İfade Özgürlüğüne Dair Emsal Kararlar

< İfade Özgürlüğü Ana Sayfa

İfade Özgürlüğüne Müdahalenin Kanunilik Kriterini Sağlamaması

Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil düzenlemelerle yapılmasına mâni değildir. Öte yandan anayasal haklara yönelik müdahalenin bir kanuna dayanması yeterli olmayıp bu kanunun belirlilik ve öngörülebilirlik gibi belli niteliklere sahip olması gerekir.

Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir.

Anayasa Mahkemesince bu ilkeler doğrultusunda, örnek olarak, Anayasa'nın 28. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen şartların sağlanması koşuluyla önleyici bir tedbir olarak yayım yasağı uygulanmasına izin verildiği görülmekle birlikte devam eden bir ceza soruşturması kapsamında yayım yasağı konulabilmesine imkân veren, öngörülebilir ve belirli bir kanuni düzenleme bulunmadığı anlaşıldığından yayım yasağı şeklindeki müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 28. maddelerinde açıkça emredilen kanunilik ölçütünü karşılamadığına karar verilmiştir.

İlgili Kararlar

♦ (İsa Yağbasan ve diğerleri, B. No: 2013/1481, 20/11/2014) (Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Siyasi Partiler Kanunu’nun 117. maddesi uyarınca verilen cezalar)
♦ (Fikriye Aytin ve diğerleri, B. No: 2013/6154, 11/12/2014)  (Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Siyasi Partiler Kanunu’nun 117. maddesi uyarınca verilen cezalar)
♦ (Hüseyin Sürensoy, B. No: 2013/749, 6/10/2015) (Belirli ve öngörülebilir bir kanuna dayanmadan ceza infaz kurumunda disiplin cezası verilmesi)
♦ (Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019)  (Devam eden ceza soruşturması kapsamında yayım yasağı konulabilmesine imkân veren bir kanuni düzenlemenin bulunmaması)
♦ (Yeni Gün Haber Ajansı Basım ve Yayıncılık A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2014/4430, 25/9/2019)  (Devam eden ceza soruşturması kapsamında yayım yasağı konulabilmesine imkân veren bir kanuni düzenlemenin bulunmaması)
♦ (İsmail Karaca, B. No: 2017/26460, 21/4/2021) (Kamu görevlisine disiplin cezasına ilişkin kanuni bir dayanağın olmaması)
♦ (Kardelen Hasret Kaygusuz, B. No: 2017/38607, 18/5/2021) (Belirli ve öngörülebilir bir kanuna dayanmadan öğrenci disiplin cezası verilmesi)
♦ (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, B. No: 2016/54096, 30/6/2021)  (Ancak geçici bir süre için alınabileceği belirtilen süreli yayının süresiz kapatılmasına ilişkin kanuni dayanağın bulunmaması)
♦ (Ataberk Mest, B. No: 2019/16868, 10/5/2022) (5326 sayılı Kanun'un 32. maddesinde yer alan emre aykırı davranışa ilişkin hükmün unsurları oluşmaksızın uygulanması)
♦ (Emin Koramaz, B. No: 2019/1112, 29/6/2022) (YSK kararına istinaden siyasi partiler dışındaki kişilerin propaganda yapması gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi)
♦ (Ahmet Aslan, B. No: 2021/23949, 6/10/2022) (Sosyal medya beğenisinin terör propagandası oluşturduğuna ilişkin yorumun belirsiz olması)
♦ (Mahiye Sevin Bayraktar ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, B. No: 2020/2264, 19/3/2024) ("657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak..." ibaresi yoluyla öğretim elemanları hakkında disiplin cezası uygulanması)
♦ (Şükrü Irbık, B. No: 2021/3317, 12/6/2024) (Kullanılan ifadeler sebebiyle Türk Silahlı Kuvvetleri sosyal tesislerine girişin süresiz yasaklanmasına ilişkin mevzuatın belirli ve öngörülebilir olmaması)
♦ (Öykü Oral ve diğerleri, B. No: 2020/19601, 18/7/2024) (Özel kişilere ait alana afiş asılmasına idari yaptırım kararına ilişkin yargılamada kişinin rızası olup olmadığının araştırılmaması/Yargı kararının öngörülebilir olmaması)

  İfade Özgürlüğüne Müdahalenin Zorunlu Toplumsal İhtiyaca Dayanmaması

İfade özgürlüğü, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.

İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir.

İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

İlgili Kararlar

♦ (Metin Yalçın, B. No: 2014/5959, 6/2/2019)
♦ (Deniz Benol ve diğerleri, B. No: 2014/18780, 7/2/2019)
♦ (Ahmet Özdem, B. No: 2016/13541, 28/5/2019)
♦ (Gökçe Ekin Baran, B. No: 2016/13539, 9/1/2020)  
♦ (Deniz Karadeniz ve diğerleri [GK], B. No: 2014/18001, 6/2/2020)
♦ (Yılmaz Zengin, B. No: 2016/5636, 9/6/2021)
♦ (Türkan Albayrak, B. No: 2019/1628, 28/12/2021)
♦ (Nursel Tanrıverdi, B. No: 2020/26374, 4/7/2022)
♦ (Engin Karataş, B. No: 2018/3488, 13/9/2022)
♦ (Ceyhun Tunç, B. No: 2017/20822, 14/9/2021)

♦ (Alirıza İlker Cebeci, B. No: 2018/21405, 3/11/2022)
♦ (İlyas Bulcay, B. No: 2020/24527, 9/2/2023)
♦ (Ozan Güven [GK], B. No: 2021/8967, 27/9/2023)

Şeref ve İtibar Hakkı ile İfade Özgürlüğü Arasındaki Makul Dengenin Sağlanmaması

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin birinci fıkralarının, ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmediğini hem gerçek hem de tüzel kişiler için geçerli olan ifade özgürlüğünün siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına aldığını belirtmiştir. Mahkeme, açıklanan ve yayılan bir düşüncenin, içeriğinden hareketle kişiler ve toplum açısından “değerli-değersiz” veya “yararlı-yararsız” biçiminde ayrıştırılmasının sübjektif unsurlar ihtiva edeceğini, bu değerlendirmelerden hareketle ifade özgürlüğü alanının belirlenmeye çalışılmasının bu özgürlüğün keyfi biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurabileceğini vurgulamıştır. Mahkemeye göre, ifade özgürlüğü, başkaları açısından “değersiz” veya “yararsız” görülen düşüncelerin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü de içermektedir.

Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünü güvence altına aldığını ve bu nedenle de düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olmasının doğal karşılanması gerektiğini, öte yandan siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” olduğunu vurgulamıştır.

Buna karşılık bireyin şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçok ihtimalin yanında, görsel ve işitsel yayınlar yoluyla da olabilir. Bir kişi görsel ve işitsel yayın yoluyla bir kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduğunu ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır.

Bu çerçevede Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir.

Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek bazı kriterler Anayasa Mahkemesi tarafından belirtilmiştir. Buna göre,

  • Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı
  • Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı
  • Haber veya makalenin yayımlanma şartları
  • Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan ifadelerin türü, yayının içeriği, şekli ve sonuçları
  • Habere yönelik kısıtlamaların niteliği ve kapsamı
  • Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği
  • Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışları
  • Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı

gibi kriterler söz konusu dengenin kurulmasında gözönüne alınabilir.

İlgili Kararlar

♦ (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014)
♦ (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015)
♦ (Ali Rıza Üçer (2) [GK], B. No: 2013/8598, 2/7/2015
♦ (Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015)
♦ (Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017)
♦ (Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017)
♦ (Mustafa Nihat Behramoğlu ve Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2015/11961, 11/6/2018)  
♦ (Sinan Baran, B. No: 2015/11494, 11/6/2018)
♦ (Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018)
♦ (Mehmet Doğan Uğurlu ve Murat Alan, B. No: 2016/14942, 18/7/2019)
♦ (Selahaddin Aydoğdu, B. No: 2016/80280, 23/10/2019)
♦ (Mehmet Güngör, B. No: 2016/14951, 11/12/2019)
♦ (İleri Yayımcılık Tanıtım ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2017/30756, 1/7/2020)
♦ (Ramazan Fatih Uğurlu (3), B. No: 2017/22265, 30/9/2020)
♦ (Osman Palçik, B. No: 2018/25073, 15/12/2020)
♦ (Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2018/24677, 28/1/2021)
♦ (Hacı Yakışıklı ve diğerleri, B. No: 2019/13768, 26/5/2021)
♦ (Kenan Gül (2), B. No: 2018/24311, 15/6/2021)
♦ (Ceyhun Tunç, B. No: 2017/20822, 14/9/2021)

♦ (Mehmet Kuzulugil ve Gelenek Basım Yayım ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2018/36201, 15/9/2021)
♦ (Gülbiz Alkan, B. No: 2018/33476, 7/10/2021)  (İşverenin şeref ve itibar hakkı ile işçinin ifade özgürlüğünün dengelenmesi)

♦ (Mustafa Hidayet Vahapoğlu, B. No: 2019/19608, 22/2/2022)
♦ (Kayseri Yeni Haber Radyo Televizyon Gazetecilik Matbaacılık ve Yayıncılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2019/21340, 22/2/2022)
♦ (Haydar Akar, B. No: 2019/2593, 15/3/2022)
♦ (Kadri Eroğul, B. No: 2019/976, 11/5/2022)
♦ (Hüseyin Kocabıyık, B. No: 2020/15593, 22/11/2022)
♦ (Sonay Tezcan ve Kardelen Yoğungan, B. No: 2018/24097, 2/5/2023) (İşverenin şeref ve itibar hakkı ile işçinin ifade özgürlüğünün dengelenmesi)
♦ (Ozan Güven [GK], B. No: 2021/8967, 27/9/2023)
♦ (İclal Mine Kırıkkanat, B. No: 2019/29456, 8/2/2024)
♦ (Mehmet Selim Acet, B. No: 2020/10101, 8/2/2024)
♦ (Serap Aslan Acet, B. No: 2020/38733, 2/5/2024) (İşverenin şeref ve itibar hakkı ile işçinin ifade özgürlüğünün dengelenmesi)
♦ (Hüseyin Koç, B. No: 2021/52333, 21/5/2024)
♦ (İbrahim Karaosmanoğlu [GK], B. No: 2020/20078, 4/7/2024)

Yayımlanan Basılı Eser veya Süreli Yayın Nedeniyle Cezaya Çarptırılma

Basın özgürlüğünü kapsayan ifade özgürlüğü, gazete, dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar. İfade özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen "demokratik toplum düzeninin gerekleri" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini de açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez.

Buna karşın Anayasa'nın 26., 27. ve 28. maddeleri tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğü garanti etmemektedir. İfade özgürlüğü Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ve genel ahlakın korunmasına ilişkin olarak da 28. maddenin beşinci fıkrasında yer alan ve tam olarak uyulması gereken bazı istisnalara tabidir. Söz konusu istisnaların her somut olayda ikna edici bir şekilde tespit edilmesi gerekir.

Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrası kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapar. Diğer basın aracı yöneticileri ve basın mensupları gibi yayınevlerinin sorumlu kişileri de ifade özgürlüğünü kullanmaları sırasında uymaları gereken bazı "görev ve sorumluluklara" sahiptir. Söz konusu sorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına ve ifade özgürlüğünü kullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi, bir cezanın "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını incelerken meseleyi bu şekilde değerlendirir.

İlgili Kararlar

♦ (Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014)
♦ (Ali Gürbüz ve Hasan Bayar, B. No: 2013/568, 24/6/2015)
♦ (İrfan Sancı, B. No: 2014/20168, 26/10/2017)
♦ (İrfan Sancı (2), B. No: 2018/5652, 30/3/2022

Ceza İnfaz Kurumlarında İfade Özgürlüğüne İlişkin Müdahaleler

Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumlarında yayınlara erişim ve yayınların ceza infaz kurumlarına kabulüne ilişkin içtihadı belirlemiş; tutuklu ve hükümlülerin yararlanabileceği yayınlara ilişkin esasların da altını çizmiştir. Buna göre derece mahkemelerinin ve kamu gücünü kullanan diğer organların ceza infaz kurumlarındaki mahpusların ifade özgürlüğünü kısıtlayan kararlarındaki gerekçelerinin ilgili ve yeterli sayılabilmesi için kararlarda bulunması gereken ve benzer başvuruların koşullarına göre değişebilecek unsurlar şu şekilde sıralanabilir:

i. Başvurucunun hangi suçtan dolayı hangi tür ceza infaz kurumunda bulunduğu ve başvurucunun bulunduğu ceza infaz kurumunun ve işlediği suçun söz konusu tedbirin alınmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

ii. Bir yayının tümünün veya bir kısmının mahkûma verilmemesi şeklindeki kısıtlamanın mahkûmun ıslahı ile bağlantısı var ise yayının içeriği ile mahkûmun ıslahı arasındaki ilişkinin tam olarak gösterilmesi gerekir.

iii. Her mahpusun toplumsal geçmişi ve suç sicili, entelektüel kapasitesi ve kabiliyeti, şahsi tabiatı, hapis cezasının süresi ve tahliye edildikten sonrası için beklentileri dikkate alınmalıdır.

iv. Bu bağlamda söz konusu yayınların terör suçlarından mahpus olan kişilerin iddia edilen mağduriyetlerin sorumlusu olarak gördükleri kişilere veya devlete karşı daha fazla şiddete yönelmelerine sebebiyet verip vermediği değerlendirilmelidir.

v. Mahpusa verilmeyen süreli veya süresiz yayının cinsi, içeriği, yayımlayanı ve sorunlu görülen kısımların hangileri olduğu belirtilmeli ve mahpusa verilmesi sakıncalı bulunan kısımların detaylı analizi yapılmalıdır.

vi. Böyle bir analizin yapılabilmesi için eğer söz konusu yayının terör örgütleriyle veya terör faaliyetlerinin meşru gösterilmesiyle bir ilişkisi varsa mahpusun ifade özgürlüğü ile demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında denge kurulmalıdır.

vii. Zikredilen dengelemenin yapılabilmesi için;

- Bütünüyle ele alındığında müdahaleye konu yayının özel bir kişiyi, kamu görevlilerini, halkın belirli bir kesimini veya devleti hedef gösterip göstermediğinin, onlara karşı şiddete teşvik edip etmediğinin,

- Bireylerin fiziksel şiddet tehlikesine maruz bırakılıp bırakılmadığının, bireylere karşı nefreti alevlendirip alevlendirmediğinin,

- Yayında iletilen mesajda şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğunun ileri sürülüp sürülmediğinin,

- Şiddetin yüceltilip yüceltilmediğinin, kişileri nefrete, intikam almaya, silahlı direnişe tahrik edip etmediğinin,

- Suçlamalara yer vererek veya nefret uyandırarak ülkenin bir kısmında veya tamamında daha fazla şiddete sebebiyet verip vermeyeceğinin,

- Söz konusu yayında yer alan ifadelerin ceza infaz kurumunun güvenliğini, disiplinini ve düzenini tehlikeye düşürüp düşürmediğinin,

- Terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olup olmadığının,

-Kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaret oluşturan ifadeleri içerip içermediğinin,

- Yayın tarihinde veya mahpusa verilmesinin istendiği sırada ülkenin bir kısmında veya tamamında çatışmaların yoğunluk derecesi ile ceza infaz kurumu ve ülkedeki tansiyonun yükseklik derecesinin yayının mahpusa verilmesine etki edip etmediğinin,

- Karara konu sınırlayıcı tedbirin demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olup olmadığının ve tedbirin başvurulabilecek en son çare niteliğinde bulunup bulunmadığının,

- Son olarak sınırlamanın güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmek için ifade özgürlüğüne en az müdahale eden ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının yayının içeriğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

viii. Derece mahkemelerinin ve kamu gücünü kullanan diğer organların söz konusu değerlendirmeleri yaparken olayın koşullarına göre uzman kişilerin görüşlerinden faydalanmaları; gerekirse konusunda uzman sosyal bilimciler, araştırmacılar ve akademisyenlerden rapor ve görüş almaları her zaman mümkündür. Böylece süreli veya süresiz bir yayının bir mahpusa verilmemesi şeklindeki müdahalenin kanunlar ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında ortaya konan kriterlere uygunluğunun denetimi daha etkili yapılabilecektir.

Ceza infaz kurumu idarelerinin ve derece mahkemelerinin söz konusu yayınların başvuruculara teslim edilmemesine ilişkin kararlarının bir kısmında, Anayasa Mahkemesinin belirlediği kriterleri karşılamayan değerlendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir. Söz konusu kararlarda ilgili yayınlarda sakıncalı bulunan kısımların belirtilmediği, bu kısımların somut bağlantılarla değerlendirilmesi yerine soyut ifadelerle yetinildiği gözlemlenmiştir.

Bazı kararlarda ise ceza infaz kurumu idarelerinin ve derece mahkemelerinin süreli yayında sakıncalı görülen kısımların hangi sayfalarda yer aldığını belirttiği ancak sakıncalı kısımlar yönünden Anayasa Mahkemesi içtihadında kabul edilen ilkelere uygun bir gerekçeye yer vermediği görülmüştür. Ayrıca bu kararların tamamında sakıncalı kabul edilen ifadelerin yer aldığı bölümlerin çıkarılarak geri kalan kısmın başvuruculara teslim edilmesinin mümkün olup olmadığının da tartışılmadığı tespit edilmiştir.

Başvurulara konu idari ve derece mahkemeleri kararlarına bir bütün olarak bakıldığında yayınların verilmemesinde başvurucuların kişisel durumlarının değil terör mahkûmu olmaları ve yüksek güvenlikli infaz kurumlarında tutulmaları gibi kategorik nedenlerin etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, aynı yayının ülke çapında bulunan tüm ceza infaz kurumlarında aynı statüde bulunan tutuklu ve hükümlülere verilip verilmemesine ilişkin değerlendirmelerin son derece değişken olduğu gözlemlenmiştir.

Süreli yayınların ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülere teslim edilip edilmemesinde keyfiliği engelleyecek, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı uygulamanın yapılmasını sağlayacak, açık, yol gösterici ve istikrarlı idari uygulamaları garanti edecek bir mekanizmanın bulunmadığı kanaatine ulaşmıştır. Sonuç olarak, süreli yayınların ceza infaz kurumlarına kabulüne ilişkin uygulamada Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılayan yeknesak değerlendirmeler yapılamadığı görülmektedir.

Ceza infaz kurumlarına süreli-süresiz yayınların teslimi ve gönderimi dışında bu kurumlarda dilekçeler vb. araçlarla kullanılan ifadelerin sınırlanmasına ilişkin olarak da Anayasa Mahkemesinin kararları mevcuttur (bkz. Abdulhamit Babat (3), B. No: 2015/3370, 9/1/2020)Hüseyin Sürensoy, B. No: 2013/749, 6/10/2015). Bu kararlarda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebileceği, ancak bu yöndeki müdahalelerin hukuki güvenlik ve belirlilik kriterlerini taşıyan bir kanuna dayanması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerektiği de vurgulanmıştır. Bu çerçevede örnek olarak ifade özgürlüğüne müdahalenin kurum güvenliğini tehlikeye soktuğu ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklanmalıdır.

İlgili Kararlar

♦ (Ali Karatay, B. No: 2012/990, 10/12/2014)
♦ (Bejdar Ro Amed, B. No: 2013/7363, 16/4/2015)
♦ (Hüseyin Sürensoy, B. No: 2013/749, 6/10/2015)
♦ (Çetin Arkaş, B. No: 2013/6124, 5/11/2015)
♦ (Bilal Demirdağ, B. No: 2014/4892, 5/11/2015)
♦ (Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017)
♦ (Ozan Alpkaya, B. No: 2015/15980, 22/3/2018)
♦ (Eşref Arslan, B. No: 2014/14655, 18/7/2018)
♦ (Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019)
♦ (Abdulhamit Babat (3), B. No: 2015/3370, 9/1/2020)
♦ (Ahmet Sil ve Taner Yay, B. No: 2017/35227, 30/9/2020)
♦ (Erdoğan Kardeşler, B. No: 2018/15777, 7/4/2021)
♦ (Yavuz Şen ve diğerleri, B. No: 2017/20009, 12/1/2022)
♦ (Nasrullah Kuran (5), B. No: 2018/6319, 23/2/2022)
♦ (Cem Göçer ve diğerleri, B. No: 2015/16699, 2/3/2022)
♦ (Mürsel Yıldız, B. No: 2020/22149, 15/6/2022)
♦ (Mehmet Günhan Baysan, B. No: 2018/31084, 26/7/2022)
♦ (Fevzi Kayacan (4), B. No: 2018/350, 27/7/2022)
♦ (Mesut Tekkoyun, B. No: 2018/24635, 22/9/2022)
♦ (Ümit Çobanoğlu, B. No: 2018/5104, 18/10/2022)
♦ (Barış İnan (4), B. No: 2019/24782, 11/1/2023)
♦ (Ahmet Bozat ve Ali Rıza Adem, B. No: 2018/31549, 1/2/2023)
♦ (Burak Büyükkaya, B. No: 2019/26802, 1/2/2023)
♦ (Oğuz Taşkın, B. No: 2018/20944, 8/2/2023)
♦ (Serkan Kılıç, B. No: 2018/18166, 2/3/2023)
♦ (Hasan Ataç, B. No: 2020/1413, 21/11/2023)
♦ (Serdar Güzelçay ve diğerleri [GK], B. No: 2022/66987, 21/12/2023)

İfadelerin Bağlamından Kopartılarak Bütün Olarak Değerlendirilmemesi

İfade özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda, ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir. Bu çerçevede, söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade edildiği bağlamdan koparıldığında “milli güvenlik” için bir tehlike oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başına haklı çıkartmamaktadır.

Dolayısıyla müdahaleye konu ifade ve düşüncelerin içeriğine ve hangi bağlamda dile getirildiğine dikkat edilmesi, müdahalenin “arzulanan hedeflere uygun” olup olmadığının ve ulusal makamlar tarafından öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İfade ve basın özgürlüklerine yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için başvurucunun ifade ve basın özgürlükleri ile başvurucunun cezalandırılmasındaki kamu yararı arasında adil bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında başvurucunun kimliği, kullandığı ifadeler, bu ifadelerin bağlamı, yazılma zamanı, amacı, muhtemel etkileri ve haberdeki diğer ifadelerin tamamı bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bunun için başvurucular tarafından söylenen sözlerin bağlamından kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir.

