumuz karamsarlığa düşürülmektedir. Kimi kentlerin çağdışı giysilerle ürkütücü görünümü, "dergah, tekke, zaviye, muska, fetva, ferman" sözcüklerinin kullanılması, çocukların katıldığı ayinler, dinsel sömürünün getirdiği noktadır. Yeşil bayraklar, çağdışı, yasak giysilerle islâmiyeti kaynağından ayıran bağnazlık, saldırganlık, özellikle yargıya ve güvenlik güçlerine karşıtlık hoşgörüyle karşılandıkça yarınlarda neler olacağı kestirilemez. İlkellik ve rejime yönelik girişimler nerden gelirse gelsin karşı çıkılmalıdır. Kimsenin yürürlükteki yasaları uygulatmama yetkisi yoktur. Demokrasimiz için en büyük tehlike, din sömürüsüyle katılık, partizanlık ve yansız kalması gerekenlerin yandaşlığıdır. Yürürlükteki yasalara, yargı kararlarına karşın çağdışı giysileri devlet kurumlarında giyenler kadar giydirenler ve hoşgörüyle karşılayanlarda sorumludur.

Devrimle gerçekleşen lâik eğitim, demokrasinin güvencesidir. Lâik Cumhuriyet'in kişilikli yurttaşları, ulus yapısını, dinsel devletin ümmetiyle karşılaştırmaz ve kapıkulluğunu yeğlemez. Tarihin acı örneklerini unutamaz ve bir daha yaşamayı asla düşünmez.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitimi iktidar tutkusuyla, seçmeli ders ödünleriyle dinsel öğretim durumuna getirmek yanlıştır. Din bilgisi ayrı, dinsel eğitim ayrıdır. Eğitimde gerçekte süreden çok içerik ve nitelik önemlidir ve eğitim bir bütün olarak ele alınmalıdır. Siyasal amaçlı çözümler yarın herkesi pişmanlığa düşürür. Eğitimle oynanmaz. Üstdüzey yöneticilere kadar uzayan kimi yürütme işlemlerinin, siyasal amaçlı görünümleri çok yönlü sakıncalar taşımaktadır. Öz bir yana, biçimsel koşullara uymayan işlemler devlette onarılması güç yaralar açar.

Gereksiz ve yanlış bir "seçilmiş-atanmış" ayrımıyla, çocukça davranışlar sergilenmesi de hukukdışılığın belirtisidir. Yalnız lâiklik bildirisi ve Anıt-Kabir ziyaretiyle de her şey yapılmış olmaz. Anayasa Mahkemesi kararına ters uygulamayı sürdüren yerler oldukça hukuk devleti sözde kalır.

Bütçe görüşmelerinde kimi üyelerin gerçekdışı, yakışıksız ve aşırı partizanca konuşmalarına karşın yasama organımızın Anayasa Mahkemesine gerekli yaklaşımını beğeniyle karşılıyor, ilgisine teşekkür ediyorum. Anayasa Mahkemesi, yasama organının altında, üstünde ya da karşısında değil, yanındadır. Bir anlamda onu tümlemektedir. Yetki devri konusundaki duyarlığımız, yeni kural koyma ve yasama organı yerine geçme görünümlerinden kaçınmamız, adını Atatürk'ün koyduğu temel organa saygımızdandır. Karşılıklı saygıda kusurlu olmama özenimizi sürdüreceğiz. Atatürk'ün açtığı Meclisin O'na ve ilkelerine her zaman, her şeyden önce sahip çıkacağına inanıyoruz.

Yürütme organı'nın günümüz koşullarında Mahkememize karşı tutumu, kimi konular dışında, yakınmaya neden olacak düzeyde değildir. Anayasa yargısının ve özgün kurumunun özellikleri gözetilerek yapılması zorunlu düzenlemeler savsaklanmadan ele alınıp yasama organına sunulmalı, uyarı ve önerilere sırt çevrilmemelidir. Çalışmalarımız için zorunlu yasa değişiklik taslakları beş yıldır tutulmakta, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ilgisine karşın bekletilmektedir. Anayasa'ya uyum konusunda Kuruluş Yasamıza uyum değişikliğe ilişkin tasarı, görüşümüze gerek duyulmadan Meclis'e gönderilmiştir. Kimi kurumlara binlerce kadro verilirken halkla ve basınla ilişkiler için bir müdür kadrosundan, tüm yargı organlarında çalışan memur ve müdürlerin özlük haklarında zorunlu iyileştirmeden kaçınılmasının doğru olmadığını içtenlikle belirtiyorum. Çalışmalarda hızdan, içeriğe her konuda düzey artışı, çalışanların düşünüldüklerini bilmeleri ve kimi kolaylıklara kavuşmalarıyla sağlanır.

Devletin verdiği izin sayılan Bütçede ödeneği kullanmayı genelgelerle engellemek "Denk Bütçe" savıyla çelişmektedir. Yargının gereksinimleri kimi uçakların giderlerinden de çok azdır. Genelgeler, Anayasal ve yasal gerekleri dışlayamaz, şu ya da bu nedenle yetkilendirilmiş kimilerinin kişisel eğilimleriyle uygulanamaz.

Hukukun amacı, işlevi, yararı, hukuk üretilmesi konusunda tüm hukukçularla hukuk kuruluşlarının sorumluluğu ortaktır. Gerçekte bu ortaklık, hukuk devleti için yasama ve yürütmeyi de kapsar. Yargı kararlarının uygulanması özeninde yarışma, bir çağdaşlık belirtisi olarak özlenirken, uygulanmayıp hukukun göz ardı edilmesi, özellikle yeni atama işlemleriyle memurlara güçlükler yaşatılması, yetki-makam kabadayılığı ve bildiğini okuma tutumu devlete gölge düşürmektedir. Sorunların hukukla çözümlenmesi, hukuk devleti olmanın ve uygarlığın gereğidir. Hukuksuz devlet, devletsiz hukuk olmaz., hukuku dışlayan demokrasi düşünülemez.

Kimi Bakanlıklarda Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararlarının uygulanmaması ya da sonuçsuz bırakma niteliğindeki tutumlar, çok sakıncalıdır. Hukuka saygı duymayan, yargıyı tanımayan hukuk devleti ve devlet adamı olamaz. Bir insan ve hukuk kurumu olarak tüm yurttaşları kucaklayan devlet, kimilerinin değil, herkesin malıdır. Adaletsiz devlet, devlet olmadığı gibi adalete saygı duymayanın Tanrı saygısı da inandırıcı değildir. Yargının gerekçesi, yargınındır. Bakanlığın değil. Kimin dava hakkı olup olmadığını yargı belirler, Bakan değil. Yargı kararlarını yerine getirmeyenlerle bu kararlara uymayanlar, hangi yöntemle gelmiş olursa olsunlar görevde kalma hakları tartışılır, geçerliliklerini yitirirler. Yürürlülükteki yasaları uygulamamak gerçek bir hukuk devletinde kimsenin hakkı ve haddi değildir. Kimi yöneticilerden gelen tersine düşüncelere karşın yürütmenin tutukluğu daha da acıdır. Hukuk devletini içerden yıkma niteliğindeki bu durumlara kesenkes son verilmesini bekliyoruz. Kimi valilerle kimi belediye başkanlarının bu bağlamdaki açmazlarının gereken işlemlere bağlı tutulacağını umuyorum. Herkes davacı ve davalı olur ama son sözü yargı söyler. Yargıya uyulmazsa devlet yaşamı kararır.

Hukuktan çok, "irtica" anlamındaki şeriat biliniyor. Dinsel konulara gösterilen ilgi, hukuka gösterilmedikçe özlenen aydınlığın gerçekleşeceği kanısında değilim. Hukuk ve yargıya ilişkin yakınmaları gidermek, halkımıza beklendiği adaleti sunmak birincil görevimizdir. Adaleti toplumsal namus bilen halkımız Atatürk, Silahlı Kuvvetler, inanç, ahlak ve adalet konularında çok duyarlıdır. "Karaya" ve "karanlığa " karşıdır. Çağdışı dayatmaların iktidar olanaklarıyla desteklenmesini hiç bir zaman uygun bulmamıştır. Değerbilmezlikten terbiye dışına çıkmaktan ve yolsuzluk söylentilerinden duyduğu burukluk açıktır. Siyasal işlemlerle adaletin engellenmesini doğru bulmamaktadır. Yanları kim olursa olsun tüm yolsuzlukların ve adaletsizliklerin üzerine değişmez bir kararlılıkla gidilmesini istemektedir. Demokrasi, ahlak, onur düzeni: en saydam, en temiz rejimdir.

