Paylaş | 27 Nisan 2026
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin uluslararası insan hakları hukukuyla etkileşim içinde gelişen çok katmanlı bir hak koruma mekanizmasının önemli bir aktörü hâline geldiğini belirterek, “Mahkememiz bireysel başvuru mekanizmasıyla birlikte ulusal hukuk ile uluslararası insan hakları hukuku arasında köprü kuran bir içtihat merciine dönüşmüştür.” dedi.
Anayasa Mahkemesinin 64. kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında “Ne Bis in Idem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi” temalı sempozyum düzenlendi. Anayasa Mahkemesi ile Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi iş birliğinde yürütülen Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi kapsamında 27 Nisan 2026 tarihinde Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda gerçekleştirilen sempozyuma; Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye Hâkimi Prof. Dr. Saadet Yüksel, Danıştay Başsavcısı Cevdet Erkan, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin ile yüksek yargı organlarının üyeleri, hukukçular ve akademisyenler katıldı.
Sempozyumun açılışında konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, anayasa yargısının yalnızca teknik bir denetim mekanizması olmadığını, anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını hayata geçiren kurumsal bir güvence olduğunu vurguladı. Anayasa Mahkemesinin 1961 Anayasası ile kurulan anayasa yargısının en somut tezahürü olduğunu dile getiren Başkan Kadir Özkaya, “Bu yönüyle Mahkeme, yalnızca yeni bir yargı organının ihdas edilmesini değil aynı zamanda anayasanın üstünlüğü ilkesinin yargısal güvence altına alınmasını da ifade etmektedir. Bu da Türk Anayasa Mahkemesinin hukuk devleti ilkesinin Türkiye’deki en güçlü güvencelerinden biri olduğunu göstermektedir.” dedi
Mahkemenin görev ve sorumluluklarını bu bilinç ışığında yerine getirdiğini söyleyen Başkan Kadir Özkaya, özellikle 2010 anayasa değişikliğiyle kabul edilen bireysel başvuru mekanizmasının Anayasa Mahkemesinin tarihsel gelişimindeki en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu kaydetti. Başkan Özkaya, 64 yıllık birikimin bir sonucu olarak Mahkemenin yalnızca Türk hukuk sisteminin değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukukuyla etkileşim içinde gelişen çok katmanlı bir hak koruma mekanizmasının da önemli bir aktörü hâline geldiğini belirtti.
Anayasa Yargısı, Demokratik Hukuk Devletinin Vazgeçilmez Unsurlarından Biridir
Anayasa yargısının demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunun kaydeden Başkan Özkaya, anayasal denetimin bulunmadığı bir sistemde anayasanın üstünlüğü ilkesinin pratik bir anlam ifade etmeyeceğini söyledi. Anayasa yargısının yalnızca normları iptal eden bir yapı olmadığını aktaran Başkan Özkaya, “Anayasa yargısı demokratikleşme sürecinde aktif bir rol oynayan, hak ve özgürlüklerin korunmasının ötesine geçerek onların gelişimine katkı sunan bir mekanizma olarak değerlendirilebilir.” dedi.
Özellikle bireysel başvuru yolunun kabulüyle birlikte Anayasa Mahkemesinin yalnızca ihlalleri gideren değil aynı zamanda hukuk sisteminin bütününe yön veren bir içtihat üretim merkezi hâline geldiğini vurgulayan Başkan Özkaya, bireysel başvuru mekanizmasıyla birlikte Mahkemenin ulusal hukuk ile uluslararası insan hakları hukuku arasında köprü kuran bir içtihat merciine dönüştüğünü ifade etti.
Bu tarihsel gelişimin yalnızca kurumsal bir sürekliliği değil, aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin değişen toplumsal ihtiyaçlara uyum sağlama kapasitesini de ortaya koyduğunu belirten Başkan Özkaya, bireysel başvuru mekanizmasının etkin şekilde işletilmesi, başvuru sayılarındaki artışa rağmen kararların makul sürede sonuçlandırılması ve ihlal kararlarının hukuk düzeni üzerindeki dönüştürücü etkisinin anayasa yargısının dinamik niteliğini somut biçimde gösterdiğini kaydetti.