İlgili Kararlar

♦ (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014)
♦ (Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014)
♦ (Ali Gürbüz ve Hasan Bayar, B. No: 2013/568, 24/6/2015)
♦ (Haci Boğatekin (6), B. No: 2020/3630, 19/10/2022)

Basın Özgürlüğünün Korunması

İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır.

Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu pek çok kez ifade etmiştir.

Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir. Basın özgürlüğünün halkın ilgilendiği konularla ilgili olarak kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır. Bu tür bilgi ve fikirlerin tanıtımına ek olarak halkın bu bilgi ve fikirleri alma hakkı vardır.

Basının bir demokraside bilgi ve fikir iletme yükümlülüğü olan kamusal gözetleyici fonksiyonuyla birlikte değerlendirildiğinde, basın mensuplarının politikacılara veya hükümet politikalarına yönelttiği eleştiriler sırasında söylediği sözlerden dolayı cezai yaptırıma tabi tutulmasının ölçülü olduğundan söz edilebilmesi için, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekçelerinin inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli olmaları gerekir.

İlgili Kararlar

♦ (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015) 
♦ (Ali Gürbüz, B. No: 2013/724, 25/6/2015)  
♦ (Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017)
♦ (Erdal İmrek, B. No: 2015/4206, 17/7/2019)
♦ (Beyza Kural Yılancı, B. No: 2016/78497, 12/1/2021)
♦ (Hüseyin Gökhan Biçici, B. No: 2016/10643, 8/6/2021)

Kişilik Haklarının İhlali Gerekçesiyle İnternet Sayfasına Erişimin Engellenmesi

Anayasa Mahkemesi internetin modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip bulunduğunu belirtmiştir. AYM’ye göre internet ortamında düşüncelerin açıklanması ve yayılması basılı yayınlara oranla daha kolay, ucuz, hızlı ve yaygındır. Ulaşılabilirliği, haber ve fikirlerin saklanma süresi ve kapasitesi ile hacimce büyük haber ve fikirleri iletme imkânı gözetildiğinde internet, halkın haber almasının ve bilgilerin iletilmesinin gelişiminde önemli bir role sahiptir. İnternet, herhangi bir sınırlama gözetmeksizin herkesin haber ve fikirlere ulaşması ile fikirlerini yayması noktasında çok önemli bir imkân sağlamaktadır. Mahkeme internetin Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün güvencesi altında olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme’ye göre “başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere internet özgürlüğü ile bağlantılı diğer hak ve özgürlüklerin demokratik bir toplumdaki yaşamsal önemi nazara alındığında internet konusunda kamu gücünü kullanan makamların ve mahkemelerin çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.

İnternet yolu ile kişilik haklarına müdahale edildiği durumlarda kişilik haklarının korunmasının yollarından biri 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 9. Maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu kanun hükmüne dayalı olarak ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler AYM tarafından kanunilik ve demokratik toplum düzeninin gerekleri ölçütleri bakımından incelenmiştir. Bu incelemenin gereği olarak birçok kararında AYM, internete erişim engellerinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesini ve nihayet müdahaleden elde edilecek kamusal menfaat ile başvuruculara yüklenen külfet arasında adil bir dengenin varlığını aramıştır.

Söz konusu 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi internet ortamında yapılan yayın içerikleri nedeniyle kişilik haklarının korunmasına yönelik bir düzenleme getirmektedir. Kanun hükmünün 6/2/2014 tarihinde 6518 sayılı Kanun'un 93. maddesi ile değişik şeklinde kenar başlığı "İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" olarak belirlenmiştir. Bu hükümle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin içerik sağlayıcıları veya yer sağlayıcılarına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebilmelerinin yanında doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak da erişimin engellenmesini talep etme imkânı getirilmiştir. Böylelikle kanun koyucu kişilik haklarının korunmasına yönelik olarak genel dava veya savcılığa şikâyet usulünün yanında özel ve hızlı bir tedbir öngörmüştür. AYM’ye göre bu tedbir, “hukuk sistemindeki mevcut yargılama usullerinden bağımsız oluşturulmuş, kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına yönelik uyuşmazlığın esasına ilişkin bir yargılama yapmayı gerektiren ve kendine özgü nitelikleri bulunan bir yoldur.” Bu yasal başvuru yolu bu yönüyle şeklî yönden kesin hüküm teşkil eden, ceza muhakemesindeki koruma tedbirleri gibi özerk bir müessesedir.

AYM, daha önce birçok kararında bu yasal yolun başlıca özelliklerini ortaya koymuştur. Buna göre, sulh ceza hâkimleri kişilik haklarının ihlal edildiğine yönelik başvuruları yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlamaktadır. Böylelikle aleyhine erişim engeli kararı verilebilecek internet sitesi sorumluları ve ilgilileri yapılan başvurudan haberdar olmadan süreç tamamlanmaktadır. Ayrıca erişimin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı hususu belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale nedeniyle soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna göre yargı mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akıbeti hakkında bir karar verebilirken, bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir internet kullanıcılarını engellenen içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoymaktadır. Sonuç olarak bu çekişmesiz yargı yolunda “karardan etkilenecek basın organının temsilcileri ile sorumlu kişiler silahların eşitliği ilkesinden faydalanamamakta; talepte bulunanın iddialarına karşı delil sunmak da dâhil olmak üzere savunmalarını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olamamaktadır.”

AYM, hüküm fıkrasında TBMM’ye çağrıda da bulunduğu konuya ilişkin pilot kararında (Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021) karardan etkilenecek olan yayın organının ilgililerine yargılama usulüne ilişkin güvencelerin kullandırılamaması nedeniyle bu başvuru yolunun, çatışan haklar arasında (genel olarak ifade özgürlüğü ve şeref ve itibar hakkı arasında) dengeleme yapılmasını güçleştirdiğini ifade etmiştir. Dolayısıyla AYM’ye göre bu tedbire internet yayınının kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta (prima facie) anlaşıldığı durumlarda (sözgelimi bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video görüntülerinin yayımlanması gibi) başvurulmalıdır. 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinde öngörülen tedbirin basın mensuplarının haber verme ve eleştiri haklarının özüne dokunmayacak ve hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılması; şikâyet konusu internet yayını nedeniyle müştekinin şeref ve itibarına hukuka aykırı olarak yapıldığına karar verilen müdahalenin süratle bertaraf edilmesi yönündeki zorunlu ihtiyacın ortaya konulması gerekmektedir.

İlgili Kararlar

♦ (Ali Kıdık, B. No: 2014/5552, 26/10/2017)
♦ (Kemal Gözler, B. No: 2014/5232, 19/4/2018)
♦ (Miyase İlknur ve diğerleri, B. No: 2015/15242, 18/7/2018)
♦ (Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., B. No: 2015/6313, 13/9/2018)
♦ (Ips İletişim Vakfı, B. No: 2015/14758, 30/10/2018)
♦ (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), B. No: 2015/11131, 4/7/2019)
♦ (Kemalettin Bulamacı, B. No: 2016/14830, 4/7/2019)
♦ (Aykut Küçükkaya, B. No: 2014/15916, 9/1/2020)
♦ (Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021)

Tutuklanmanın Kuvvetli Suç Şüphesine Dayanmaması ve Ölçülü Olmaması Nedeniyle İfade Özgürlüğü ve Basın Hürriyetinin İhlali

İfade özgürlüğünün özel bir görünümü olan basın özgürlüğü sadece basının haber verme ve yayma hakkını koruyan bir özgürlük değildir. Basın özgürlüğü demokratik çoğulculuğun sağlanabilmesi açısından halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğüyle de doğrudan ilgilidir. Özellikle halkın kamuyu ilgilendiren tartışmalar kapsamındaki haber ve fikirlere ulaşmasına imkân tanınarak bu tür tartışmalara katılımının sağlanması demokratik çoğulculuk için vazgeçilmez niteliktedir. Bu bağlamda basının -gazetecilik etiği çerçevesinde- kamunun “gözetleyicisi” olarak haber ve kanaatleri yayabilmesi demokratik bir devlette şeffaflık ve hesap verilebilirliğinin sağlanmasına da katkıda bulunur.

Bununla birlikte ifade ve basın özgürlükleri mutlak olmayıp sınırlandırılabilir. Nitekim Anayasa’nın ifade özgürlüğüne ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Basın özgürlüğünün sınırlanmasında ise kural olarak 28. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümleri uygulanacaktır. Bundan başka basın özgürlüğünün sınırlanmasında Anayasa’nın 28. maddesinin beşinci, yedinci ve dokuzuncu fıkralarında bazı özel sınırlama sebeplerine yer verilmiştir.

Bu kapsamda Anayasa’nın 26. Maddesinin ikinci fıkrası ile 28. Maddesinin beşinci fıkrasına göre ifade ve basın özgürlükleri “millî güvenlik”, “suçların önlenmesi”, “suçluların cezalandırılması”, “devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması” ve “devlete ait gizli bilgilerin açıklanmasının önlenmesi” amaçlarıyla sınırlanabilir. Bu amaçlar doğrultusunda millî güvenliği ilgilendiren devlete ait gizli bilgilerin basın yoluyla açıklanmasının suç olarak düzenlenmesi ve cezalandırılması mümkündür. Bu kapsamda yapılacak soruşturma ve kovuşturmalar sırasında bu tür eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen basın mensupları hakkında tutuklama tedbiri uygulanmasının önünde anayasal bir engel de bulunmamaktadır.

Ancak belirtilen amaçlarla ifade ve basın özgürlüklerine getirilecek sınırlamaların Anayasa’nın 13. Maddesinde düzenlenen genel sınırlama ölçütlerinden “demokratik toplum düzeninde gerekli olma” ve “ölçülülük” ilkeleriyle uyumlu olması gerekir. Demokratik toplumda gerekli olma ilkesi çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır. Ölçülülük ilkesi ise sınırlanma amaçları ile bu amaca ulaşmak için kullanılan araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu nedenle ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen aracın “elverişli”, “gerekli” ve “orantılı” olup olmadığı değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, ifade ve basın özgürlüklerine yönelik yargısal veya idari bir müdahalenin, “gerekli” olup olmadığını “zorlayıcı toplumsal bir ihtiyacı” karşılayıp karşılamadığı yönünden değerlendirmektedir.