Karar yazım ve yayınının hızlanması için öneriler getirdiğimiz Anayasa Mahkemesi'nin kendiliğinden davaya bakmadığı, dava açanların Cumhurbaşkanı, İktidar ve Anamuhalefet Partisi ile en az 110 milletvekili ve Mahkemeler olduğu, iptal davalarında yürürlüğü durdurma istemeyen kalmadığı unutulup gerçekdışı haberlere dayanılarak, siyasal ya da kişisel nedenlerle hak ve özgürlüklerin güvencesi olan kurumu bilimdışı, hukukdışı eleştirmek, düşünce özgürlüğü ile saldırıyı ayırmadan konuşup yazmak yanlıştır. Atatürk'e, devlete, yargıya, Silahlı Kuvvetlere, güvenlik güçlerine saldırı, kurumları yıpratıp yıkma çabaları, her şeyden önce yakışıksızdır. Demokrasi bu tür çirkinliklerden kaçınılırsa güzelleşir. Özensiz konuşmalarla siyasal tıkanıklıklar, umutsuzluk ve karamsarlık yaratarak demokrasiye zarar vermektedir.

Gerçekte demokrasiyle hiç bir ilgisi olmamasına karşın, kendi diktalarını kurmak için yararlanmaları nedeniyle demokrasiyi savunur görünen kimilerinin aldatmacalarına karşı çıkılınca halkı hatırlamaları, azlığı dışlayıp kendileri çoğunluktaymış ya da çoğunluğu temsil ediyorlarmışcasına kendilerini demokrasiyle özdeşleştirip özü savsaklamaları, çiğnediği hukuka sığınmaya çalıştıkları her zaman görülmüştür. Bu durumlarda her zaman aşılacaktır.

Düşmanlık yapanlara yalvarırcasına övgüler yağdırılırken, vatan kurtaranlara vatan koruyanlara saldırı yarışı sağduyulu yurttaşları üzmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Kişiler, toplumun temelini oluşturan ailenin kurucularıdır. Kişilik, hak ve özgürlüklerle tümlenip niteliklerle anlam kazanan bir yapıdır. Devlet de ulusu ve ülkeyi kapsayan bir insan ve hukuk kurumu olarak böyle saygınlık kazanır. Kendisini hukuk kurallarıyla bağlı saymayan devlet, yurttaşlarından hukuka saygılı olmalarını bekleyemez. İnsana değer ve saygı, insanlık ölçüsü dışında başka ölçüyü gerektirmez. Bu anlayış yerleşirse, etnik ve dinsel özellikler insanları birbirinden ayırmaz toplumsal barış sağlanır.

İnsan hakları, kimi siyasal oyunlara araç kılındığı gibi devleti güç duruma düşürecek biçimde itilmekte, bu konudaki yakınmalar sürmektedir. Dinsel sömürü, soykırım, bölücülük, yıkıcılık ve terörü bırakıp kimi dayatmaları insan hakları savunuculuğuyla gündeme getiren sözde dostlar, ikilemlerinde direnmektedirler. Dışarıda bu üzücü görünümlerle birlikte içeride de siyasal alanda kimi olumsuzluklarla halkı umutsuzluğa düşürme belirtileri izlenmektedir. Kimi alanlarda bozulma, yozlaşma, tutarsızlık, kirlenme, çelişki ve düşkırıcı olaylar, oluşumlar; devleti ele geçirme oyunları; kimi Bakanlık, Üniversite, KİT ve Belediyede tarikatçı kadrolaşma yakınmaları; kimi sorumluların, yetkililerin ve yöneticilerin kötü eğilimlere kapılarak görevlerini savsakladıkları duyumları hepimizi üzmektedir. 74 yıl önce çıktığımız karanlığa dönme çabaları usdışıdır. Geriye değil ileriye gideceğiz. Sünnet töreninde "Din herşeye çözümdür" diyen valinin; siyaseti, bu yolla devleti, dinin hizmetine sokmak isteyenlerden güç aldığını sanıyorum. İnancı, siyasal amaçlı sömürünün aracı; ödünlerin nedeni yapmak, dinden uzaklaşmak, dindışı düşmekten ötede din karşıtı olmaktır. Dini siyasallaştırmak, demokrasiyi dinselleştirmek, açıkçası demokrasi olmaktan çıkarmaktır. Başta din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerin güvencesi; bağımsızlığın, egemenliğin, demokrasinin kaynağı; siyasal, hukuksal ve ulusal birliğin dayanağı; aydınlanma, bilimsellik, barış, eşitlik, uygarlık, hoşgörü, anlayış ve nitelikli yurttaşlık anlamına da gelen; evrensel bir ilke, anayasal bir nitelik, hukuksal bir kurum olan ve ancak dinlerin olduğu yerde bulunup karşıtları için bile güvence sayılan lâikliğe yöneticilerin karşı çıkıp eylemli biçimde ters davranmaları hoşgörüyle karşılanamaz. Bu sorun, güncel ve önemli olduğundan değiniyorum. Gereksiz kavgalar olmasa Türkiye'miz çok güçlenecektir.

Yurttaşları birbirinden ayıran gülünecek nitelemeler, sakıncalı girişimler ve uygulamalar ancak gelişmeyi önler, düşmanları sevindirir. Ulusal egemenliğin Ulus'ta olduğunun Anayasa'ya geçmesiyle yaşama giren lâiklik, devletin dinler yönünden saygın yansızlığını; "din" bağı yerine "ulus" bağının seçilmesi de lâikliği benimseyen yurttaşların ulusu oluşturmasını gündeme getirmiştir. İslamiyeti, "Siyasal İslam" tanımıyla temellerinden koparıp birleştiriciliğini yıkmak, bu dine en büyük zarardır. Bu görkemli yapıyı, canımızı adadığımız ulusal varlıklarımızı, Türkiyemizin simgesi olan, Türkiyemizle özdeşleşerek kurumlaşan Atatürk'e, Cumhuriyet'e ve laikliğe boçluyuz. Lâikliğin ve demokrasinin değeri bilinmeli, Atatürk'e saygılı olunmalıdır. Demokrasi, dincilik oyunu ya da kurnazlığı değildir. Demokrasi, irticanın, din devletinin zırhı, kalkanı ve şerbeti değildir. İnançlar, kimlik arayan ya da değişik nedenli bunalımları aşmaya çalışan bireylerin bulduğuna katlanmak zorunluluğunu getiren, akla tavan koyan bir engelleme kurumu, bir dar anlayış değil, bir kültürdür. Olumsuzlukların barınağı, çözümsüzlüklerin sığınağı yapılarak, gelişme, kalkınma, uygarlık, bağımsızlık ve özgürlük önlenerek; karanlıkta yaşama biçimi değildir. Demokrasinin ve laikliğin yerindeliğini tartışmak durumunda kalmamalıyız. Atakürk ilkelerinin özündeki çağdaş düşünce, ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyi üstüne çıkarma çabalarının çıkış noktası kabul edilerek bu ilkelerin güncelleşmesi doğrultusunda davranmalıdır. İlkeleri yaşatmak, özünü koruyarak onları geliştirmekle olanaklıdır. Korumadığımız hak ve özgürlükler, bizim olamaz. Onlara yaraşır kalmak için ödünsüz savunmalıyız.

Ülkemizde kimsenin inancıyla sorunu yok. İnsanlığın, inancın, devletin vatanın, ulusun, demokrasinin, hukukun ne olduğunu bilmeyenlerin kendi egemenliklerini kurma çabasıyla yarattıkları kargaşa var. Ümmetçilik ve arap milliyetçiliğiyle Türklüğünü ve Türkiye'yi unutanlara, tarih bilmeyenlere kanmamalıdır. Hepimiz inançlıyız ve inançlara saygılıyız. Tersine sav ve suçlamalarla gerçekler gizlenmekte, laikliği benimseyip savunanlara baskılar görülmekte, duyulmaktadır.