Mahkemenin bir yandan bireysel başvurular yoluyla temel hak ve özgürlüklerin korunmasına katkı sağladığını, diğer yandan verdiği kararlarla kamu gücünün kullanımına yön veren ve benzer ihlallerin önlenmesine hizmet eden bir içtihat bütünlüğü oluşturduğunu söyleyen Başkan Özkaya, bunun anayasa yargısının yalnızca bireysel uyuşmazlıkları çözen bir mekanizma olmadığını, aynı zamanda hukuk sisteminin bütününe yön veren normatif ve dönüştürücü bir fonksiyon üstlendiğini gösterdiğini dile getirdi
Başkan Kadir Özkaya, bireysel başvuru yoluyla birlikte Anayasa Mahkemesinin hem bireyin hakkını koruyan subjektif etki hem de hukuk düzenini dönüştüren objektif etki doğuran bir yargı pratiği geliştirdiğini söyledi. AİHM içtihadı ile kurulan etkileşime de değinen Başkan Özkaya, bu ilişkinin anayasa yargısını daha evrensel ve karşılaştırmalı bir perspektife taşıdığını, böylece güçlü bir yargısal diyalog zemini oluştuğunu ifade etti.
Anayasa Mahkemesinin şeffaflık, erişilebilirlik ve etkinlik ilkeleri doğrultusunda sürekli bir gelişim ve dönüşüm içerisinde bulunduğunu aktaran Başkan Özkaya, dijital imkânların genişletilmesiyle bireysel başvuru süreçlerinin kolaylaştırıldığını söyledi. Başkan Özkaya, Mahkeme kararlarının zamanında ve sistematik şekilde kamuoyuyla paylaşılmasının anayasa yargısında şeffaflık ilkesini somutlaştırdığını, bunun anayasa yargısının yalnızca hukuki değil aynı zamanda kurumsal güven ve demokratik meşruiyet üreten bir işlev üstlendiğini açıkça ortaya koyduğunu dile getirdi.
Başkan Kadir Özkaya, bu yılki sempozyumda “Ne Bis in Idem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi” başlığının ele alındığını belirterek bu ilkenin Anayasa Mahkemesi içtihatlarının en dikkat çekici gelişim alanlarından birini oluşturduğunu aktardı. Ne bis in idem ilkesinin 1982 Anayasası’nda açıkça düzenlenmemiş olmasına rağmen Anayasa Mahkemesinin bu ilkeyi hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirdiğini ifade eden Başkan Kadir Özkaya, “Mahkememiz, bireysel başvuru kararlarında ne bis in idem ilkesini, yalnızca ceza hukukuna özgü teknik bir kural olarak değil; bireyin hukuki güvenliğini ve yargılamaların nihailiğini koruyan anayasal bir güvence olarak ele almaktadır.” dedi.
Aynı fiile ilişkin birden fazla yaptırımın varlığının tek başına ihlal anlamına gelmeyeceğini kaydeden Başkan Kadir Özkaya, “Esas olan, bu yaptırımların aynı hukuki yararı koruyup korumadığı ve birbirleriyle yeterli bağlantı içinde olup olmadığıdır.” dedi. Özellikle vergi hukuku, idari yaptırımlar ve ceza hukuku arasındaki kesişim alanlarında ortaya çıkan sorunların bu ilkenin uygulanmasını daha karmaşık hâle getirdiğini belirten Başkan Özkaya, “Bu karmaşıklık karşısında Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği içtihatlar, yalnızca ulusal hukuk bakımından değil aynı zamanda uluslararası insan hakları hukuku ile uyumun sağlanması açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede ne bis in idem ilkesi, artık yalnızca bir yasak değil; aynı zamanda hukuk sistemleri arasında denge kuran, farklı yaptırım rejimlerini uyumlaştıran ve bireyin korunmasını merkeze alan anayasal bir denge mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır.” şeklinde konuştu.
Gerçekleştirilen sempozyumun Anayasa Mahkemesi içtihadı ışığında ne bis in idem ilkesinin daha derinlikli şekilde anlaşılmasına katkı sunacağına inandığını belirten Başkan Özkaya, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve temel hakların etkin korunması yönündeki ortak çabaların artarak devam etmesi temennisinde bulundu.