İlgili Kararlar

♦ (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016)
♦ (Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018)
♦ (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018)
♦ (Ahmet Kadri Gürsel [GK], B. No: 2016/50978, 2/5/2019)
♦ (Murat Aksoy [GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019)
♦ (Ali Bulaç [GK], B. No: 2017/6592, 3/5/2019)
♦ (İlker Deniz Yücel, B. No: 2017/16589, 28/5/2019)

Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâllerde İnternet Sayfasına Erişimin Engellenmesi

4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesi kapsamındaki erişimin engellenmesi yolu; ancak gecikmesinde sakınca bulunan, dolayısıyla ivedilikle müdahale etmeyi gerektirecek hâllerde işletilmesi gereken istisnai bir yoldur. Dolayısıyla başvuruya konu internet yayınına erişimin engellenmesi tedbirinin alınmasının haklılığı, ancak bir görüşte haklılık veya ilk bakışta (prima facie) haklılık olarak nitelendirilebilir. Yetkili makamlardan bu yolun gecikmesinde sakınca bulunan hâllere özgü olarak kullanılması gereken istisnai bir yol olduğu bilinciyle hareket ederek hassasiyetle karar vermeleri beklenir.

Şiddeti öven, kişileri terör örgütünün yöntemlerini benimsemeye, şiddet kullanmaya, nefrete, intikam almaya veya silahlı direnişe tahrik ve teşvik eden yayınlar gibi internet ortamında demokratik toplum düzenini tehlikeye atan yayınların daha ileri bir inceleme yapılmaya gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği hâllerde 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul işletilebilir. Böyle durumlarda ilk bakışta ihlal doktrini internet ortamında yapılan yayınlara karşı kamusal menfaatlerin hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge sağlayacaktır.

Benzer şikâyetlerde derece mahkemelerinin ve kamu gücünü kullanan diğer organların gerekçelerinin ilgili ve yeterli sayılabilmesi için kararlarda bulunması gereken ve benzer başvuruların koşullarına göre değişebilecek unsurlar şu şekilde sıralanabilir:

i. İnternet içeriğine erişimin engellenmesi kararı verilebilmesi için gecikmesinde sakınca bulunan bir durumun varlığı idari ve/veya yargısal makamlar tarafından ortaya konulmalıdır.

ii. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerin yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması sebeplerinden bir veya birkaçına bağlı olarak ortaya çıkabileceği dikkate alındığında yayının içeriği ile bu sebepler arasındaki ilişkinin tam olarak gösterilmesi gerekir.

iii. Böyle bir analizin yapılabilmesi için eğer söz konusu yayının terör örgütleriyle veya terör faaliyetlerinin meşru gösterilmesiyle bir ilişkisi varsa ifade özgürlüğü ile demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında denge kurulmalıdır.

iv. Zikredilen dengelemenin yapılabilmesi için;

- Bütünüyle ele alındığında müdahaleye konu yayının özel bir kişiyi, kamu görevlilerini, halkın belirli bir kesimini veya devleti hedef gösterip göstermediğinin, onlara karşı şiddete teşvik edip etmediğinin,

- Bireylerin fiziksel şiddet tehlikesine maruz bırakılıp bırakılmadığının, bireylere karşı nefreti alevlendirip alevlendirmediğinin,

- Yayında iletilen mesajda şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğunun ileri sürülüp sürülmediğinin,

- Şiddetin yüceltilip yüceltilmediğinin, kişileri nefrete, intikam almaya, silahlı direnişe tahrik edip etmediğinin,

- Suçlamalara yer vererek veya nefret uyandırarak ülkenin bir kısmında veya tamamında daha fazla şiddete sebebiyet verip vermeyeceğinin,

- Kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaret oluşturan ifadeleri içerip içermediğinin,

- Yayın tarihinde ülkenin bir kısmında veya tamamında çatışmaların yoğunluk derecesi ile ülkedeki tansiyonun yükseklik derecesinin yayına erişimin engellenmesi kararına etki edip etmediğinin,

- Karara konu sınırlayıcı tedbirin demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olup olmadığının ve tedbirin başvurulabilecek en son çare niteliğinde bulunup bulunmadığının,

- Son olarak sınırlamanın güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmek için ifade özgürlüğüne en az müdahale eden ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının yayının içeriğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Bir terör örgütünün şiddet eylemlerini öven, destekleyen ve haklılaştıran açıklamaların silahlı direnişe tahrik, şiddeti yüceltme veya kin ve düşmanlığın kışkırtılması olarak kabul edilmesi mümkündür. Bununla birlikte yalnızca bir terör örgütünün fikirlerini ve hedeflerini içerdiği, resmî politikaları ağır bir şekilde eleştirdiği veya terör örgütünün resmî politikalarla olan ihtilaflarını değerlendirdiği gerekçesiyle internet içeriğine erişimin engellenmesi -yukarıda bir kısmı gösterilen sebeplerden bir veya daha fazlası da bulunmadığı takdirde- müdahaleyi haklı göstermez.

İlgili Kararlar

♦ Birgün İletişim ve Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2015/18936, 22/5/2019
♦ (Baran Tursun Uluslararası, Dünya Ölçeğinde Silahsızlanma, Yaşam Hakkı, Özgürlük, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Vakfı (Baransav) ve Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş., B. No: 2015/18581, 26/9/2019)
♦ (Cahit Yiğit, B. No: 2016/2736, 27/11/2019)
♦ (Wikimedia Foundation Inc. ve diğerleri [GK], B. No: 2017/22355, 26/12/2019)
♦ (Ali Ergin Demirhan, B. No: 2015/16368, 11/3/2020)
♦ (Ali Ergin Demirhan (2), B. No: 2017/35947, 9/9/2020)  
♦ (Artı Media Gmbh [GK], B. No: 2019/40078, 14/9/2023)

Bilgi Edinme Hakkı ile İfade Özgürlüğü İlişkisi

İfade özgürlüğünün ön koşulu olan haber, düşünce ve bilgilerin serbestçe araştırılması, elde edilmesi ve öğrenilmesinin haber ve bilgi kaynaklarının erişilebilir olmasına bağlı olduğu unutulmamalıdır. Bireyler çeşitli yollarla elde ettikleri bilgiler sayesinde düşüncelerini oluşturma sürecine girer. Devlet, kamu düzeni içinde sahip olduğu konumu ve bireylerle arasında kurduğu ilişkideki üstünlüğü nedeniyle ilk elden, ham ve çarpıtılmamış bilginin elde edilebileceği temel bir kaynak konumunda olduğundan objektif bilgiye erişimin çoğu zaman resmî makamların elinde bulunan bilgi ve belgelerin ulaşılabilir olması ile mümkün olabileceği açıktır. Bu anlamda bilgi edinme hakkı, ifade özgürlüğünün gerçekleşmesine hizmet eder.

Anayasa'nın 26. maddesinin kişilere resmî makamlarca tutulan bilgiye ulaşma şeklinde genel bir hak tanıdığı, devlete de elindeki veri ve belgelerle ilgili bilgi verme ve/veya talep edilen bilgiyi toplama yükümlülüğü yüklediği şeklinde bir sonuç da çıkmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi iki durumda bilgi edinme talebinin reddedilmesinin ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleye yol açabileceğini kabul eden AİHM içtihadını gözönünde bulundurmamak için bir neden görmemektedir. Bunlardan ilki, kesin nitelikteki bir yargı kararıyla devlete bilgi verme yükümlülüğü yüklenmesi durumudur. İkincisi ise resmî makamlarca tutulan verilere erişimin düşüncenin açıklanması özgürlüğünün kullanılmasında araçsal bir işlev üstlenmesi durumudur.

Anayasa'nın 26. maddesi bağlamında devlete bilgi verme ödevi yükleyen ilk durumla ilgili bir tereddüt bulunmamakla beraber ikinci durumun açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç vardır. Somut olayın koşulları esas alınarak yapılacak değerlendirmede şu kriterler sağlandığı takdirde bilgi edinme hakkının ifade özgürlüğünün kullanılmasının bir aracı olduğu sonucuna ulaşılacaktır:

i. Bilgi Edinme Talebinin Amacı: Kamu kurumları tarafından tutulan bilgiye erişim düşüncenin açıklanması amacının bir ön koşulu olmalıdır. Bu bağlamda talep edilen bilginin gazetecilik faaliyetlerinde veya kamusal tartışma platformu oluşturan diğer faaliyetlerin hazırlık aşaması olan düşüncenin oluşumu sürecinde faydalanılmak üzere ulaşılması gerekli bir araç olduğunun ortaya konulması gerekir.

ii. Talep Edilen Bilginin Niteliği: Talep edilen bilginin niteliği kamu yararı testini geçiyor olmalıdır. Bu bağlamda resmî makamlarca tutulan ve kişinin kendisi hakkında olan bilgiye erişim talepleri ile kişinin kendisi hakkında olmamakla birlikte kamu yararı amacı da taşımayan bilgiye erişim talepleri başvuruculara Anayasa'nın 26. maddesi kapsamında bir hak tanımaz. Ancak kamu yararını ilgilendiren, kamuya menfaat sağlayacak meselelere ilişkin bilgi taleplerinde bilgi edinme hakkının ifade özgürlüğünün gerçekleştirilmesinde başvurulan bir araç işlevi gördüğü kabul edilebilir.

iii. Bilgi Edinme Talebinde Bulunan Kişinin Kimliği: Bilgi edinme talebinde bulunan kişinin kamuoyunun bilgilendirilmesi konusundaki rolü özel bir önem taşımalıdır. Kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ile bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan biri olması ve kamu gücünü kullanan organların yetkilerini hukuka uygun kullanıp kullanmadıklarının kamuoyunca denetiminde gördüğü işlev dikkate alındığında basın için haber hazırlama aşamasında resmî makamların elinde bulunan bilgi ve belgelere erişim, basının görevini yerine getirebilmesinde hayati önemdedir. Dahası demokratik katılımın ön planda olduğu çoğulcu demokrasilerde, tüm toplumu veya toplumun belli kesimlerini ilgilendiren konularda harekete geçerek kamu bilincinin oluşması ve kamusal tartışma alanlarının yaratılması yalnızca medya kuruluşlarına ve profesyonel gazetecilere özgülenmiş bir fonksiyon da değildir. Bilim insanları, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları gibi çevreler de kamusal meselelerin tartışılmasında önemli katkılarda bulunabilmektedir. Üstlendikleri bu görev nedeniyle resmî makamların elinde bulunan bilgi ve belgeler, söz konusu çevreler için de düşüncenin oluşumunda ve üretiminde başvurulabilecek esaslı kaynak niteliğindedir. Bu gibi durumlarda ifade özgürlüğünün etkin olarak kullanılabilmesinde bilgi edinme hakkının işlevselliği yadsınamaz.

iv. Talep Edilen Bilginin Mevcudiyeti: Anayasa'nın 26. maddesi resmî makamlara bilgi ve veri toplama yükümlülüğü yüklememektedir. Bu nedenle ancak hazır ve kullanılabilir olan bilgiye erişim taleplerinin reddedilmesi ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturabilir. Nitekim 4982 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrası ile 27/4/2004 tarihli Yönetmelik'in 6. maddesi resmî makamları, belirli istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanması için tasnif etmek ve sunmak üzere gerekli idari ve teknik tedbirleri almakla yükümlü kılmıştır.

İlgili Kararlar

♦ (Yaman Akdeniz (2) [GK], B. No: 2016/6815, 15/2/2023)

İnternet Sitesine Yönelik Erişimin Bütünüyle Engellenmesi

Ulaşılabilirliği, haber ve fikirlerin saklanma süresi ve kapasitesi ile hacimce büyük haber ve fikirleri iletme imkânı gözetildiğinde internet, halkın haber almasının ve bilgilerin iletilmesinin gelişiminde önemli bir role sahiptir. İnternet, herhangi bir sınırlama gözetmeksizin herkesin haber ve fikirlere ulaşması ile fikirlerini yayması noktasında çok önemli bir imkân sağlamaktadır. Bu durum ifade özgürlüğü açısından da çok geniş bir alan yaratmaktadır.