Üstü kapalı söylemlerle yurttaşları kışkırtıp olmayacak şeylere özendirenler, ırkçılık, mezhepçilik ve tarikatçılık eylemlerini yasal boşluklardan yararlanıp izleyenler, demokrasinin erdemiyle kendilerine geleceklerdir. Laiklik ilkesiyle yalnız "müslüman olan-olmayan" ayrımı değil "alevî-sünnî" ayrımı da kaldırılıp ümmet yapısı yıkılarak ulus yapısına geçilmiş, böylece Türkiye yeniden kurulmuştur. Şimdilerde tersine çabalar çok üzücüdür. Yeni Türkiye'yi yeniden kurmak değil, hergün yeni tutmak ve her yönden güçlendirmek sözünü yeğliyoruz. Anayasal demokratik düzen içinde, Anayasa'ya, ulusuna, ülkesine ve andlarına içtenlikle bağlı olanlar yaşadıkça kimse din devleti kuramaz. Özlemleri, düşleri boşunadır. Ulusumuzun bireyleri, tertemiz inançlarının sömürülmesine olanak tanımayacak, çıkarcıların oyunlarına olur vermeyecektir. Toplumsal barışı bozacak davranışlardan, söz, yazı ve yayınlardan kaçınmak, yurtseverlik gereğidir. İnanç sömürücüsü din karşıtlarının her alandaki saldırı ve yıkım girişimi, siyasal ödünlerle birşeyler kazanacağını sananlaların yanılgısı, demokrasi yıkımı ve kıyımıdır. Yurtiçi ve yurtdışındaki tüm bölücü ve yıkıcı örgütler, totaliter islamcı devlet isteyenler hiç bir ayrım gözetilmeden aynı duyarlılıkla izlenip önlenmelidir. Kimse, din bilgisinin bilimin öngördüğü yaşlarda verilmesine ya da edinilmesine, özel yaşamda inanç gereklerinin yerine getirilmesine karşı değildir. Dünyada inancını en iyi, en mutlu, en özgür yaşayan Müslümanların bulunduğu Türkiye'de tersine baskı varmış gibi saptırma ve çarpıtmalarla devletin niteliğine yönelik eylemler, uyarıcı yoğunluğa varmıştır. Duyarlık gösterenler haksız değildir. Ne yazık ki bunlara saldırı kimi yetkililerin ilgisizliğiyle sürmektedir. Bu doğrultuda Sayın Cumhurbaşkanı'nın Kurban Bayramı konuşmasını "Sanki Cumhuriyet Bayramı" başlığıyla vererek çarpıtanlar oldu. Laikliğin her zaman, saldırılar karşısında özellikle dinsel bayramlarda konuşulması daha uygundur. Eğitimde dinsel ağırlık, uyuşturup uyutarak dondurmak, karanlıkta tutmaktır. Çünkü, ancak böyle bir eğitimden geçirilerek koşullanmış bireylerle dinci rejim kurulur ve savunulur. Bu nedenle çağdaş eğitim, her olgunun temeli niteliğiyle ödünsüz kurumlaşmalıdır. Bilgisayarı dua ile geçmenin olanaksızlığı, aklı dışlamanın Tanrı anlayışı ve insan varlığıyla bağdaşmadığı unutulursa sorunları aşamayız. Kimi yöneticiler, devletin niteliği olan laiklikle onun güvencelerini oluşturduğu inançları birlikte savunmuyor, laiklik yerine din sömürüsüne destek veriyor. Kimileri dinsel görevlerin anlamını bilmeden, değişik gösteriler yapıyor.

İbadet, siyasetle; siyaset de ibadetle ticarete dönüşüyor. Kimi siyasetçilerin "din" söylemiyle gerici ve tekelci tutumu, sömürü ve inançlara saygısızlıktan başka bir şey değildir.

Devletle ulus arasında kavga olduğunu söyleyenler, kavga çıkarıp kavga özleyenlerdir. Siyasal çıkarlarını din sömürüsünde arayanlar, varlıklarını ve geleceklerini bilgisizliğe bağlayanlar, karınlıktan medet umanlar, halkın uyanmasını, çocukların çağdaş eğitim görmesini istememektedir.

Devletin vatandaşına zulmettiğini söyleyen yönetici gibi yurttaşına zulmeden yönetici de olamaz. Kışkırtmalar, "kardeşlik, barış, hoşgörü" sözlerini boşlukta bırakmakta, değişik tutumlar kuşku doğurmaktadır. Devlet adamı niteliğinin ilki ciddiyettir. Değişik söz ve davranışlardan kaçınmak devlete inancın gereğidir. Devlete saldırmakla, saldırtmanın birbirinden farksız olduğu bilinmezse, sıkıntılardan kurtulamayız.

Atatürk'ün kaynağını oluşturduğu Türkiye aydınlanması, cumhuriyet ve demokrasiyle kurumlaştı. Kimi çelişki, aykırılık ve yetersizlikler sisteme değil kişilere bağlanmalıdır. Birlikte çabalarla, çoğulcu, katılımcı, kurallar ve kurumlar düzeni, bir hukuksal disiplin olan demokrasiyi geçerli ve gerçek kılacağız. Hukuku siyasallaştırmak yerine siyaseti hukuksallaştırmak çabamızdan asla ayrılmayacağız. İşkence, yargısız infaz, kötü davranış, kirlenme, yolsuzluk savlarına neden olmakla kimsenin kimseye haksızlık etmeye, kimsenin kimseyi utandırmaya hakkı yoktur. Kişiler ve kurumlar herkesi gölgeleyip karartan, küçültüp bitiren bu tür sakıncalı eylemlerden uzak durdukça yüceliğimiz tartışılamaz. Bayanlara, öğretmen ve öğrencilere, kimi üst düzey yöneticilerle memurlara yönelik uygulamalar tasa vericidir. Yönetimin yansızlığı, geçerliğinin ölçüsüdür.

Silahlı kuvvetleri ve kurumları devletten ayrı düşünmek, birbirine yanlış göstermek çok yanlıştır.

Güvenlik güçlerinin yansızlığının, etkinliklerinin ve saygınlıklarının temel koşulu olduğu kanımı yineliyor, kurumsal bağımsızlıklarının sağlanması ve adalet kolluğunun kurulması için ivedi düzenlemelere gidilmesinde sayısız yarar buluyorum.

Kimi yüksek öğrenim kurumlarındaki öğrenci olayları ve "Şeriat, islâm; Anayasa, Kur'an!" çığlıkları, özellikle gelecek yönünden kaygı vericidir. Öğretim üyeleri bağlamındaki tarikatçı yoğunlaşmayı ve ideolojik kadrolaşmayı önleme çabalarını olumlu karşılarken, öldüresiye kavgalarla açığa çıkan çarpıklıkların her boyutuyla ele alınıp giderilmesini bekliyor, gençlerimizi uygar davranışlardan, ortak-ulusal ilkelerden ayrılmamaya, barış içinde tartışıp yaşamaya, ailelerini de bu yönde daha etkili olmaya çağırıyoruz. Türkiye hepimizindir ve başka Türkiye yoktur. Hepimiz inançlara ve düşüncelere saygılıyız. Özgün yerlerinde korunmalarından yanayız. Devletin niteliğini bozacak zararlı eylemlerden kaçınılmalıdır. Üniversiteler, ancak bilimin ocağıdır, başka bir şeyin değil, Sayın Rektörlerin duyarlılığı yerindedir, istemleri haklıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Türkiyemizin öncelikli sorunları eğitim, ekonomi, hukuk ve barıştır. Yalnız ülkemizin genel sorunları değil, kurumlarımızın ve yurttaşlarımızın özel sorunları da düşüncelerimizde ağırlığını korumaktadır. Sizin, yasama, yürütme ve yargı organlarımızla tüm ilgililerin uğraşları her güçlüğün aşılmasını sağlayacaktır. Aydınlığımızın karanlığa dönüşmesine bu birliktelikle olanak vermeyeceğiz. Umutlu ve kararlıyız.

Kişisel hiç bir yanı bulunmayan, ülkemiz ve Mahkememiz yararına girişilen kimi çabalarım, içte ve dışta yanlış anlaşılıp değerlendirilmiş, kimi gün de amaçlı biçimde eleştirilerek engellemeler yapılmıştır. İnandığımı söyleyip yazarak yargıçlık ve yurttaşlık görevlerimi yerine getirmeye çalıştım. Bu konuşmamda özetle değindiğim, çoğuna önceki konuşmalarımda yer verdiğim, kimini yinelediğim konu, sorun ve durumlar ulusuma saygımın, devletimize ve hukuka bağlılığımın yalın gerekleridir. Yıllardır yaptığım uyarı ve önerilerimin değişik kesimlerde paylaşıldığını, ilkelere sahip çıkanların arttığını, doğrulandığını görmekle mutluyum. Atatürk ilkelerinin özellikle laikliğin değeri ve karşılaştığı tehlikeler konusunda üzerime düşenleri yaptığıma inanıyorum. Siz de anlamlı konuşmalarınızla bu kavram ve kurumların önemini anlatıyorsunuz. Ülkemizin aydınlığı başlıca düşüncemizdir. Dayandığımız temelleri kimse yıkamayacaktır. Desteğiyle güç verenlere teşekkür ediyorum.