Bireyin Hak ve Özgürlüklerini Merkeze Alan, Adalet Duygusunu Pekiştiren Kıymetli Bir Mirası Temsil Etmektedir
AİHM Türkiye Hâkimi Prof. Dr. Saadet Yüksel ise konuşmasında, ne bis in idem ilkesinin ulusal ve uluslararası hukuktaki önemine işaret ederek ilkenin AİHM içtihatlarındaki yerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu ilke çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi ile AİHM içtihatları arasındaki uyuma dikkat çeken Yüksel, şöyle konuştu: “Türk Anayasa Mahkemesi, Avrupa anayasa yargısı geleneğinin yalnızca bir parçası değil, aynı zamanda bu geleneğin görece erken kurulmuş saygın ve tecrübeli kurumlarından biridir. Anayasa Mahkemesinin, Avrupa insan hakları koruma sistemine etkisi, Türkiye sınırlarının çok ötesinde hissedilmektedir. Hem kararlarıyla hem de kurumsal ilişkileriyle Türk Anayasa Mahkemesi yalnızca Türk hukuk düzeninin değil Avrupa yargısal topluluğunun vazgeçilmez bir unsurudur. Türk Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu içtihat birikimi, demokratik hukuk devletinin gelişimine yön veren, bireyin hak ve özgürlüklerini merkeze alan, adalet duygusunu pekiştiren kıymetli bir mirası temsil etmektedir.”
Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin de yargı sistemleri için hayati önem teşkil eden ne bis in idem ilkesinin farklı açılardan ele alınmasına imkân tanıyacak sempozyumun çok kıymetli olduğunu ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin hukuki ve toplumsal bağlamda üstlendiği role değinen William Massolin, Anayasa Mahkemesi ile Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi iş birliğinde yürütülen proje kapsamında çok önemli kazanımlar elde edildiğini belirtti. Ulaşılan sonuçların ve edinilen kazanımların bundan sonraki süreçte de olumlu yansımaları olacağına inandığını belirten Massolin, Anayasa Mahkemesinin 64. yılını kutladı.
Açış konuşmalarının ardından “ne bis in idem” ilkesi ışığında aynı fiilden dolayı iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama konusunun farklı boyutlarıyla ele alınarak anayasal perspektifte değerlendirildiği sempozyumun akademik oturumuna geçildi. Oturumun başkanlığını yürüten Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Basri Bağcı, ulusal ve uluslararası hukukun en temel prensiplerinden biri olan ne bis in idem ilkesinin teori ve uygulamadaki yansımalarının ele alınacağı akademik oturumun önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Anayasa Mahkemesi Başraportörü Doç. Dr. Akif Yıldırım, Yargıtay 10. Ceza Dairesi Üyesi Dr. Harun Mert ve Danıştay Onüçüncü Dairesi Üyesi Fatih Mehmet Alkış ile programa çevrim içi katılan Prof. Dr. Feridun Yenisey sunumlarıyla sempozyuma katkı sağladı.
Ne Bis in Idem İlkesi, Bireysel Başvuruyla Birlikte Anayasal Ceza Hukuku Bağlamında Daha Güçlü Bir Güvence Hâline Geldi
Akademik oturumun soru-cevap bölümleriyle desteklendiği sempozyumun kapanış konuşmasını yapan Anayasa Mahkemesi Başkanvekili İrfan Fidan, ne bis in idem ilkesinin yalnızca aynı fiil nedeniyle bir kimsenin birden fazla kez yargılanmaması veya cezalandırılmaması yönünde teknik bir ceza hukuku ilkesi olmadığını; aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin, hukuki güvenliğin ve bireyin devlet karşısında korunmasının temel güvencelerinden biri olduğunu vurguladı. Gün boyunca gerçekleştirilen sunumların ilkenin ceza hukuku, idare hukuku, anayasa hukuku ve insan hakları hukuku bakımından çok katmanlı yapısını ortaya koyduğunu belirten Başkanvekili Fidan, özellikle bireysel başvuru mekanizmasıyla birlikte bu ilkenin anayasal ceza hukuku bağlamında daha güçlü bir güvence hâline geldiğini ifade etti. Başkanvekili İrfan Fidan, farklı yargı alanları arasında kurulan bu tür akademik ve kurumsal iş birliğinin hukuk devletinin güçlenmesine önemli katkı sunduğunu belirterek sempozyumun gerçekleştirilmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Başkan Özkaya'nın konuşma metnine ulaşmak için tıklayınız.
Sempozyum programını izlemek için tıklayınız.