İnternet modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı sosyal medya zemini kişilerin bilgi ve düşüncelerini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle düşünceyi açıklamanın günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerinden biri haline gelen internet ve sosyal medya araçları konusunda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.

Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. Bu bağlamda düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin koruma altına aldığı düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti Anayasa’nın 13. maddesindeki koşullara uygun olarak, bu maddelerde belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Aşağıda linkleri verilen kararlarda Anayasa Mahkemesi, kararın verildiği dönemde geçerli olan kanuni düzenlemeler ve belirtilen ilkeler uyarınca Twitter ve Youtube internet sitelerine yönelik mahkeme kararlarının belli URL adreslerine yönelik olmasına rağmen ilgili sitelere erişimin tamamen engellendiğini yahut tedbir konusu içerikle ilgisi olmayan ve sayısal olarak kıyaslanamayacak ölçüde çok URL adresindeki yayına erişimi engellemeye yönelik genel bir yasağın uygulandığını tespit etmiştir. Bu tespitler ışığında söz konusu müdahalelerin yeterince açık ve belirgin bir kanuni dayanağa sahip olmadığı ve bu yönüyle başvurucular açısından öngörülebilir nitelikte bulunmadığına hükmedilerek ihlal kararları verilmiştir.

İlgili Kararlar

♦ (Yaman Akdeniz ve diğerleri, B. No: 2014/3986, 2/4/2014)
♦ (Youtube Llc Corporation Service Company ve diğerleri [GK], B. No: 2014/4705, 29/5/2014)

İfade Özgürlüğü ile Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlali

Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlar.

Şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının bulunması ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması tek başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir.

Doğrudan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi ile ilgili olan bu tür bir muhakemenin yokluğu, müdahalenin dayanağı kuralın yargılama hukukunun usule ilişkin güvencelerini sağlayamaması anlamına geleceğinden maddi hakkın ihlaline yol açacaktır. Öte yandan mahkemenin yokluğu aynı zamanda kamusal makamların başvurucunun müdahale edilen hakkına hukuki çare arayabileceği etkili bir başvuru yolu sunmadığı anlamına gelecektir.

İfade özgürlüğü özelinde Anayasa Mahkemesi, örnek olarak, internete erişimin engellenmesi kararlarına karşı itiraz yoluna başvurma imkânının 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alması tek başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerektiğini vurgulamıştır. Benzer başvurularda, başvurucuların erişimin engellenmesi kararlarına karşı olağan başvuru yolu olarak belirlenen itiraz makamlarına başvuruda bulunabilmiş olsalar da itiraz makamlarının (sulh ceza mahkemeleri) başvurucuların iddialarını ve delillerini dikkate almadığı, çatışan menfaatleri dengeleyemediği değerlendirilmiş, buna istinaden ifade özgürlüğü ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

İlgili Kararlar

♦ (Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021)
♦ (Hasan Mama ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, B. No: 2018/24209, 21/12/2022)
♦ (Hüseyin Özkan ve diğerleri, B. No: 2018/12539, 8/2/2023)
♦ (Fidan Tuncer ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, B. No: 2018/21167, 12/4/2023)

Yeni Kurulacak veya Yeniden Yayına Başlayacak Radyolara Frekans Tayin Edilmesi

İfade ve basın özgürlükleri birçok bakımdan demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir. İfade ve basın özgürlüklerinin bu önemi gözönüne alındığında devletin anılan özgürlüklere en yüksek güvenceyi sağlaması gerekir. Nitekim bunun bir ifadesi olarak Anayasa'nın 28. maddesinin üçüncü fıkrasında devlete, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alma yükümlülüğü yüklenmiştir. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "yayımların izin sistemine bağlanması" ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler" ibareleri, -başta işin teknik boyutu olmak üzere- devletin egemenlik alanındaki basın ve yayıncılığı organize etmesine ve izin sistemi ile denetlemesine cevaz vermekle birlikte devlete bu alanda düzeni sağlayarak ifade ve basın özgürlüklerinin kullanılmasını zorlaştıran veya imkânsız hâle getiren mâniaları bertaraf etme yükümlülüğü de getirmektedir.

Bu bağlamda Anayasa’nın 133. maddesinde 1993 yılında yapılan "Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir." biçimindeki değişikliğe ilişkin gerekçede devletin radyo ve televizyon alanında çoğulculuğun sağlanması yükümlülüğüne vurgu yapılmış ve söz konusu çoğulculuğun sağlanamadığı durumlarda demokrasiden bahsedilemeyeceği ifade edilmiştir. Anılan Anayasa değişikliği ve buna bağlı olarak yapılan kanuni düzenlemelerin amacının ülkemizdeki ifade ve basın özgürlüklerinin geliştirilmesi olduğu açıktır. Dolayısıyla frekans tahsisine ilişkin geçici fiilî durumun sürekli ve kalıcı bir nitelik kazanmasının amaçlandığı söylenemez.

3984 sayılı mülga Kanun'da sıralama ihalesinin hangi tarihte yapılacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Nitekim 2011 yılında yeni Kanun yürürlüğe girinceye kadar söz konusu ihale yapılmamıştır. 6112 sayılı Kanun'da ise frekans planlaması ve tahsis için açık hüküm yer almış ve karasal radyo yayınlarının sıralama ihalesi için son tarih olarak 3/9/2015 tarihi belirlenmiş ancak bugüne kadar bu yönde bir adım atılmamıştır. Bu sebeple ilk kez veya mevcut başvuruda olduğu gibi yeniden yayın yapmak isteyen yayıncı kuruluşlar sıralama ihalesi yapılmadığı için uzun süredir beklemektedir.

Anayasa Mahkemesi bu doğrultuda Bizim FM Radyo Yayıncılığı ve Reklamcılık A.Ş. kararında, radyo yayını yapmak amacıyla yapılan başvuruların RTÜK tarafından frekans tahsisine ilişkin sıralama ihalesi yapılamadığı gerekçesiyle reddedilmesinin ve frekans tahsisi için gerekenlerin yapılmamasının düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştiren yayın hakkını olumsuz olarak etkileyen yapısal bir sorun olduğunu tespit etmiştir. Kararda, ilgili kanunda emredici hükümler bulunmasına rağmen geçici rejimin sonlandırılmamasının fiilî olarak yayınlarına devam eden yayın kuruluşları ile yayın yapmak isteyen kuruluşlar arasında eşitsiz uygulamaların doğmasına neden olduğu ve bu durumun devam ettiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bahsi geçen kararda ayrıca ilgili kanun ve yönetmelik hükümlerinin, idari kararların ve mahkeme kararlarının başvurucunun yayına başlaması için kendisine ne zaman radyo frekansı verileceğini yeterli derecede öngörmesine imkân vermediğine ve bir bütün olarak öngörülebilirlik şartını yerine getirmediğine de vurgu yapmıştır. Son olarak frekans tahsisinin yapılamaması nedeniyle yeni kuruluşlara yayın izni verilmemesinin özellikle radyoculuk sektöründe rekabeti düşürme etkisine işaret edilmiş, yirmi dört yıl gibi oldukça uzun bir zaman diliminde ulusal medyanın çeşitliliğinin korunması yönünde tedbirlerin alınmamış olmasının bu alandaki rekabeti engellediği ve demokratik bir toplumda yaşamsal önemdeki ifade ve basın özgürlüklerine zarar verdiği kabul edilmiştir.

İlgili Kararlar

♦ (Bizim Fm Radyo Yayıncılığı ve Reklamcılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/11028, 18/10/2017)
♦ (İyi Haber Yayın Organizasyon Tic. A.Ş., B. No: 2014/13819, 10/1/2018)
♦ (Medya İzmir Basın Yayın Rek. San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2015/7019, 8/2/2018)
♦ (Sabah Yıldızı Radyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (2), B. No: 2015/3369, 8/2/2018)
♦ (Ömür Radyo Televizyon Ticaret Anonim Şirketi, B. No: 2015/14943, 21/2/2018)
♦ (İyi Haber Yayın Organizasyon Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/10782, 11/1/2024)

Düşünce Açıklamalarının İlgili ve Yeterli Gerekçe Olmaksızın Terör Propagandası Sayılması

Terör örgütleri, görüşlerinin toplum içinde yayılmasını ve fikirlerinin kökleşmesini hedefleyerek, bu amacın gerçekleşmesine yönelik her türlü vasıtaya başvurabilmektedirler. Terörün veya terör örgütlerinin propagandasının da söz konusu vasıtalardan biri olduğunda kuşku yoktur. Bununla birlikte Türk hukukunda terör ile bağlantılı her tür düşünce açıklaması değil, yalnızca terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandanın yapılması suç olarak kabul edilmiştir.

Terör veya terör örgütü ile bağlantılı olsa bile içinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan, terör örgütünün ideolojisi, toplumsal veya siyasal hedefleri, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşleri ile paralellik taşıyan düşünce açıklamaları terörizm propagandası olarak kabul edilemez.

Toplumsal ve siyasal ortama veya sosyoekonomik dengesizliklere, etnik sorunlara, ülke nüfusundaki farklılıklara, daha fazla özgürlük talebine veya ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici olsa bile açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir şekilde başkalarına aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün koruması altındadır.

Anayasa Mahkemesi, terörizmin soyut olarak propagandası ile propaganda sonucu provokasyonun gerçekleşmesi hâli arasında bir fark bulunduğu kanaatindedir. Terörizmin propagandası sonucu provokasyonun gerçekleşmesi hâlinde fail, işlenen suça suç ortaklığından veya eylem kanunlarda öngörülen başka bir suçu oluşturuyorsa o suçtan cezalandırılacaktır. Öte yandan propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak kabul edilmesi başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve özgürlükler üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeline sahiptir.