Bugün de ilgi göreceğini umarak değil, karşılıksız bir yurttaşlık görevini yerine getirmek amacıyla kimi önerilerimi sıralıyorum:

* Hukuk devletini tüm çağdaş nitelikleriyle kurup işletmek ve demokrasiyi her alanda en iyi düzeyde gerçekleştirmek için Anayasa, Siyasal Partiler Yasası ile Seçim Yasalarında gerekli değişiklikler yapılmalı, bu konulardaki gerçekçi öneriler üzerinde durulmalıdır. Milletvekili andına aykırı davranışlara yaptırım öngörülmelidir.

* İnsan haklarına dayanan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin bu nitelikleriyle tek'liği, ülkenin tüm'lüğü, ulusun bir'liği konularında hiçbir ödüne olanak tanımayan açıklık yanında hak ve özgürlükler tam güvenceye bağlanmalı, durdurma, kaldırma, sınırlama ve kısıtlamalar çok zorunlu nedenlerle ayrıklık olarak düşünülmelidir. Olağanüstü durumlar yeniden kurala bağlanmalı, baskıcı ve hukukdışı oluşumlara açık kapı bırakılmamalıdır.

* Merkezi ve yerel yönetimlerin yetki sınırları çağdaş anlayışla çizilmeli, gereksiz ve ağır vesayet yerel yönetimlerle birlikte kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının da üzerinden kaldırılmalı, gözetim ve denetim hakkı, sonunda yargı kararına bağlanacak geçici önlemleri aşmamalıdır.

Üniversitelerle kamu, basın-yayın kurumları özerk olmalıdır.

* Anayasa'nın geçici 15. maddesinin hiç değilse son fıkrası kaldırılmalı, Anayasa sadeleştirilerek ana konular dışındaki ayrıntılar yasalara bırakılmalıdır. Başta özelleştirme, kimi konulara açıklık getirilmeli, yorumu önleyici yasaklamalardan kaçınılmalıdır. KHK'lerin sınırı daraltılmalı, yasalaşma sürecine İçtüzük'le işlerlik kazandırılmalı, yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda KHK çıkarılmamalıdır.

Anayasa Mahkemesi Kararları'na karşı direniş niteliğindeki düzenlemelerden sakınılmalı, tanınan sürelerde yeni kuralların konulmasına öncelik verilmelidir.

* Kuvvetler ayrılığı ilkesine özenle uyularak yargının tam bağımsızlığını ve kapsamlı yargı denetimini sağlamak için Anayasa'nın 159. maddesi değiştirilerek, çağdaş bir yapılanmaya gidilmelidir. Devletle millet arasında çatışma varmış gibi Bakanın Kurulda bulunmasını barış aracı sayarak savunmak konuya ve yapıya aykırı düşmektir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin sorumluluğu çok büyüktür. Aykırı davranışlar düşünülmemeli ve olmamalıdır.

Son ayrılmanın anlamlı gerekçesi, herkesi düşündürmeli, geçiştirici ve oyalayıcı değil, gerçekçi ve yapıcı düzenlemelerle sorun temelden çözümlenmelidir. Yoksa, hiçbir aykırılık ve sakıncanın önü alınamaz. Anayasa Mahkemesinin 35 yıl varlığına karşın hukuksal ve demokratik durum ortadadır.

Siyasete bağlı adalet olmaz. Siyaset, adalete saygılı ise siyaset olur. Yargıda hatır için ya da herhangi bir etkiyle karar ve işlem de yargıyı yozlaştırır. Yargıç, oy ve seçim beklentileri dışında kalarak yargının onurunu korur.

* Yurttaşların yasalardaki insan haklarına aykırılıklara karşı doğrudan Anayasa Mahkemesine başvuru-şikayet, Yüce Divan Kararlarına karşı düzeltme yolu açılmalı, bunlar için kurum içinde yapı değişikliğine gidilmelidir. Siyasal Partilerin kapatılmaları ve akçalı denetimleri gerçekçi kurallarla yeni yöntemleri gerektirmektedir.

* Temel yasalarla yöntem yasalarında gerekli düzeltmeler yapılarak caydırıcı ve etkin yaptırımlarla daha hızlı, daha doyurucu adalet en az giderle sağlanmalı, yargı kararlarının yerine getirilmemesi düşünülmeyecek biçimde en ağır yaptırımlar yürürlüğe konulmalıdır. Yargı kararlarına uymayan devletin hukuk devleti olduğu savunulamaz. Yargı yoluna başvurma, bıkkınlık ve pişmanlık değil, güven ve mutluluk duyurmalı; çekinme ve endişe değil, umut ve güç vermelidir.

Gereksiz af yasalarıyla adaletin anlam ve amacına ters düşülmemeli, suçtan zarar görenler kırgın duruma getirilmemelidir.

* Ekonomik güç, özel kesimin varlığı, hukuk devletinin öğeleri olarak, katkılarının anlamında ilgilileri birleştirmelidir.

* Yüksek yargı organları başka kurumlara göndereceği üyeleri doğrudan kendileri seçmelidir. Seçimlerde yakınlık değil, bilgi ve nitelik gözetilmelidir. Her organın tüm konuları kendi kuruluş yasasıyla düzenlenmeli, özlük haklarında yargının doğasına aykırı tüm ayrımlar kaldırılarak eşitlik sağlanmalıdır. Yargı kuruluşları, birbirinin yapısına işlevine özgünlüğünün gereklerine saygı ile, dayanışmalarını ne düzeyde iyi götürürlerse, güçler ayrılığı ilkesinin yararı o düzeyde yaşanır. Kurumsal durumlar, kişisel durumların her zaman önünde ve üstündedir. Anayasa Mahkemesine, Anayasanın "aday" dediği üyeyi belirlemede gösterilecek özen, hukuk, yargı, adalet kavramlarına yaklaşımın bilinçli yurttaşlık ve yargıçlık niteliğinin yansıması olarak algılanmadıkça kimsenin bir şeyden yakınmaya hakkı olamaz. Anayasa Mahkemesinin birçok ülkeden, birçok kurumdan çık geride olan özlük haklarının gerçekçi ve üyeliği çekici biçimde düzenlenmesi haksızlıkları giderip pişmanlıkları önleyecektir. Yüksek Yargı Organları Başkanlarının aylıklarının üyelerinden fazla olmasına baştan beri karşı çıktığımız gibi, emekliye ayrılma yaşlarının 67'ye çıkarılması söylenti ve girişimlerine de karşıyız. Adaletle adaletsizlik yaratacak, etkinlik ve verimliliği azaltacak, kişisel yarar ve ayrıcalık getirecek oluşumları uygun bulmuyoruz.

* Hak arama özgürlüğü sınırlanmamalı, olağanüstü ve özel yargı yerleri kurulmamalı, çalışanların örgütlenmesi yasal düzenlemelerle gerçekleştirilmeli, kolaylaştırılarak demokratik toplum düzeninin tüm gerekleri yerine getirilmelidir. İşçilerimizin sendikasızlaştırılması, demokrasiyle bağdaşmayan bir tutumdur.

* Anayasa'nın başlangıcında ve kimi maddelerinde tamamen değiştirilmesi önerilemez "laiklik" niteliği konusundaki gereksiz tartışmalardan ve bu yaşamsal ilkeyi tek tanıma bağlama çabasından vazgeçilerek 174. maddesindeki Devrim Yasaları da ödünsüz uygulanarak 4. madde kapsamına alınmalıdır. İnançları kötüye kullanmayı engelleyecek yaptırımlar ilgili yasalara konularak her türlü sömürü, oy ödünü, geriye dönme ve rejim tartışmaları önlenmelidir. Düşünce ve inanç özgürlüklerini her tür saldırıya karşı koruyacak laiklik güvencesi, en iyi biçimde korunmalıdır. Öğrenim Birliği Yasasına tam uymanın önemi unutulmamalıdır.

* Düşünce ve sanat özgürlüğünü, bilim özgürlüğüne getirilen gereksiz sınırlamalar kaldırılmalı, devlet düzenini yıkıcı eylemler dışında yaptırım zorunlu durumlarla daraltılmalıdır.

* Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'nun kuruluş amacına uygun kimliğine ve gerçek sahiplerine kavuşması için Anayasa değişikliği gerekmemekle birlikte elkoyma elverişli maddeler Anayasa'dan çıkarılmalıdır.

* Teftiş Kurulları bağımsız olmalı, bir Devlet Danışma Kurulu oluşturularak fazla olan azaltılmalı, gereksizler kaldırılmalıdır.

* Vergi yitiklerine çözüm bulunmalı, gelir dağılımında, özellikle çalışanların ücretlerinde adalet gözetilerek, her tür ayrım ve ayrıcalık bırakılmalıdır.

* İmar affı, orman affı, vergi affı yoluyla kimi yitiklere ve yağmalara neden olunmamalı; siyasal çıkarlar için ilçeleri il yapmaktan, altyapısı ve bilimsel gerekleri gözetilmeden gelişigüzel üniversite, fakülte, okul açmaktan kaçınmalı; gereksinim dışı okullar gerçekçi sayıya indirilerek Türk eğitimi kargaşasından kurtarılmalı, iki tür yurttaş, etnik ve dinci militan yetiştirilmesi her bağlamda önlenmelidir. Çağdaşlık, kurum ve kişi düzeyinde Cumhuriyetimizin gereği ve amacıdır.

Nice konuyu zaman nedeniyle geçiyor, ilgililerin duyarlılığına bırakıyorum.

Türkiye'mizin herşeyden çok iç barışa gereksinimi vardır. Olmadık nedenlerle barışı bozanlar yurtsever değildir. İnanç üzerinde siyaset yapanlar, inanca zarar verenlerdir. Değerlerimizi koruyalım, kimsenin oynamasına olur vermeyelim.

1920'lerle varlığına son verilen hanedanın yeni biçim ve kılıkla gündeme gelmesi olanaksızdır, kimse özenmemeli ve hiç kimse endişe etmemelidir. İki gün önce kutladığımız 23 Nisan'ın derin anlamı demokrasinin erdemiyle yansımaktadır. Demokrasinin seçeneği yalnız ve ancak demokrasidir, başka bir şey değil. Unutmamalıdır ki ulusal egemenlik, egemenliği başka güçte bulan ve arayanlarla gerçekleşemez ve savunulamaz. İnancın varsayımları düşünce olarak tanıtılamaz.

Kimler ne kadar sabrederse sabretsin, bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti'nden başka devlet göremeyecektir. Kul kimliği, yurttaş kimliğinin yerini asla alamayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Devletin tek'liğine, ülkenin tüm'lüğüne, ulusun bir'liğine, Cumhuriyet'in değerlerine, başta laiklik, sosyal ve hukuksal niteliklerine ödünsüz sahip çıkmalı; kimi din oyuncularının sanılarının ve suçlamalarının tersine, siyasal yaklaşım değil; insanlıktan, bağımsızlık, özgürlük, ulusal egemenlik ve demokrasi yandaşlığı; ulusal duyarlılık, kişisel saygınlıktır. Yargının korumaya and içtiği nitelikler konusundaki yanlılığı, görevsel yansızlığına engel değildir. Birbirimize saygı, inan ve güvenle yaşayacak ve Cumhuriyetimizi sonsuza değin bağımsız yaşatacağız. Varlık nedenimiz, yaşam koşulumuz budur.

Büyük Atatürk'ün seslenişlerini bilincine yerleştiren, "Ne mutlu Türk'üm diyene!" özdeyişinin kıvancını "Ne mutlu Türkiye'liyim!" ve "Ne mutlu Atatürkçüyüm!" inancıyla doruklara çıkaran Türk Gençliğine güvenle yarınlara koşuyoruz.

İlkeli, inançlı, kararlı, yürekli ve coşkuluyuz. Bize herkes güvenmelidir. Hukuk ve adalet karakterimiz, Atatürk ve Türkiye yüreğimizdir. İnsanlığın övgüyle anımsayacağı çabaları artırarak sürdüreceğimizden kimse kuşku duymamalıdır.

Yeni yıldönümlerinde daha görkemli törenlerle buluşmak umuduyla, teşekkürlerimi yineliyor, esenlik dileklerimle saygılarımı sunuyorum.

Yekta Güngör ÖZDEN
Anayasa Mahkemesi Başkanı
25/04/1996

Anayasa yargısının yorumuyla hukuksal boyutları belirlenerek yenilenip güncelleşmesi nedeniyle, “anayasal demokrasi” diye tanımlanan çağdaş ortamın, gönendiren aydınlık ve mutluluğunu, Büyük Ulusumuz’a sürekli tattırmak için çalışmalarını özenle sürdüren Mahkememizin 34. kuruluş yıldönümü, katılımınızla kutlamanın kıvancını duyuyoruz. Bize güç ve onur verenlere teşekkür ediyorum.

Sonsuza akan yılların arkada bıraktığı değerlerin başında, kurumlaşan ilkeler gelir. Ulusal egemenliği kendi özgün işlev alanında kullanmaya yetkili yargı kuruluşları, devletin temeli sayılan adaleti, en doyurucu düzeyde sunmak çabasıyla ulusal dayanışmanın kaynağı olan toplumsal barışı sağlamakta, böylece ulusal yaşamı hukukla dokuyarak bizi yarınlara taşıyacak ilkeleri kurumlaştırmaktadır. Düşünce ve inanç bağlamında, anlayıştan davranışa, hak ve özgürlüklerin güvencelerini güçlendirerek yürütülen çalışmaların ürünleri, en sağlıklı, en geçerli kazanımlardır. Varlık nedenlerimizin simgesi, ulusal orunumuzun kaynağı Türkiye Cumhuriyeti’nin görkemli yapısı, hukukun erdemiyle yükselmektedir. Anayasa yargısı, anayasal demokratik düzeni, insan haklarına dayanan tüm çağdaş nitelikleriyle gerçek bir hukuk devleti kılmak göreviyle demokrasinin en içtenlikli, en yürekli koruyucusudur. Siyasal erkleri, “red” kararlarıyla duraksamadan, “iptal” kararlarıyla sakıncadan alıkoyarak buhran ve bunalımları, kavga ve kargaşayı önleyip gidermesi, demokrasiye en yararlı katkıdır.

Bu soylu uğraşlarına, birbirine doğrulayan kararlarıyla kanıtlanan yansızlığına, uluslararası hukuk çevrelerinin olumlu kanılarına karşın, yüzeysel yaklaşımlar, amaçlı kalkışmalarla haksız eleştiriler yöneltilmekte; sorumluların ilgileri ise gerekenin çok uzağında kalmaktadır. Yeterli bilgiden yoksun olmak bir yana, ülke için yararı gözardı edilip kişisel değerlendirmelerle açık-gizli duygusallık ve karşıtlık sürdürülmektedir. Kışkırtma ve özendirme sayılacak tutumlarla, özellikle siyasal nedenli kimi ödünlerle neden olunan karşıtlıkların biçim ve yöntemi, herkesi düşündürmelidir. Başta, yargı ve kolluk güçleri olmak üzere devletin tüm organlarına olmadık nedenlerle yöneltilen saldırıların yoğunlaşması üzücüdür. Ödünlerin, yeni ödünler gerektireceği unutulur ve umursamazlık büyürse, acısı herkesi yakar.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın yargı kararlarının bağlayıcılığı ve yargı kuruluşlarının saygınlığını korumak amacıyla gösterdiği, son iki üye atamasıyla da vurguladığı duyarlığın, ilgililerce örnek alınacağını umuyorum. Kurumsal sorunların çözümünde, yıllardır tanık olmak istediğimiz anlayış ve destek, gerçekte hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılığın, adalete inancın ve saygının belirtisidir.

Anayasa Mahkemesi kendiliğinden, doğrudan değil, Anayasada sayılan organ, kurum ve kişilerin başvurmasıyla davalara bakmaktadır. Siyasal Partilerin ve Milletvekillerinin başvurusu unutulup, davaya bakma görevi ve onun olağan sonucu olarak, TBMM nin varlığını ve konumunu doğrulayan, yetkilerini koruyan kararlar ne yazık ki eleştirilmektedir. Muhalefette iken dava açanlar, iktidara geldiklerinde aynı konuda dava açıldığında kızmakta: iktidarda iken kızanlar, muhalefete geçince aynı konuda dava açmaktan kaçınmamaktadırlar. Hak arama özgürlüğünü anlamlı kılma ve hukukumuzu anayasaya aykırı kurallardan arındırma çabası, övülüp kutlanacak yerde kınanmakta, davaya bakmak zorunda olan Mahkeme haksız yere suçlanmaktadır. Bu tutum, yanlışlık ve yanılgıdan ötede sakıncalı bir yöneliştir. Geçen yılkı konuşmamda nedenlerini ve yararlarını anlattığım “yürürlüğü durdurma” kararını kavramayanlar yanında Mahkemeye katlanamayanlar, hukukun ve demokrasinin dışına düşenlerdir. Mahkeme, engelleme ve geciktirme yeri değildir. Dava açanlar değil, Anayasa’ya aykırı olduğu bilinen kuralları uzlaşma ya da anlaşmayla yaşamda tutmayı içlerine sindirenler eleştirilmelidir. Hiçbir kazanım, hukuksal uygunluktan daha önemli olamaz.

Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya göre karar verdiği unutulmamalıdır. Kimi kuralların denetim sonucunda Anayasa’ya aykırılıklarının giderilmesine karşın, kimi kaynaklara ve hukuka aykırı görülmesinin nedeni, denetimin uluslararası kaynaklara ve hukuka göre değil, Anayasa’ya göre yapılması zorunluluğundandır. Anayasada gerekli açıklık olmadıkça, anayasal denetimin uluslararası metinlere göre yapılması olanaksızdır. Bu durum, evrensel ilkeleri ve hukukun üstün kurallarını gözetmeyi engellememekle birlikte, denetimde, doğrudan dayanmaya elvermemektedir. Öbür mahkemelerin uluslararası belgelere dayanarak karar verme yolu açıktır. Aykırılıklar, Anayasa’nın olanak verdiği ölçüde giderilmektedir. Bu, genelde hukuka değil, özelde Anayasa’ya aykırılığın giderilmesidir. Anayasa, hukuka daha uygun duruma getirilince, hukuka aykırılıklar daha azalacaktır. Anayasa Mahkemesi, kapalı kuralları çağdaş yorumlarla açarak güncelleştirmekte, açık kuralları aşamamaktadır. Anayasa ve yasa yapmak yetkisi yasama organınındır. Anayasa Mahkemesi, kendini bu organ yerine koyma izlenimi verecek tutumlardan kaçınmaktadır. Yasama Organı’nın üstünde, altında ya da karşısında değil, yanyana olduğumuzu sık sık açıklamama karşın, demokrasiyi özümseyemeyenler, tersine yorumla, eleştirilerini yinelemektedirler. Yargı denetimi, demokrasinin damıtılması, gerçek ve geçerli kılınmasıdır. Bir ulusal yaşam andı olan Anayasa’nın aşılmaması, ona saygının sağlanması ve vurgulanmasıdır. Anayasa Mahkemesi, yerindelik denetimi yapmamakta, bir ekonomik oluşuma karşı çıkmamaktadır. Özelleştirme konusunda da kişisel değerlendirmeler değil, Anayasal gerekler gözetilmiş, ancak Anayasa’ya uygun kurallarla yapılabileceği sonucuna varılmıştır. Mahkeme’nin kuruluş nedenini bilmezlikten gelip sözde eleştiriye kalkışmanın anlamsızlığı açıktır. Siyasal eğilimlerine kapılan ve hukuk dışı amaçları engellenen kimilerinin, Anayasa’nın olanak verip vermediğini, anayasa hukukunun incelikleriyle koşullarını, hukukun gereklerini bilmeden; Anayasa Mahkemesi’nin çağdaş yorumlarla Anayasa’yı bir tür yeniden yazarcasına güncelleştiren, hukukun üstün ilkelerine bağlılıkla Ulusal yapımızı ileriye taşıyan birçok kararını gözardı ederek, sözde eleştirisi zararlı bir eylemdir.

Anayasa’ya aykırı kuralları ayıklamada yurttaşlara, avukat, savcı ve yargıçlara, mahkemelere de büyük görev düşmektedir. Yasa kuralı, anayasal gerekler ve Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu dururken, bunları dışlayıp kendi anlayışına göre karar verme önerilerinin hukukdışılığı açıktır. İlgililer, yer aldıkları davalarda uygulanacak kurallardan Anayasa’ya aykırı buldukları için itiraz yolunun izlenmesini istemelidirler, Anayasal görev savsaklanarak yasayı uygulamaktan kaçınmakla; hukuku yeğlemek değil, çiğnemekle; medyanın anketle uygunluk saptaması sakıncası doğrulanmış olur. Daha güçlü ve daha kapsamlı bir demokrasi için yapılması gerekenlere elbirliğiyle sarılmalı, özellikle siyasal hesaplarla bencilliğe düşmekten kaçınılmalıdır. Seçim yasalarına öncelik verilerek gerçekleştirilecek çalışmalar içte ve dışta saygınlığımızı ve Ulusumuzun esenliğini artıracaktır.

“Anayasa Mahkemesi” adının veriliş nedeninin kavramadan, “Yüce Divan”ın işlevini bilmeden, kimilerinin sözcülüğünü yaparcasına bu konudan hukukçulara yakışmayan biçimlerde sürdürülen tartışmalar gereksiz, siyasal polemikler zararlıdır.

Hukuk kuruluşlarının ve hukukçuların bilgisi dışındaki hukuku yeniden yapılandırma, beklenenleri veremez. Temel kurumlar, ilkeler ve değerlerle oynamak, onarılması olanaksız sakıncalar getirir. Hükümet oluşumları, hangi düzeyde olursa olsun memurlar, siyasal yandaşlığa zorlanıcı atamalara bağlı tutulmamalıdır. Atamalardan yasal düzenlemelere değin hukuka aykırı tüm işlemler, devlete kurşun sıkma niteliğinde algılanmazsa yakınmalar ve siyasal bozulmalar sona ermez. Gereğinden fazla okul, yüksekokul ve fakülte açarak eğitimde yozlaşmaya neden olunmamalıdır. Niteliksiz eğitim, eğitimsizlikten de zararlıdır. Yurtdışında, devlete ve kurucusuna karşı eylem ve olaylara katılan öğrenciler sorunuyla gereken biçimde ilgilenilmesi her yönden önemlidir. 8 yıllık ilköğretim, bilimsel ve çağdaş amacından saptırılmadan gerçekleştirilirse Öğrenim Birliği Yasası’na ve laikliğe aykırı oluşumlar sona erebilir. Ulusal benliğimizin simgelerinden dilimiz konusunda herkesin özen göstermesi mutluluk verir. Çevre, turizm, trafik, kültür, sanat, spor ve özellikle çocuklar konusundaki toplumsal duyarlık, geleceğimizin güvencesidir. Yaşamdan vazgeçebiliriz, Türkiye’mizden asla.

İnsan haklarının ve demokrasinin yanlış algılanıp uygulanmasının getirdiği sakıncalar giderilmelidir. Temel insan haklarıyla ikincil haklar ayrı tutularak etkin yaptırımlar getirilmeli, demokrasinin kuralsızlık değil haklar ve yetkilerle, ödevler ve sorumlulukların dengelendiği hukuksal bir düzen olduğu unutulmamalıdır. Bir güvenceler sistemi olan demokrasinin, hak ve özgürlükleri kötüye kullanarak yıkılmak istenmesi, demokratik anlayışla bağdaşmadığı gibi suskunluk, asla demokratik hoşgörü sayılamaz. Medyanın bir kesiminin hukuk tanımaz tutumunu izlemekle yetinmek, aymazlıktan ötede, görevi kötüye kullanmaktır. Sorumluları dışlayıp devlet kurumunu suçlamanın, hukuksal, yöntemine uygun eleştiri, terbiye kuralları ve ulusal çıkarlar gözardı edilerek yapılan haksız eleştirilerin, beceri, ustalık, ilericilik ve demokratlık sanılması gülünçtür. Bu bağlamda, terörle dayatılan etnik ve dinci ayrımcılık ve bölücülükle yeni ve ayrı devlet kurma oyunlarının; herkesi kapsayacak demokratik açılımlar yerine, çoğunluktan azınlıklar yaratacak, hiç değilse ayrıcalıklı topluluk ve bireyler getirmesi kaçınılmaz siyasal çözümlerle duracağını sanmanın yeni sorunlara neden alabileceğini söylemeyi yurttaşlık görevi sayıyorum. Dış destekli kürt ve din devleti kurma girişimlerinin, tüm ulusu rahatlatacak ekonomik yandaşları azaltılabilir. Ulusal birliğin öğelerinden biri olan kültür birliği, ırkçı kalkışmalarla bozulur. Demokrasilerde tabular yoktur ama kimi ulusal ilke ve değerleri, kimi temel kurum ve kavramları gereksiz tartışmaya açmak, yukarıda da değindiğim gibi, ödünlere ve beklenmedik sonuçlara yol açabilir. Hakları ve özgürlükleri değerli ve anlamlı kılan, onları koruyup güçlendirerek yaşamak istenci, onlara böylece layık olduğumuz bilincidir. Kimi süslü söylemler, sözde bilimsel aktarmalarla ve kimi gösterilerle gerçekler yadsınamaz ve kimse sürekli aldatılamaz. Teröre başvuranlar haklı da Türkiye Cumhuriyeti haksız gibi “adımlar”dan ve “atılımlar”dan sözedilmesi ilginçtir. Terör örgütünün eylemlerine son vermemesi bir yana, eylemlerini azaltmış ya da yumuşatmış gibi, amaçlarından vazgeçmiş ya da bunları basit istemler için yapıyormuş gibi algılama, katlanılan giderlerin, uğranılan zararların, çekilen acıların sorumluluğunu, ödün verenlerin ve “şahinler” polemiği yapanların sırtına yükler. Devletin tek’liğini, ülkenin tüm’lüğünü ve ulusun bir’liğini bozacak öneri ve öngörüler, şiddete ve teröre başvuran herkese aynı ikramı gerektiren bir yanlış anlayışı gündeme getirir, kötü örnek olur ve sonu alınamaz. Hiçbir yurttaşın öbüründen ayrılığı yok ki, eşitlemeye çalışılsın. Adaletsizlik, siyasal kimlik, hak ve özgürlüklerde değil, gelir dağılımında eğitimden ekonomiye, kimi uygulamalarda, etnik ve dinsel ayrımına gidilmeden her yurttaşın karşılaşabildiği aykırılıklardadır. Etnik ve dinsel, yapay sorunlar çıkarın, sürdüren ve destekleyenler ülkeye ençok zarar verenlerdir. Yoksa Türkiye’miz şimdi daha ilerilerde olurdu. Sevr’i, işgali, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyetin kuruluşunu, devrimleri, güçlükleri, yoksunlukları ve İkinci Dünya Savaşı yıllarını unutup kurtuluş ve kuruluş sürecini, düşmanlarla birlikte, diktatörlükle suçlayıp eritme ve inanç zorlaması yalanını üretip yayanlar karşısında devlet ilgisiz kalamaz.