İlgili Kararlar

♦ (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015
♦ (Ali Gürbüz, B. No: 2013/724, 25/6/2015)
♦ (Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019)
♦ (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019)
♦ (Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019)
♦ (Meki Katar [GK], B. No: 2015/4916, 3/10/2019)
♦ (Esma Seydaoğlu, B. No: 2015/15566, 8/1/2020)
♦ (Zerga Öztürk, B. No: 2015/4556, 9/1/2020)
♦ (Berrin Baran Eker ve Muzaffer Özbek, B. No: 2015/11012, 9/1/2020)  
♦ (Çağrı Yılmaz, B. No: 2017/34463, 13/2/2020)
♦ (Hanifi Biçimli, B. No: 2013/6909, 24/2/2021)
♦ (Zeki Kaya, B. No: 2016/1264, 24/3/2021)
♦ (Ş.K., B. No: 2017/32720, 30/6/2021)
♦ (Mehmet Zeki Karataş, B. No: 2016/14088, 30/6/2021)
♦ (Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021)
♦ (Nejla Demirci, B. No: 2019/25823, 30/3/2022)
♦ (Cebrail Padak, B. No: 2019/41543, 15/6/2022)
♦ (Haci Boğatekin (6), B. No: 2020/3630, 19/10/2022)
♦ (M.T., B. No: 2019/5853, 15/5/2024)>
♦ (Salim Adanur (2), B. No: 2019/9275, 28/2/2024)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararları Nedeniyle İfade Özgürlüğünün İhlal Edilmesi

İfade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ilgilendiren konularda yapılan yargılamalar sonucunda verilen HAGB kararları neticesinde yapılan başvurulara ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022 kararında TBMM’ye çağrıda bulunarak ilgili kanuni düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Kararda özetle aşağıdaki tespitlere yer verilmiştir:

HAGB kararı sonrasında kişilerin daha sonra suçlu olma ve cezalandırılma ihtimallerinin varlığı devam etmektedir. Ceza tehdidi altında bulunmak, kişinin daha sonra düzenlenecek toplanma ve gösterilere katılma konusunda caydırıcı etki oluşturabilir. Bu nedenle HAGB kararı verilmiş olsa da hakka yapılan müdahale sonucunda kişinin mağduriyet statüsü devam etmektedir.

Anayasa Mahkemesi HAGB kararıyla sonuçlanan birçok başvuruda derece mahkemesi kararlarının ilgili ve yeterli gerekçe içermediği gerekçesiyle ifade ve basın özgürlüğü ya da toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gibi çeşitli temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği, adil yargılanma hakkının neredeyse tüm ilkelerini sistemsel biçimde yok sayılarak, usul güvencelerinin istismar edildiği kanaatine varmıştır.

HAGB kurumunu oluşturan mevzuatın başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin sürekli ihlallerine yol açan yapısal sorunlar ihtiva ettiği ve söz konusu sorunların kanun koyucunun düzenlemesi dışında bir yolla -söz gelimi yargı organlarınca yapılan yorumlarla- ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Mevcut durumda ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay, başvuruya konu tüm kararlarda uygulama alanı bulan HAGB kurumunun başvurucuların Anayasa'nın 26. ve 34. maddeleri ile korunan anayasal haklarına yönelik ihlallerinin önüne geçememiştir.

Anayasa Mahkemesi yaptığı tüm değerlendirmeler sonucunda eldeki başvurulara konu HAGB kurumunun uygulanmasından kaynaklanan müdahalelerin kanunilik ölçütünü sağlamadığı kanaatine ulaşmıştır.

İlgili Kararlar

♦ (Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022)
♦ (Deniz Yavuncu ve diğerleri [GK], B. No: 2018/5126, 23/2/2023)

Terör Propagandası ve/veya Terör Örgütüne Yardım Etme Nedeniyle Verilen Cezanın Zorunlu Toplumsal İhtiyaca Dayanmaması

Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Orantılılık ise bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir.

Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Şüphesiz somut olayda olduğu gibi mahkemece terör örgütünün propagandasının yapıldığı kabul edilen yayınların bireylere, bir kamu görevlisine ya da toplumun bir kesimine karşı şiddete teşvik mahiyetinde olması durumunda kamu otoritelerinin ifade özgürlüğüne müdahale konusunda takdir marjları çok daha geniştir. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir.

Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini de ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir.

Bu ilkeler doğrultusunda salt terör propagandasında kullanıldığı gerekçesiyle uygulamaya konulan toplatılan yayınların dağıtımı ve satışının yasaklanması gibi koruma tedbirlerine dayanılarak verilen mahkûmiyet kararlarının zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği derece mahkemeleri tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulamadığı takdirde ifade özgürlüğünün ihlali söz konusu olabilmektedir.

İlgili Kararlar

♦ (Cahit Baybariz ve Edep Tekin, B. No: 2015/15091, 22/7/2020)
♦ (Ayhan Ölmez ve diğerleri, B. No: 2015/15090, 11/2/2021)
♦ (Ş.K., B. No: 2017/32720, 30/6/2021)
♦ (Mehmet Zeki Karataş, B. No: 2016/14088, 30/6/2021)

Adli ve İdari Makamlara Şikayetler Bakımından İfade Özgürlüğü

Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları içinde bir denge kurmaktır.

Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yapılan müdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü; müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir.

Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.

Bu çerçevede adli veya idari makamlara sunulan ve kişilik haklarına saldırı içerdiği iddia olunan dilekçelerde başvurucuların Anayasa'nın 36. ve ilgili diğer maddelerinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile davacının Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekir.

Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifade özgürlüğünün karşı karşıya geldiği durumlarda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir:

i. Hak arama hürriyetinin kullanılmasını haklı gösterecek -oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- emarelerin varlığı

ii. Hak arama hürriyetinin sırf üçüncü kişilere zarar vermek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı

iii. Hak arama hürriyetinin kamu görevlilerine karşı görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı

iv. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef alınan kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığı

v. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında dile getirilen ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri

Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır. Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir.

İlgili Kararlar

♦ (Yavuz Tekelioğlu, B. No: 2015/10606, 26/12/2018)
♦ (Meral Özata Özgürol, B. No: 2015/2326, 26/12/2018)
♦ (S.A., B. No: 2015/19664, 7/2/2019)

Dini Değerlere Hakaret İçeren İfadeler Nedeniyle Cezalandırılma

Anayasa'nın 24. maddesinde yer verilen din ve vicdan özgürlüğü Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik devletin vazgeçilmez unsurlarındandır. Din ve vicdan özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden biri olmasının kökeninde dinin hem bir dine bağlı olan bireyler tarafından hayatı anlama ve anlamlandırmada başvurdukları temel kaynaklardan biri olması hem de toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli bir işlev görmesi bulunmaktadır.

Bu kapsamda devlet, meşru olarak başkalarının din ve vicdan özgürlüğü hakkına saygı ile bağdaşmayan bazı davranışların cezalandırılmasını gerekli görebilir. Devletin başkalarının din ve vicdan özgürlüğüne saygı ile bağdaşmayan saldırılar çerçevesindeki ifade özgürlüğünü düzenleme konusunda belli bir takdir payı vardır.

Nitekim 5237 sayılı Kanun'un 216. maddesinin (3) numaralı fıkrasında halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerlerin alenen aşağılanmasını suç olarak düzenlemiş olup bu suçla korunan hukuksal değerlerden birisi de başkalarının din ve vicdan özgürlüğü hakkıdır. Kanun koyucu bu bağlamda ifade özgürlüğünün başkalarının din ve vicdan özgürlüğüne saygı hakkı üzerindeki etkilerini dikkate alarak bu konularda ifade özgürlüğü sınırlarını aşan eleştirilerin cezalandırılmasını öngörmüştür.

Bununla birlikte bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığı denetlenmelidir. Buna ek olarak müdahalenin orantılı olup olmadığına istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik durumu kontrol edilerek karar verilmelidir.

Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü kapsamında; dinî inançlar bağlamında meseleye yaklaşıldığında kamusal bir tartışmaya katkı sunma kapasitesi olmaksızın başkaları için temelsiz biçimde yaralayıcı nitelik taşıyan, saldırgan ve yakışıksız ifadelerden kaçınma yükümlülüğü söz konusudur. Bununla birlikte çatışan hakların dengelenmesinde ifadelerin bağlamından kopartılmaksızın ele alınması da dengelemede önemli bir unsurdur.

Kural olarak demokratik bir toplumda saygı gösterilen dinî inanç ya da sembollere karşı uygun olmayan saldırıların önlenmesi ve hatta gerektiğinde cezalandırılması, alınan tedbirlerin izlenen meşru amaçlarla orantılı olması koşuluyla gerekli görülebilir. Bu konuda derece mahkemelerinin belli bir takdir payı söz konusudur. Ancak bu takdir payı sınırsız olmayıp ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin ikna edici bir biçimde gerekçelendirilmesi gerekir. Anılan takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir.

İlgili Kararlar

♦ (Mehmet Emre Döker, B. No: 2015/486, 19/9/2018)
♦ (Ufuk Çalışkan, B. No: 2015/1570, 7/3/2019)

İddia ve Savunma Dokunulmazlığı Kapsamındaki İfadeler Nedeniyle Cezalandırılma

Devletin bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma dokunulmazlığı ve ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir.

Bazı durumlarda avukatların ifade açıklamaları ile adil yargılanma hakkı arasında yakın bir ilişki ortaya çıkabilir. Bu nedenle bir ceza davasındaki müdafinin ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda demokratik bir toplumda bu tür bir açıklamaya yapılacak müdahalelerin çok istisnai durumlarda gerekli olduğu kabul edilebilir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarında belirtildiği üzere hukuk devletinin olmazsa olmaz koşulu olan “bağımsız yargı”, yargının olmazsa olmaz koşulu olan “savunma” ile birlikte anlam kazanır. Savunma “sav-savunma-karar” üçgeninden oluşan yargının vazgeçilmez ögesidir. Adaletli bir yargılamanın varlığı, ancak avukatın etkin katılımıyla sağlanabilir.

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı uyarınca herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmalarını sunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir.

Avukatlar tarafından söylenen sözlerin ya da yazılı olarak yapılan beyanların bu söz ya da beyanların yapıldığı bağlam içinde değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede avukatlar tarafından söylenen sözlerin yapılan konuşmanın tamamı dikkate alınarak ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir.

Meslek kuralları gereğince avukattan iddia ve savunma araçlarını kullanırken ölçülü olması ve mesleğe yaraşır biçimde hareket etmesi beklenir. Ancak bu beklenti avukatı kullanacağı her sözcüğü ölçüp tartmaya, fikir beyanında bulunmaktan kaçınmaya sevk edecek boyuta ulaşmamalıdır.

Avukatların savunma esnasındaki sözlerinden dolayı cezai takibata maruz kalmalarının müvekkillerinin çıkarlarını hararetle savunma görevi üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği de gözönüne alınmalıdır. Bu kapsamda avukatların mesleklerinin icrası sırasındaki ifade özgürlükleri bağlamında ceza soruşturmalarına -verilen cezalar hafif olsa da- ancak istisnai durumlarda başvurulmalıdır.

İlgili Kararlar

♦ (Keleş Öztürk, B. No: 2014/15001, 27/12/2017)
♦ (Kenan Gül, B. No: 2015/17892, 19/2/2019)
♦ (Bayram Akın, B. No: 2015/19278, 7/3/2019)
♦ (Çelebi Kutlu, B. No: 2017/38612, 21/4/2021)
♦ (Samet Çelikçapa, B. No: 2018/14878, 26/5/2022)
♦ (Cengiz Şimşek, B. No: 2018/19950, 13/9/2022)
♦ (Nesrin Çetinkaya ve Serhat Çetinkaya, B. No: 2019/8563, 8/6/2023)
♦ (Barzan Demirhan, B. No: 2019/40007, 7/3/2024)

Sanatsal ve Bilimsel İfade Özgürlüğünün Korunması

İfade özgürlüğünün özel bir türü olan bilim ve sanat özgürlüğü de Anayasa'nın 27. maddesinde özel olarak korunmuştur. Bu bağlamda Anayasa’nın 26. maddesi ve daha özel olarak da 27. maddesi, bilgi ve fikir edinme ve düşünceleri yayma kapsamında sanatsal ifade özgürlüğünü de içerir ve bu anayasal güvenceler her tür kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikrin açıklanmasına, yayılmasına, değiş tokuşuna katılma fırsatı yaratır. Mevcut başvuruya konu film gibi eserleri yaratan ve yayımlayan kişiler fikir ve görüşlerin yayılmasına önemli bir katkıda bulunmaktadır, dolayısıyla da sanatsal eserler demokratik bir toplum için büyük önem taşır. Bu nedenle devlet, sanat eserini yaratan kişilerin ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü konusunda daha hassas davranmalıdır.