Vatanı olmayanın dini, aklı olmayanın Allah’ı olmayacağı gibi devleti olmayanın da varlığı tartışılır. Hukuku, Anayasa’yı , yargıyı ve adaleti yadsıyarak yaşamak ilkelliktir, böyle bir yaşam sürdürmek de olanaksızdır. Tartışmasız eşitlikle çoğunlukta olanları, ülkenin başka sorunu yokmuş gibi yapay sorunlarla azınlık konumuna sokmak çabaları dış kaynaklı isteklere bahaneler kazandırır. Dış sorunların ağırlığı içteki barışçı, uygar ilişkilerimize, “ulusal çıkar” kavramına ağırlık verilmesini gerektirmektedir. Devletçiliği değil devleti ve hukuku savunmayı gericilik ve tutuculuk; kuralsızlık, bölücülük ve yıkıcılığı, ilericilik ve demokratlık saymak tutarsızlığı, medyatik bir özentiden, hiçbir ölçü tanımayan saldırganlık durumuna gelmiştir.

Engin bir yurt sevgisi ve örnek bir hukuk devleti saygısıyla üzerine titrediğimiz sorunlar, ortak çabalarımızla aşılacaktır. Karşıtlıkla değil, uyumla yürüyebiliriz. Anayasa Mahkemesi, hukuksal ölçütlerin ocağıdır. Hukuku siyasallaştırmak yerine, siyaseti hukuksallaştırmak, ulusal yaşamı aydınlatır. 159. madde ile geçici 15. maddeyi dışarıda bırakan Anayasa değişikliğinde, kendisiyle ilgili konularda bile kurumsal görüşü alınmayınca sorunlar öylece bırakıldığı gibi kimi yanlışlıklar da getirilmiştir. İptal sonucu doğan hukuksal boşluğun giderilmesi için verilen sürede yeni düzenlemelerin çıkarılmaması iptal gerekçelerinin gözetilmemesi ve beklenmemesi, iptal edilen kimi kuralların direnme niteliğinde yeniden ya da yeni aykırılıklarla yürürlüğe konulması, başörtüsü ve PTT vericilerinde olduğu gibi karar uymayan kurum ve yetkililere hoşgörüyle davranılması, KHK’lerin zamanında görüşülmemesi, İçtüzüğün ve Sayıştay Yasası değişikliğinin çıkarılmaması, giderilmesini dilediğimiz olumsuzluklardan kimileridir. Yürürlükteki yasalar, özellikle devrim yasalarına aykırı durumlar, kimi kentlerde ve yörelerde gösteri nedenidir. Eski yasaları yürürlükten kaldırıp, aykırılıklardan arındırma işi hızla yapılabilir. Gereksiz önerge, teklif soru ve konuşmalara verilen zaman, daha yararlı kullanabilir. Devlet, gösteri yeri değil, hizmet yeridir. Yargı organları yoksunluk içindeyken kimi kurum ve görevlilerin saltanat sayılacak tantanaları çelişkidir. Tutumlu çalışmak ve yaşamak bir çok gereksinimi gündemden çıkarır.

Bireysel değerlere dayanan demokrasi, kurumsal bir olgudur. Değişik çıkarlara, kişilere ve çevrelere bağımlılıkla sürdürülmesi olanaksız iklimini ve ortamını koşullanmaktan, önyargıdan uzak bir gerçekçilikle renkli tutmak zorundayız. Zıtlaşma ve inatlaşma herkesi yıpratır. Yargı da bilim gibi, özgür ve bağımsız karakterini tam olarak taşımalıdır. Demokrasi alanında kaygı verici yıkım, yargıyla başlar. Toplumsal algılamaların en duyarlı olduğu alan da yargıdır. Açmazların içine düşülmemeli, devleti devlet yapan özelliği içtenlikle gözetilmelidir. Ekonomik sistemin dayatmasıyla yaşanacak çalkantılar ve olası bozukluklar, yargıya yansımamalıdır. Ekonomik özlemlerle hukuksal ölçüler karışarak değil, hukukta birleşilerek kurumlaşmalar ve oluşumlar gerçekleşmelidir. Bilimsel doğmalarla toplumsal gereksinimler, ulusal düzeyde buluşmalıdır. Çatışmalar, hukukun katkısıyla barışa dönüşmelidir.

Gerçekleri değil, işine geleni yansıtan bir basın özgürlüğü anlayışına, cumhuriyet savcılarıyla yargıçların yetkilerini bilmek bir yana, öğrenmek istemeyen tembelliğe; “yargıya tartışmak” savıyla, kesinleşmeyen kararı, yasal yollar açıkken bilimdışı, terbiyedışı eleştirilerle sergilenen üsluba katılmak olanaksızdır. Yargıya saygı, kendine, ulusa, devlete saygıdır, hukuka saygıdır. Her zaman gereksinim duyulacak adalete saygıya çağırmak, insanlıkta birleşmeye çağırmaktır. Demokrasiyi sarsacak düzeye gelen kalkışmalar, yargıya ve kolluk güçlerine uzanmıştır. Kurumlarla kişileri ayırmadan yöneltilen haksız eleştiri, kurumlara güveni yitirtir ve sonuçtan herkes yakınır. Bilmeliyiz ki yıkılacak duvar değil, devlettir; yanan orman değil, memlekettir. Hukuka ve adalete bağlılık ve saygı, bu konulara gösterilen ilgi, bu değerlere verilen önemle açıklanır. Hukuku ve adaleti unutanlar, yarattıkları ortam ve neden oldukları durumlar sonucu, hukuka ve adalete en çok muhtaç olurlar.

Anayasa’da ve Anayasa Mahkemesi Kuruluş Yasası’nda gerekli değişiklikler yapılarak anayasa yargısının özgün işlevine ve gerçek konumuna aykırı düzenlemeler kaldırılmalı uygun gerekler sağlanmalıdır. Siyasal partilerin akçalı denetimi, yasama ve yürütme erkleri dışında, bağımsız birimle gerçekleştirilmeli, ancak yaptırım belirlemesi Anayasa Mahkemesi’nde kalmalıdır. Yine, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası değiştirilerek, siyasal partilerin kapatılması önemli nedenlerle sınırlanmalı, kimi bürokratik işlem eksikliği ve gecikmeler, kimi süre tanımalardan ve Hazine yardımı yoksunluğuyla seçimlere sokulmamaya değin düşünülecek gelişen yaptırımlarla karşılanmalı, direnme, kapatmayla sonuçlanmalıdır. Devletimizi kötü tanıtacak kimi durumlardan kurtulmak için gerekli Anayasa ve yasa değişikliklerini gerçekleştirmekte birleşmek, yüceliktir. Yoksulluğu artırıp ücretleri düşüren ekonomik çelişkiyi giderecek, çalışanların yaşam yükünü azaltacak, yakınmaları dindirecek, kayırmaları ve ayrıcalıkları önleyecek ciddi önlemler alınmalıdır.