Sanatsal çalışmalar çoğu defa birden fazla anlama gönderme yaparlar ve bu sebeple de ortaya koydukları mesaj kolaylıkla tespit edilemeyebilir. Ayrıca sanatsal ifadelerin yorumları da kişiye göre farklılaşabilir. Dolayısıyla sanatsal ifadelerin ifade özgürlüğünün diğer kategorilerinden farklılaşması mümkündür. Ayrıca sanatsal ifadeler belirtilen ifade türlerine göre çoğunlukla daha “kışkırtıcı” veya “rahatsız edici” olabilir.

Anayasa, sanat eserleri yönünden sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemektedir. Genel ahlakın korunması, ifade özgürlüğünün sınırlandırılma sebepleri arasında sayılmıştır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinde, çocukların korunmasına ilişkin her türlü tedbirin alınmasından ve çocukların istismar ile her türlü şiddete karşı korunmasından devlet sorumlu tutulmuştur.

Örnek olarak karmaşık ve muğlak bir olgu olan müstehcenlik gerekçesiyle bir eserin yayımlanmasına müdahalede bulunulurken yargı erklerinin yapacakları değerlendirmelerde sanat alanının veya eserin özelliklerine, müstehcen olduğu değerlendirilen kısımların ifade edildiği bağlama, yazarın kimliğine, yazılma zamanına, amacına, hitap ettiği kişilerin kimliklerine ve onların estetik anlayışlarına, eserin muhtemel etkilerine ve eserdeki diğer ifadelerin tamamına bir bütün olarak bakılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.

Bilim özgürlüğü ise en eski ve köklü özgürlük alanlarından biri olarak insan onurunun ve değerinin temelinde yer alan düşünme, merak etme, arama ve ona uygun faaliyette bulunma eğiliminin bir sonucudur. İnsanlık ancak bu özgürlük alanının varlığı hâlinde doğru bilgiyi sorgulayabilecektir. Dolayısıyla ifade özgürlüğünün sahip olduğu güvencelerin yalnızca doğru olduğu kabul edilen ifade ve bilgilerle sınırlı olmadığının farkında olunması gerekir. Nitekim bilim özgürlüğü, Anayasa’nın 27. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre herkes öğrenme, öğretme, açıklama, yayma ve araştırma hakkına serbestlik temelinde sahiptir. Bu anlamda öğretim elemanlarının yürüttükleri derslerde, ilkesel olarak Anayasa'da ifadesini bulan öğretme hakkı kapsamında ifade serbestliğine sahip olduğu söylenebilir.

Şüphesiz bilim insanlarının ve akademisyenlerin her söylediklerinin mutlak anlamda doğru olduğu söylenemez. Bununla beraber birbirlerinden farklı, alternatif bakışların herkes için daha doğru düşünme imkânı yarattığı, üzerinde uzlaşılmış bir gerçektir. Bilim alanında uygulanan yöntemleri yanlışlamaya girişen bilim insanlarının açıklamaları ile aslında eleştirilerinin odağında ki yöntemleri kullanan diğer bilim insanlarını kötülediklerinin veya töhmet altında bıraktıklarının kabul edilmesi toplumsal tartışmaları imkânsız hâle getirir. İfade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir. Bu nedenle birey ve toplum hayatı için hayati meselelerin tartışılması bağlamında açıklanan ifadelerin -bilhassa herhangi bir özel kişiye yönelik olmadığında- sert olmasına ve polemik içermesine daha fazla tolerans gösterilmeli, sert olması ifade açıklamalarına yapılan müdahalelerin gerekçesi olarak kullanılmamalıdır.

İlgili Kararlar

♦ (İrfan Sancı, B. No: 2014/20168, 26/10/2017)
♦ (Mehmet Ali Gündoğdu ve Mustafa Demirsoy, B. No: 2015/8147, 8/5/2019)
♦ (Mehmet Aksoy [GK], B. No: 2014/5433, 11/7/2019)
♦ (İrfan Sancı (2), B. No: 2018/5652, 30/3/2022)
♦ (Mutia Canan Karatay (2), B. No: 2018/6707, 31/3/2022)
♦ (Hasan Mor, B. No: 2019/20996, 25/5/2022)
♦ (Mutia Canan Karatay (3), B. No: 2020/4999, 30/3/2023)

Kamu Görevlilerinin İfade Özgürlüğünün Sınırlanması

Sendikal veya diğer faaliyetler kapsamında kullandıkları ifadeler nedeniyle kamu görevlilerine verilen disiplin cezaları da ifade özgürlüğüne müdahale biçimlerinden birisini oluşturmaktadır. Sözgelimi bir siyasi partinin basın açıklamasına katılan bir kamu görevlisine uygulanan disiplin cezasının “ifade özgürlüğüne müdahale niteliği taşıdığında şüphe bulunmamaktadır.

Aynı zamanda birey olan devlet memurları, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik gibi, demokratik toplumun temel ilkelerinin korumasından yararlanırlar. Başka bir deyişle görevine yansıtma, şiddete teşvik etme veya demokratik ilkelerin reddi söz konusu olmadığı sürece, ifade özgürlüğü çerçevesinde dile getirilen bazı görüşler veya bunların dile getirilme biçimi yetkili makamların gözünde kabul edilemez olsa dahi ifade özgürlüğünün korumasından yararlanırlar.

Memuriyet güvenceli bir şekilde asli ve sürekli olarak ifa edilen bir kamu hizmeti olup sade vatandaşlara göre daha fazla kısıtlama içermektedir. Devlet memurları söz konusu olduğunda görüşlerin dengeli ve siyaseten yansız olarak açıklanıp açıklanmadığı, kişisel tavırlar sergilenip sergilenmediği ve tarafsızlıklarının güvence altında olup olmadığı ifade özgürlüğü incelemesinde değerlendirmeye alınır. Bu bağlamda bulunduğu konum ve görev yaptığı alan memurun ödev ve sorumluluk derecesini belirlemede kamu gücünü kullanan makamların bir takdir marjı bulunmaktadır.

Devletin kamu hizmetinde çalışan memurlarına bir bağlılık görevi getirmesi, ödev ve sorumluluklar yüklemesi memurların statüleri gereği meşru kabul edilebilir bir durumdur. Fakat devlet memurlarının da birer birey olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlere sahip olma haklarının bulunduğu şüpheden uzaktır.

İlgili Kararlar

♦ (Hasan Güngör, B. No: 2013/6152, 24/2/2016)
♦ (Hulusi Özkan, B. No: 2015/18638, 15/11/2018)
♦ (Hasan Güngör (2), B. No: 2015/1554, 25/12/2018)
♦ (Tuncer Yığcı, B. No: 2015/5402, 6/2/2019)
♦ (Zeki Çınar, B. No: 2016/3585, 12/6/2019)
♦ (Elif Özkan, B. No: 2018/7757, 8/6/2021)
♦ (Hüseyin Ömer Volkan Çiçek, B. No: 2017/39464, 23/2/2022)
♦ (Lale Çalıkoğlu, B. No: 2018/36354, 18/10/2022)
♦ (Ayten Alkan, B. No: 2018/34421, 12/1/2023)

İfade Özgürlüğünü Koruyan Bir Ortamın Sağlanmaması Nedeniyle Devletin Pozitif Yükümlülüklerinin İhlali

İfade özgürlüğü alanında devletin pozitif yükümlülüklerinin dayanağını demokrasinin korunması ile kişinin temel hak ve hürriyetlerinin sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engellerin kaldırılmasına, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartların hazırlanmasına çalışmayı devletin temel amaç ve görevleri arasında sayan Anayasa'nın 5. maddesi oluşturmaktadır. Anılan madde gözetildiğinde ifade özgürlüğünün etkin kullanımı konusunda yazar ve gazeteciler için etkin bir koruma sistemi oluşturularak ilgililerin düşüncelerini -bunlar resmî makamlar veya kamuoyunun önemli bir kesimi tarafından savunulanların aksine olsa hatta onlar için şaşırtıcı veya rahatsız edici nitelikte olsa bile- korkusuzca ifade etmelerine imkân sağlayacak tedbirlerin alınması, kişilerin toplumsal tartışmalara katılımı için uygun bir ortamın yaratılması devletin ifade özgürlüğü alanındaki pozitif yükümlülüklerinin önemli bir parçasıdır.

Örnek olarak Anayasa Mahkemesi, azınlık hakları konusundaki çalışmalarından ötürü ölüm tehditleri almasından sonra adli makamların etkisiz soruşturma ve kovuşturmaları nedeniyle başvurucunun güvenle yürütebileceği bir yazın ortamının varlığından söz edilemeyeceği kanaatiyle, etkisiz yargısal süreçlerin başvurucunun düşünce açıklamaları üzerinde caydırıcı bir etkisinin olduğu kabul edilmiş ve  ifade özgürlüğü kapsamında devletin pozitif yükümlülüklerinin gereğinin yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

İlgili Kararlar

♦ (Baskın Oran, B. No: 2014/4645, 18/4/2018)

Özel Hukuk Uyuşmazlıklarının Çözümünde İfade Hürriyeti Yönünden Devletin Pozitif Yükümlülüklerinin İhlali

Pozitif yükümlülükler özel hukuk kişilerinin birbirleri ile olan uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulmasını, söz konusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesini de gerektirir.

Örnek olarak hizmet sözleşmesine bağlı olarak çalışan bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan haklarına yönelik müdahale iddiası içeren uyuşmazlıklarının karara bağlandığı davalarda derece mahkemelerince söz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, müdahalenin işverenin meşru amacıyla ölçülü olup olmadığı değerlendirilmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır.

Derece mahkemelerince tarafların çıkarları dengelenirken ve müdahalenin ölçülülüğü irdelenirken iş sözleşmelerinde kısıtlayıcı ve zorlayıcı düzenlemelerin ne şekilde belirlendiği, çalışanların temel haklarına yönelik müdahalede bulunulmasına neden olan meşru amacın müdahale ile ölçülü olup olmadığı, sözleşmenin feshinin çalışanların eylem ya da eylemsizlikleri karşısında makul ve orantılı bir işlem olup olmadığı somut olayın koşullarına göre ele alınmalıdır. Ayrıca yargılamalar sırasında gerçekleştirilen işlemlerin ve neticede verilen kararın gerekçesinin bizatihi ifade özgürlüğüne ilişkin bir müdahale oluşturmaması için derece mahkemelerince gereken özen gösterilmelidir.

Anayasa Mahkemesi, örnek olarak, haklı fesih hükümleri kapsamında işten çıkarılmaya ilişkin şikâyetlerin yapıldığı başvurularda, Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün korunmasında kamu otoritelerinin üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemeleri durumunda kamu otoritelerinin sorumluluğunun gündeme gelebileceğini belirtmiştir. Buna ek olarak Anayasa’nın 26. maddesinin getirdiği güvencenin, yerine getirilen görevle bağlantılı bir şekilde genel olarak özel sektörde çalışanların, işverenleri hakkında yaptıkları beyanları da kapsadığını belirtmiştir. Mahkeme, bu noktada görevinin, birey ve toplumun yarışan menfaatleri arasında kamu otoritelerinin gözetmesi gereken dengenin adil kurulup kurulmadığını belirlemek olduğunu vurgulamıştır.

İlgili Kararlar

♦ (Volkan Çakır, B. No: 2017/35488, 7/4/2021)  
♦ (Gülbiz Alkan, B. No: 2018/33476, 7/10/2021) 
♦ (Kasim Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2019/33243, 4/7/2022)
♦ (Musa Dayan, B. No: 2019/33240, 31/1/2023)
♦ (Hülya İnan, B. No: 2019/10642, 11/1/2023)
♦ (Oğuz Kurumlu, B. No: 2019/12167, 11/1/2023)
♦ (İdil Alakuş Dere, B. No: 2019/38252, 11/1/2023)
♦ (Nuran Müzeyyen Korkut, B. No: 2019/19160, 1/3/2023)
♦ (Sonay Tezcan ve Kardelen Yoğungan, B. No: 2018/24097, 2/5/2023) 
♦ (Ayhan Deniz ve diğerleri [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023)
♦ (Mehmet Ekizler, B. No: 2022/58456, 18/4/2024)  
♦ (Serap Aslan Acet, B. No: 2020/38733, 2/5/2024)
♦ (Şükrü Kocabaş, B. No: 2020/12353, 18/7/2024)  

Basın İlân Kurumu Tarafından Yayın Organlarına Verilen Resmi İlân ve Reklamların Kesilmesi

Anayasa Mahkemesi ulusal gazetelerin yayımcısı olan başvurucuların gazetelerinde yayımlanan bazı haber ve köşe yazıları nedeniyle Basın İlan Kurumunca (BİK) çeşitli sürelerde resmî ilan ve reklamlarının kesilmesine karar verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkin Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2016/5903, 10/3/2022 pilot kararını vermiştir.

Bu kararda özet olarak şu tespitler yer almaktadır:

Söz konusu müdahalelerin dayanağı 195 sayılı Kanun'un 49. maddesidir. Anayasa Mahkemesi daha önce Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Mat. Rek. Ltd. Şti. (3) ve Estetik Yayıncılık Anonim Şirketi kararlarında kanunilik yönünden daha ileri bir değerlendirme yapmadan bu kanun maddesinin uygulanması bakımından bazı anayasal sorunların bulunduğunu tespit etmiştir. Buna karşın Anayasa Mahkemesinin önüne gelmeye devam eden benzer başvurularda sorunlu uygulamanın süreklilik arz ettiğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, 195 sayılı Kanun'un 49. maddesini müdahalenin kanuniliği kriteri yönünden daha detaylı incelemiştir.

195 sayılı Kanun'un 49. maddesinde hangi fiillerin ne şekilde cezalandırılmaya konu olacağı hususunun tamamen BİK'in yetkisine bırakıldığı, BİK tarafından alınan Genel Kurul kararları ve bununla birlikte Yönetim Kurulu kararları için çerçeve hükümler düzenlenmediği ve sınırları belirsiz bir düzenlemeye kanun yoluyla imkân tanındığı açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmesini imkânsız kılan 195 sayılı Kanun'un 49. maddesinde yer alan kuralın öngörülebilirlik koşulunu sağlamadığını belirtmiştir.

Sonuç olarak başvurulara konu müdahalelerin kanunilik ölçütü yönünden Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri ile korunan hakları ihlal ettiği ve ihlalin ifade ve basın özgürlüklerinin korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip olmaması nedeniyle doğrudan kanundan kaynaklandığına hükmedilmiştir.

İlgili Kararlar

♦ (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015)
♦ (Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (3), B. No: 2016/5653, 9/1/2020)
♦ (Estetik Yayıncılık A.Ş. (2), B. No: 2017/30591, 13/1/2021)
♦ (Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2016/5903, 10/3/2022)

Radyo ve Televizyon Yayıncılığına İlişkin Sınırlamalar

Anayasa Mahkemesine göre ifade özgürlüğü, yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil; iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Bu bağlamda basılıp çoğaltılabilen kitle iletişim araçlarından farklı ve daha etkin bir konumda bulunan radyo ve televizyon yayınlarının, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. İfade özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimi kapsamında sınırlanabilen bir hak olmakla birlikte “radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanması” ifade özgürlüğüne mahsus bir düzenleyici sınırlama biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat bu sınırlamanın da “yayımını engellememek kaydıyla” yapılabileceği Anayasa’da açıkça vurgulanmış bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’ne göre gibi işitsel ve görsel kitle iletişim araçları haber ve fikirlerin iletilmesinde basılıp çoğaltılabilen araçlara göre çok daha önemli bir role sahiptir. Özellikle mesajların ses ve görüntü ile iletilmesinden kaynaklanan gücü nedeniyle bu tür medya organları, basılı eserlerden çok daha hızlı ve güçlü etkiye sahiptir.

Türkiye’de radyo ve televizyon yayınları bakımından yayın lisansları Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından verilmektedir ve bu kurum tarafından mevzuata aykırılık nedeniyle yayın durdurma da dâhil olmak üzere idari yaptırım uygulanabilmektedir. RTÜK tarafından uygulanacak herhangi bir idari yaptırım ifade özgürlüğüne müdahale oluşturacaktır. Bu noktada ifadenin içeriği kadar radyo ve televizyon yayıncılığına ilişkin belirlenen kurallara aykırılık nedeniyle yaptırım uygulanması durumunda da bir müdahale söz konusudur.

İfade özgürlüğünün kullanımında en yaygın kullanılan ifade araçlarından olan televizyon, diğer ifade araçlarına kıyasla daha geniş kitlelere ulaştığından küçüklerin korunması, ayrımcılığın önlenmesi, içerik çeşitliliğin ve medyada çoğulculuğun korunması gibi amaçlarla daha sıkı düzenlemelere tabi tutulabilir. Bu kapsamda ilk olarak belli türdeki programların, yayınının yapılabileceği saat aralıklarının sınırlandırılması, program hizmetlerinin içeriği hakkında izleyicileri sesli veya yazılı olarak bilgilendiren koruyucu sembol sisteminin usul ve esaslarının belirlenerek televizyon kanalları tarafından kullanılmasının zorunlu tutulması şeklindeki düzenlemeler makul görülebilir. Medya hizmet sağlayıcıları, yayın hizmetlerini yerine getirirken belirli ilkelere uymakla yükümlü tutulabilir. Bununla birlikte anılan yükümlülüklere uyulmaması nedeniyle ifade özgürlüğüne yapılacak müdahalenin hangi temele dayandığının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulması gerekir.

Bu alanda ayrıca devam eden ceza soruşturmaları kapsamında yayım yasağı konulabilmesine imkân veren bir kanuni düzenlemenin bulunmaması nedeniyle de Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı verilmiştir.

İlgili Kararlar

♦ (R. V. Y. A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015)
♦ (Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019)

♦ (A Dokuz Televizyonu Dijital Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2016/13960, 30/3/2022)

Koruma Tedbirlerinin Uygulanması Aracılığıyla İfade Özgürlüğünün İhlal Edilmesi

Koruma tedbirleri, soruşturma ve kovuşturma sürecinde bir temel hakkı hükmün kesinleşmesinden önce kısıtlayan, geçici, gecikemez ve kural olarak hâkim kararını gerektiren tedbirlerdir. Başlıca iki amacı sağlamak üzere koruma tedbirlerine karar verilmektedir. Bu amaçlardan ilki daha sonra tesis edilecek hükmün kâğıt üstünde kalmasına engel olmak yani hükmün infaz edilebilirliğini sağlamak; ikincisi ise maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmektir. Koruma tedbiri kararlarının kişilerin bireysel başvuru kapsamındaki haklarından bir veya daha fazlasının ihlal edilmesi sonucunu doğurması mümkündür.

Koruma tedbirlerinin uygulanması suretiyle kişilerin anayasal haklarına yapılan müdahaleler nedeniyle meydana gelen zararların ağırlığının tespit edilmesi gerekir. Bunun için koruma tedbiri yoluyla yapılan müdahalelerin sonuçlarına eğilmek gerekir. Anayasa Mahkemesi olayın somut koşullarında koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan ağır veya aşırı sonuçlara yol açıp açmadığını, ağır sonuçlara yol açmış ise böyle bir zararın kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanıp sağlanmadığını denetleyecektir.

Bu bağlamda tüm koruma tedbirlerinin geçici olduğu unutulmamalıdır. Herhangi bir tedbirin ilanihaye veya herhangi bir kriterden bağımsız olarak süreklilik arz eder biçimde uygulanması mümkün değildir. Tedbirin geçici olması, tedbirden beklenen amacın hasıl olmasını müteakip sonlanacağı anlamına gelir.

Bununla bağlantılı olarak geçen sürenin uzaması nedeniyle koruma tedbirinin anayasal haklar üzerinde giderek ağırlaşan bir baskıya neden olacağı açıktır. Koruma tedbiri süresinin uzaması oluşan mağduriyeti artırıyor, müdahaleden önceki hâle dönülmesini güçleştiriyor veya imkânsız hâle getiriyorsa koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu sonucuna varılabilir.

Koruma tedbirinin süresi müdahalenin ağırlığının tartılmasında dikkate alınması gereken bir faktördür. Bu sebeple bir koruma tedbirinin anayasal bir hakka anlık olarak mı müdahalede bulunduğu yoksa süregelen bir müdahalenin mi söz konusu olduğu gözönünde bulundurulacaktır. Bilhassa süregelen bir koruma tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğünün anlaşıldığı durumlarda tedbir nedeniyle müdahale edilen anayasal hakların ihlali söz konusu olabilir.

Koruma tedbirleri ile anayasal haklara yapılan müdahalelerin keyfî veya öngörülemez olmaması için bazı güvenceler sağlanmalıdır. Müdahale teşkil eden tedbirlerin özellikle kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının kişilere tanınmış olması gerekir. Söz konusu usul güvencelerinin mevzuatta yer almaması, yer aldığı hâlde uygulanmaması veya etkisizleşmesi koruma tedbirlerinin müdahale ettiği anayasal hakları ihlal eder.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında koruma tedbirlerini inceleme bakımından temel görevi başvurucuya kimi usule ilişkin olmak üzere yukarıda değinilen güvencelerin sağlanıp sağlanmadığını belirlemekten ibarettir. Diğer bir deyişle koruma tedbirlerinin anayasal haklara müdahale ettiği yönündeki şikâyetlerin incelenmesinde Anayasa Mahkemesinin denetiminin oldukça sınırlı bir alanda gerçekleşeceğini kabul etmek gerekir.

İlgili Kararlar

♦ (Nurcan Kaya, B. No: 2019/39847, 25/1/2024)