Hak ararken haksızlık yapılması ve zarar verilmesi, haklılığı tartışılır kılar, hem haksız duruma düşürür, hem hak arama özgürlüğünü yozlaştırır. Bu nedenle hak özgürlükleri savunup korumaya özen gösterme çağrımı yineliyorum. Her erk, kurum ve organ, konumuna uygun davranmalı, işlevi dışına çıkmamalı, görev ve yetkisini aşmamalıdır. Devlet adına davrananların, devleti güç duruma düşürmekten kaçınmamaları, devlet düşmanlarını sevindirir. Hukuk devleti. geride bıraktığı evrelere dönme görünümünden çıkmalıdır. Yargı dışında hak aramak, kaba güç kullanmak; yargıyı tartışılır ve kuşkulu duruma düşürmek; yargıya etki yollarını aramak, baskıya kalkışmak; yargıdan kaçınmak ve yargıya gitmesi gereken durumları yargıdan kaçırmak; devletin hukuksal niteliğiyle bağdaşmayan işlem, eylem ve kimi uygulamalara girmek, tehlikeli belirtilerdir. En saygın ve en sağlıklı güven kapısı olan adaletten umut kesilmesi, yıkılıştır. Güçlüklere ve yoksunluklara karşın özveriyle çalışan adalet görevlilerinin büyük sorumluluğu açıktır. Yansız, hızlı, yürekli çalışmalar ve her yönden örnek tutumla ulusumuzun özlemlerini karşılayarak toplumsal barışı sağlamanın onuru hiçbir şeye değişilmez.

Cezaevleri sorununun çözümlenmesi, yalnız güvenlik değil, toplumsal barış yönünden de önemli yararlar getirecektir. Adaleti etkisiz kılan, caydırıcı olmaktan çıkıp suça özendiren, yargıya söz getiren ceza uygulama yöntemleri değiştirilmelidir. Adalet, yargı, savunma, sağlık ve eğitim sorunlarını ekonomik önlemler koşuluna bağlamak engellemekle birdir. Avrupa Birliği öncesinde, her alanda uzman yetiştirmek zorunluluğunu gözeterek uyum dönemini sıkıntısız geçirmenin gerekleri de bu kapsamdadır. “Yurrta barış, dünyada barış” özdeyişini içtenlikle izleyen Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin toprağında gözü olmamasına, kimsenin içişlerine karışmamasına, tersine, barışı sağlayıp soykırımı önlemesine, cuntaların gitmesini sağlamasına karşın dostlarımızdan layık olduğu ilgiyi ve desteği görmemektedir.

Ulusal birliğimiz, dış destekli, etnik ve dinci bir saldırıyla karşı karşıyadır. Sorun, salt siyasal olmadığı gibi, varlık ve yaşam nedenimiz olan ilke ve kurumlar da salt siyasal değerler değildir, ayrıca siyasetin egemenliğinde ve tekelinde değildir. Her yurttaşı ve kurumu ilgilendirecek ciddiyet ve önemdedir. Vatanımızı ve ulusumuzu kurtaran, devletimizi kuran, aydınlık yarınlarımızı sağlayan, ulusal değerlerimizin özeti olan Atatürk, Türk Ulusu’yla özdeşleşerek kurumlaşmış bir ilkeler kaynağı ve anıtıdır. Onuru ve erdemi, uygar ve bilimsel düzeyi, temeli kültür olan Cumhuriyetimizi simgeleyen Atatürk’ü istemeyenler: O’na açıkça saldırmaktan bugün için korkup çekinenler; Atatürkçülüğe, başta laiklik, ilkelerine, eserlerine ve bekçilerine saldırmaktadırlar. Çağdışı, us dışı, ahlak dışı, insanlık dışı tutumlar, gerçek dışı sözlü ve yazılı anlatımlar ibretle izlenmektedir. Atatürk milliyetçiliğini anlamadan çelişkili Türkçülük; lâikliği yanlış ve amaçlı yorumlayıp dine zarar vererek, dindarlık savıyla toplumu karıştıranların zararları büyüktür. Barış içinde geçen 73 yılı, bunlarla birlikte “Zulüm dönemi” olarak niteleyenler, kendilerini inkâr etmektedirler. Vatan ve ulus bilincinden yoksun sömürücülerle arap milliyetçiliği yapanlar, bireylerimizin inancından ellerini ve dillerini çeksinler. İnsanlık, us ve vicdan dışlanarak dindarlık yapılamaz. Kimse kimsenin inancına karışamaz, bu nedenle kamu düzenini bozamaz. Aynı dinden olanlara karşı düşmanlık kalkmalı ki ayrı dinden olanların dostluğu sağlanabilsin. Dinsel sömürü, dinsizlik ve din düşmanlığıdır. Lâiklik ise asla din düşmanlığı olmayıp, tersine, dinlerin olduğu yerde, onların güvencesi bir kurumdur. Lâikliği dinsizlik olarak algılayıp tanıtanlar, lâiklik karşıtlarıdır. Böylece din karşıtlığı yaptıklarının da ayırdında değillerdir. Atatürk ve ilkeleri, gereken önem ve içtenlikle benimsenip savunulsa, bu karşıtlıklarla birlikte aykırılıklar ve sorunlar da azalır. Medyanın bir kesiminde dindarlık adına sergilenen, demokrasiyle bağdaşması olanaksız, ürkütücü görüntüler, yalnız aldatma, üfürük ve muskanın kanıtı değil, dinsel terörün de genişleme belirtisidir. Olaylar, lâiklik konusunda söz ve yazıyla açıkladığım duyarlığı doğrulamaktadır. Eğitimden aileye, toplumu aydınlatıp çağdaşlaştıracak lâiklik olgusuna aykırı, oy nedenli düzenleme ve uygulamanın yarınlarda çok üzücü olacağı gözardı edilmemelidir. Karanlık herkesi etkileyecektir. Cumhuriyetin olanaklarıyla ve özellikle lâik ortamda, Müslümanlığın en iyi yaşandığı ülkede, din yüzünden kavga çıkarmak sessiz kalınacak bir durum değildir.

Yürürlükteki kurallara ve yargı kararlarına karşın, devlet kurumlarındaki giysileri düzene sokmaktan kaçınmak; çalışma saatlerini ve yöntemlerini dinsel gereklere uyarlamak; aynı doğrultuda nice öneri, teklif ve sorularla girişimleri yüreklendirecektir. Uyarılara, anımsatmalara karşın verilen ödünlerin, yarın daha büyük sorunlar getireceği, 1919’larla başlayan ve gizli-açık direnişlerle süren olaylardan anlaşılmaktadır. İnancın bekçisi, insanın yüreği ve beynidir. Kimse, Tanrı yerine geçip inanca egemen olamaz, tertemiz duyguları ticaret ve siyaset aracı yapamaz. Türkiye Cumhuriyeti, laiklikle her zaman övünecektir. Etnik ve dinsel ayrım gözeten bölücü ve yıkıcıların terör birlikteliği, her yurtseveri uyarmalıdır. İnsanlığın, eşitliğin, bağımsızlığın, egemenliğin ve demokrasinin kaynağı; hukuksal, siyasal ve ulusal birliğin dayanağı; başta din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerin güvencesi olan laiklik, aydınlanmanın uygarlık ve çağdaşlığın bayrağıdır. Korudukça yararlanacak, yararlandıkça güçleneceğiz. Cumhuriyetimizin niteliği, ulusumuzun çağdaş yapısını sağlamıştır. Egemenliğin bağsız-koşulsuz ulus’ta olması da laikliğin tarihsel ve anayasal tanımıdır. Sahip çıkmamızın gereği de bundadır. Din ve vicdan özgürlüğü laiklikle güvenceye bağlanmışken, dinsel görevlerde bir engel ve sınırlama yokken ikide bir “din ve vicdan özgürlüğünün genişletileceği”nden söz etmek te bir ödündür. Devlet, laikliğe herşeyden ve herkesten önce sahip çıkmalıdır. Devlet’te görev alanlar, öncelikle savunmalıdır. Sivil ve asker bu konuda duyarlı davranan herkesi kutluyorum. Vatan kurtarıcısı, Cumhuriyetin kurucusu, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” özdeyişinin sahibini, adını koyarak açtığı TBMM’nin kuruluş yıldönümünde düzenlenen özel gündemli toplantıda bile anmaktan kaçınan; O’na ve ilkelerine karşıtlığını açıklamaktan çekinmeyen; hukuktan, yargıdan anayasa yargısından habersiz, bir kişi de olsa yasama organı üyesinin bulunması çok acıdır. Terörün, sömürünün ve ödünün her türünü kınıyor, şehitlerimizi saygıyla anıyor, Büyük Ulusumuza başsağlığı diliyorum.

Hepinize teşekkürlerimi yineliyor, gelecek yıldönümlerini daha görkemli ve daha coşkulu kutlamak umuduyla tüm insanlık, özellikle ülkemiz ve ulusumuz için en iyi dileklerle saygı sunuyorum.

Yekta Güngör ÖZDEN
Anayasa Mahkemesi Başkanı
25/04/1995
25/04/1994
26/04/1993
27/04/1992